<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1131842960591630400</id><updated>2012-02-16T00:09:32.053-08:00</updated><category term='Ah Şu Beynimiz'/><title type='text'>beyin doktoru</title><subtitle type='html'>www.beyindoktoru.com</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Dr.Güçlü Ildız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01733662366142302788</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>26</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1131842960591630400.post-4294766438790820879</id><published>2008-12-19T15:23:00.000-08:00</published><updated>2008-12-19T15:28:23.163-08:00</updated><title type='text'>AKIL</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Hastalıklar, akıldan ileri gelir. Japon Atasözü&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyni olan her canlı, türüne ait üstün özelliklerini beyinlerinden alır. Başka bir değişle, beyin; türün üstün özelliklerine göre yapılanmıştır. Meşhur kuş beyninin en çok gelişim gösteren bölümü, denge merkezidir. Bu sayede uçma eylemini gerçekleştirebilir. İnsanın en çok gelişim gösteren bölümü ise, beyin ön bölgesidir(prefrontal cortex).&lt;br /&gt;İnsanı diğer canlılardan üstün kılan akıl özelliği, beyin ön bölgesinin çalışmasıyla ortaya çıkar. Milyarlarca beyin hücresi, sayıları trilyonlara varan yollarla birbirlerine bağlanarak oluşturduğu ağ sistemiyle, insan aklına yön verir. Bu sayede insan düşünebilir. Bu nedenle insan özelliğini kazanabilmek için aklı kullanmak gerekir.&lt;br /&gt;10 kolu bulunan ırmağın 100 kolu olsaydı, su baskınına daha dirençli olurdu.&lt;br /&gt;Aynı bahçede bulunan meyve ağaçları arasındaki verimlilik oranı, dal sayısıyla ölçülür.&lt;br /&gt;Bu örneklere benzer biçimde; beyin ön bölgesindeki ağ sisteminin yoğunluğu, aklın kullanım ölçüsünün göstergesidir. Bu bölgede bulunan hücre sayısını arttıramazsınız ancak yaşınız kaç olursa olsun, hücrelerarası bağlantı sayısına etki ederek akıl özelliklerinizi geliştirebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKIL ÖZELLİKLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Öz odurki dağın arkasını göre, akıl odurki başa geleceği bile… Türk atasözü&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklın temel özelliği, gelecekle ilgili öngörüde bulunabilmedir. Bunun için eldeki veriler çok iyi analiz edilmeli, ayrıntılı düşünme sistemiyle neden-sonuç ilişkisi kurulabilmelidir. Hatalardan ders çıkartabilme yetisi, bu özelliklerin oluşumuna katkıda bulunur.&lt;br /&gt;Kişiye özel akıl sisteminin gelişmesi için sorgulama ve araştırma özelliklerinin olması gerekir. Aklın ölçüsü, içerdiği evrensel öğelerle değer kazanır. Üniversitenin sözcük anlamı olan universal, evrensel değiminden gelir. Bu nedenle üniversitelerde evrensel gerçeklik değerleri, akıl özellikleri olan sorgu ve araştırmalarla, aranır. Akıl, evrensel değerlere yaklaştıkça üstünlüğü artar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKLIN GELİŞİM ÖLÇÜSÜ BELİRLEYEN ETMENLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlük rutin işlerin dışına çıkmayan; benzer yeme, içme, eğlence, seks davranışları gösteren; toplumun ona uygun gördüğü davranış biçimlerini sorgulamadan kabullenip uygulayan ve değişmeyen sosyoekonomik şartlar içinde yaşayan insanların beyinlerindeki ağ sistemi yoğunluğu ilerleyen yaşla birlikte hızla azalır. Toplumsal kabullere ters düşme ve sosyal durumun kaybedilmesi korkusuyla sorgulama ve araştırma özelliklerini kullanmayan insanlar, güvende olma ve sahip olma durumunu sürekli yaşamak isterler. Güvende olma ve sahip olma durumu, hayvanların içgüsel özellikleridir. Oysa insanlar, aklı kullanma ölçüsünde hayvanlardan ayrılır. Yeme, içme, cinsellik, sahip olma, güvende olma duygularını tatmin etme üzerine kurulu bir yaşamı seçen insanların akıl özelliklerini yeteri kadar kullanamadıkları açıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağımlılık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağımlılık derecesi, sahip olduklarından vazgeçebilme ölçüsüyle ilgilidir. Bağımlılık derecesiyle beyin ön bölgesinin sinirsel ağ yoğunluğu arasında doğrudan bir ilişki vardır. Ağ yoğunluğu derecesi, duyarlılık düzeyiyle açıklanabilir. Duyarlı çalışma özellikleri gösteren beyin ön bölgesine sahip kişilerin akıl özelliklerini yeteri kadar kullanamadıkları görülür. Ağ yoğunluk derecesi ya da duyarlılık düzeyi, bağımlılık derecesini belirler.&lt;br /&gt;Duyarlı çalışma özelliği gösteren beyin, açtır. Dopamin, adrenalin, kortizol ve benzeri hormonlar; duyarlılığı geçici olarak azaltırlar. Kişi, bu hormonları salgılatıcı davranış özellikleri göstererek açlıklarını gidermek ister. Örneğin, dikkat eksikliği olan çocuk heyecanlı bir uğraşta (bilgisayar oyunu) dikkatini uzun süre verebilir. Heyecan ile elde ettiği adrenalin ve dopamin, beyin ön bölgesinin duyarlı çalışma özelliklerini geçici sürede düzelterek dikkatini sürdürmesini sağlar. Heyecan bitince dikkat tükenir. Dikkat ile birlikte diğer beyin ön bölge özellikleride yeterince işletilemez.&lt;br /&gt;Çalışma özelliklerinin düzeltilmesini isteyen beyin, kendini besleyen madde ve olaylara kişiyi yönlendirir. Gelişen bağımlılık sistemleri beyinde belirli sinir yollarının kullanımını arttıracak ancak yeni edinilmesi gereken deneyimlerin oluşturacağı ağ sistemlerinin gelişimine engel olacaktır. Irmağın kol sayısı artmayarak sabit kalacak, bir su baskınında ciddi zararlar ortaya çıkacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şartlanma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştıran, sorgulayan beyinde ağ sistemleri ya da alternatif düşünce biçimleri gelişim gösterir. Kişi, toplumun ona biçtiği rolu sorgusuz kabul ettiğinde beyin ön bölge ağ sistemi gelişimi sağlanamayacak, var olan yapısal özellikler korunarak gelişim göstermediğinden yeni gelişen olaylara uyum sağlanamayacak ve sonuçta akıl özellikleri gelişimi sekteye uğrayarak sabit fikirli, muhafazakar kişilik özellikleri korunacaktır. Uyum sorunu olan sabit fikirlileri bekleyen en önemli tehlike, stres altında ya da sel baskınında gelişimi kolaylaşan genetik hastalıklara yatkınlık artışı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genetik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genetik hastalıklar, akıl özelliklerini yeterli ölçüde kullanamayan ataların mirasıdır. Hem vücudun üst düzey kontrolü hem de akıl özelliklerinin oluşumunu sağlayan beyin ön bölgesi, hayvanlarda akıl özellikleri olmadığından daha korunur yapıda kalmış olup kronik hastalık gelişim riski doğal ortamlarında ortaya çıkmamaktadır. Stres altında gelişen kronik hastalıkların nedeni, beyin ön bölgesinin akıl ve iç organların çalışması üzerine varolan denetim özelliğindendir. Akıl özelliklerinin yeterli kullanılmaması ya da şartlanmış beyinlerde kronik hastalık gelişimi klaylaşacak ve kazanılan bu özellik genler yoluyla torunlara miras olarak aktarılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annenin hamilelikte geçirdiği hastalıklar ve stres, dğum sorunları, bebeklik dönemi ateşli hastalıkları, özellikle son 100 yıl içinde artan ağır metal etkisi, kafa darbeleri; beyin ön bölge çalışma özelliklerini etkileyerek insanın akıl gelişimi önünde engel oluşturan etmenler arasında yer alırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKIL GELİŞİMİNİN SAĞLANMASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikli hedef “idrak” olmalıdır. Kişi, akıl zaafiyeti olduğu idrakını kabul etmeli ve sorumluluğu kendi üzerine almalıdır. Bu, motivasyon(güdülenme) için gereklidir. Çünkü akıl, uzun süreli motivasyonu sağlamaya yeterli olamaz. Olsaydı, zaafiyeti olmazdı.&lt;br /&gt;Uzun süreli motivasyonu sağlamak için ön koşul “inanç”tır. Aklın gelişimine inancı olan, aklın zaafiyet ölçüsüyle başaçıkabilir ve uzun soluklu motivasyonu sağlayabilir.&lt;br /&gt;Hedef belirlenmeli, karar verilmeli ve sonuna kadar verilen karar sorgulanmadan uyulmalıdır.&lt;br /&gt;Kısaca önce idrak etmek ya da farkındalığı arttırmak, sonra inanmak ve ardından motive olmak.&lt;br /&gt;Bilimsel veriler, beyin ön bölge hücre sayısını artırabilmenin olanaksız olduğunu bildirmekle birlikte bu hücreleri birbirine bağlayan ağsistemi artışının akıl özellikleri üzerindeki olumlu etkilerini kabul ediyor. Ağ sistemi gelişimini sağlamak için “değişmek” ya da “yenilenmek” gereklidir. Değişebilen her özellik yeni bağlantı sistemleri kurarak akıl gelişimini sağlayacaktır. Değişim için öncelikle sorgulamak gerekir. Çünkü aklın zayıf olmasını sağlayan neden, o ana kadar sürdürülen “yaşam biçimi”dir. Değişmesi gereken de o”dur.&lt;br /&gt;Gidilen yol yanlış; değişmeli, değişim göstermeli!&lt;br /&gt;Değişebilmek için öncelikle bağımlılıklardan kurtulmak gerekir. Nelere bağımlısınız? Vazgeçemeyeceğiniz şeylerin listesini çıkartarak başlayan. Kolaydan zora doğru.&lt;br /&gt;Önce beslenme; beynin düşmanlarında kurtulun. 1.Meyve hariç şekerli her şey; 2.beyaz unlu tüm ürünler, ekmek ve makarna dahil. Doğal olmayan tüm besin ürünlerinden kurtulmaya çalışın. Sofranızdan, üzerine limon sıkılmış yeşilliği eksik etmeyin. Yağlar iyidir. Çünkü doğaldır. Zeytinyağını her yemekte kullanabilirsiniz. Süt yerine ürünlerini tercih edin. Yoğurdu fazla değil kararınca yiyin. Uyku veren, uyuşturan besinlerden(sarımsak, soğan vb.) uzak durun. Beyin gelişimine katkısı olan doğal beslenme desteklerini kullanın.&lt;br /&gt;Sonra; düzenli spor, her gün 1 saatlik yürüyüşle başlayıp tempo ve süreyi zaman içinde arttırın. Masa tenisi beyin gelişimine en çok katkıda bulunan spordur. “Spor beyni parlatır.”&lt;br /&gt;Evinizde bulunan tüm plastik ürünlerden bir an önce kurtulun. Tahta ya da porselen gibi doğal ürünlerle değiştirin. Alışverişte ipten örülmüş file kullanın.&lt;br /&gt;Çevrenizi genişletin. Farklı düşüncedeki insanlarla birlikte olun. Hiç okumadığınız bir gazeteyi okumaya başlayın. Her gün farklı yollardan işinize gidin. Farklı koltuklara oturun. Farklı giyinmeyi deneyin. Tuttuğunuz takımı değiştirin. Bir süre sonra farklı spor dalıyla ilgilenin.&lt;br /&gt;Size çok ters gelse bile hemen tepki vermeyin. Kendinizi onun yerine koyun.&lt;br /&gt;Hiç bilmediğiniz bir konu üzeri&lt;img class="gl_color_fg" alt="Metin Rengi" src="http://www.blogger.com/img/blank.gif" border="0" /&gt;nde araştırma yapın. Dünyanın en büyük kitaplığı olan interneti kullanın. Konu üzerinde yazı yazın, tartışın.&lt;br /&gt;Değişim hakkında kitaplar okuyun.&lt;br /&gt;Yaşam tarzınızı belirleyen toplumsal yargıları sorgulamadan, aklınıza yatmadan kabul etmeyin. Kabul ettikten sonra bile sorgu &lt;img class="gl_color_fg" alt="Metin Rengi" src="http://www.blogger.com/img/blank.gif" border="0" /&gt;kapısını aralık bırakın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;em&gt;Anne ve babamdan aldığım bilgileri aklım yatıncaya kadar sorgulayacağım. Gazali&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;AKIL VE İSLAM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Tasavvuf; gerçekleri almak, mahlûkatın elinde olan şeylere gönül bağlamamaktır.&lt;br /&gt;Gerçekleri almak, hak ve hakikat olmayan, yani doğru olmayan her şeyi bırakıp, ancak ilahî hakikatleri edinmeye çalışmaktır.&lt;br /&gt;"Tasavvuf, eşyanın hakikatine bakıp, halkın bildiğini terketmektir."&lt;br /&gt;Eşyanın hakikatine bakmak, mahiyetini tetkik etmek, sebeb-i hilkatini düşünmek, neye yaradığını araştırmak, nasıl istifade edileceğini öğrenmek demektir. Zira halk, yalnız görülen evsaftan bazılarını görür geçer; ârif tetkik ile mükelleftir. (Ma'ruf El-Kerhî-İslam Alimleri Ansiklopedisi)&lt;br /&gt;Tasavvuf uygulamalarında yoğun ibadetler göze çarpar. 5 vakitte toplam 17 rekat farz olan namaz, mutasavvuflarda günde 1000 adeti geçebilir. Mutasavvuf, oruç tutmak için ramazan ayını ya da 3 ayları beklemez. Oruç süreleri bir günü taşarak, bağlamalı oruç ile 2 hatta 3 gün sürer. Zikir, günlük hayatın parçası olup sürekli uygulanır haldedir. Hz Muhammed; yılın 3 ayını, her pazartesi ve perşembe gününü ve diğer kimi özel günleri oruçlu geçirirmiş. Bu süre, yılın yarısına denk geliyor.&lt;br /&gt;Gün içinde oruç tutmak gibi kısa süreli açlık durumlarında beyin, depo ettiği şeker ile birlikte laktik asiti kullanır. Şekersiz kaldığında ise ana yakıtını, yağlardan gelen keton cisimlerini kullanır1.&lt;br /&gt;Açlık durumunda mideden ve pankreastan iştah açıcı özelliği olan ghrelin hormonu salınır. Bu hormon beyinde, hipotalamustan da salınarak beyin hücrelerini koruyucu (nörotropik) etki gösterir2. Hipotalamus’ta serbest radikallerin birikimini önler3. Beyin ön bölge işlevleri güçlendirir, çevreye uyumu ve öğrenme gücünü arttırır4. Ghrelin verilen deney hayvanlarının depresyon gibi beyinden kaynaklı kimi hastalıklara karşı direnç geliştiği bildirilmiştir5.Mideden ve pankreastan salınan ghrelin hormonu, açlıkta beyine geçerek etkisini gösterir6 . Ve, açlık durumunda beyin hücrelerinin plastisite (hücreler arası yeni bağlantıların oluşması) özelliği artar7.&lt;br /&gt;Görüldüğü üzere orucun beyin üzerine koruyucu ve geliştirici etkileri vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Karnının doyduğunu düşünenin aklı her zaman aç kalır. Çin Atasözü&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sözcük tekrarı (word repetition), felç geçiren hastaların rehabilitasyonunda kullanılan ve başarılı olan bir yöntemdir8,9. Belirli sözcüklerin tekrarı ile beyinde, kişiler arasında farklılık gözlenmesine rağmen, dokulara sağlanan oksijen oranında artış olduğu gözlenmiş10. Sözcük tekrarının belleği güçlendirici etkisi olduğu yapılan çalışmalarla gösterilmiş11,12.&lt;br /&gt;Ayrıca günde 5 kez kılınan namazın sözcük tekrarı etkisini unutmamak gerekir.&lt;br /&gt;Mutasavvufların oruç tutarken, zikir çekerken ve namaz kılarken beyinlerinde belirgin değişimi sağladıkları anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. M. Şevki Aydın, Diyanet Dergisinde yayımlanan yazı serilerinde; ezberci, empoze edilen ve kalıplara dayalı bir din anlayışı yerine, seçimlere dayanan, özgürlükçü bir din eğitiminin verilmesi gerektiğini; ezberci, empoze edici, kalıplayıcı bir din eğitiminden geçen bireyin inanıp bağlanmasının, edilgen olacağını belirterek bu bağlanış; sorgusuz sualsiz, körü körüne bir boyun eğiş, bir itaat durumu oluşturduğunu; bu bağlanma hali, onun adına başkaları tarafından seçilip dayatıldığı, onun kendi özgür iradesiyle seçip kararlaştırdığı bir bağlanma durumu söz konusu olmadığı, kişinin otorite olarak gördüklerinin, kendinden beklentilerini yapmaktan başka bir şey düşünememekte olduğu görüşlerini bildiriyor. Ayrıca, “açık toplumun şartlarıyla baş ederek dindarca yaşamayı becerebilmek, kapalı toplumla kıyaslanamayacak ölçüde zordur; oldukça iyi bir bireysel donanıma sahip olmak gerekmektedir. Özgür ve bağımsız bir kişilik geliştirememiş bireylerin bunu başarması mümkün değildir”görüşlerine yer veriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Allah Teâlâ akıldan daha değerli bir şey yaratmamıştır. Hz. Muhammed( s.a.s)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat ediniz! Akıl deniyor, insan değil! İnsana akıl özelliği veren beyin ön bölgesi çıkartıldığında geriye yaşayan bir canlı kalır. İnsan olmanın ön koşulunun aklı yeterince kullanabilmek olduğu açıktır. Şartlanmış toplum özelliklerini sorgulamadan kabul eden ve İslamın değeri olarak gören insanlar, akıl özelliklerini yeteri kadar kullanamamak tehdidiyle karşı karşıyadırlar. Bu tehdit, İslamın özünü anlamak için akıl özelliklerini kullanmaktan geçer. Akıl özelliklerini etkin bir biçimde kullanabilmeyi, gerçek anlamıyla bağımlılıklarından ve şartlanmalardan kurtulmuş özgür bireyler gerçekleştirebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Güçlü Ildız&lt;br /&gt;Nöroloji Uzmanı&lt;br /&gt;dr@gucluildiz.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu makale, Dr Güçlü Ildız’ın Doğan Kitap tarafından yayımı 2009 yılında yapılacak olan kitabından derlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynaklar&lt;br /&gt;1. Ketone bodies as a fuel for the brain during starvation Oliver E. Owen&lt;br /&gt;Biochemistry and Molecular Biology Education Volume 33 Issue 4, Pages 246 – 251 2006&lt;br /&gt;2. Mondal, M.S.,(2005). Identification of ghrelin and its receptor in neurons of the rat arcuatenucet al. Regul. Pept 126: 55–59&lt;br /&gt;3. UCP2 mediates ghrelin's action on NPY/agrp neurons by lowering free radicals Zane B. Andrews et al Nature 454, 846-851 2008&lt;br /&gt;4. Hunger hormone tied to learning. The Scientist 2007&lt;br /&gt;5. Lutter M, et al "The orexigenic hormone ghrelin defends against depressive symptoms of chronic stress". J Nat Neurosci. 11: 752. 2007&lt;br /&gt;6. Effects of triglycerides, obesity, and starvation on ghrelin transport across the blood-brain barrierpeptides. 2008 Jul 17Banks WA&lt;br /&gt;7. Horm Behav. 2006 Nov;50(4):572-8Understanding eating disorderssödersten P, Bergh C, Zandian M.&lt;br /&gt;8. Language-related brain function during word repetition in post-stroke aphasics ABO Masahiro et al Neuroreport 2004, vol. 15, no12, pp. 1891-1894&lt;br /&gt;9. Role of the Nondominant Hemisphere and Undamaged Area During Word Repetition in Poststroke Aphasics A PET Activation Study Masashi ohyamastroke. 1996;27:897-903&lt;br /&gt;10. Nonlinear Changes in Brain Activity During Continuous Word Repetition: An Event-Related Multiparametric Functional MR Imaging Study&lt;br /&gt;R.E. hagenbeekaamerican Journal of Neuroradiology 28:1715-1721, October 2007&lt;br /&gt;11. Word repetition in amnesia. Electrophysiological measures of impaired and spared memory. Brain 123 ( Pt 9):1948-63 2000 J M Olichney&lt;br /&gt;12. The effect of immediate and delayed word repetition on event-related potential in acontinuous recognition task Myung-Sun Kim Cognitive Brain Research&lt;br /&gt;Volume 11, Issue 3, June 2001, Pages 387-396&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1131842960591630400-4294766438790820879?l=beyindoktoru.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/feeds/4294766438790820879/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1131842960591630400&amp;postID=4294766438790820879' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/4294766438790820879'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/4294766438790820879'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/12/akil.html' title='AKIL'/><author><name>Dr.Güçlü Ildız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01733662366142302788</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1131842960591630400.post-1883393925634582619</id><published>2008-12-19T15:21:00.000-08:00</published><updated>2008-12-19T15:22:44.272-08:00</updated><title type='text'>Cinsellik tercih değil, kimliktir.</title><content type='html'>Beyinde, her iki göz sinirinin çapraz yaparak oluşturduğu yapının hemen önünde, preoptik bölge bulunur. Preoptik bölgenin her iki beyin yarısına simetrik konumunda yerleşim gösteren birer adet “çekirdek” bulunur. Bu çekirdeklerin orijinal adı: sexually dimorphic nucleus, Türkçe açılımıyla; cinse bağlı iki farklı yapı gösteren çekirdek’dir. Her cins için farklı yapıda olan bu çekirdekler, erkeklerde kadınlara oranla 2 misli büyüktür. Homoseksüel erkeklerde öldükten sonra yapılan beyin çalışmalarında bu çekirdeklerin olması gerekenden daha küçük olduğu görülmüştür.&lt;br /&gt;Anne karnında, cinsel organların gelişim döneminde artan erkeklik hormonu(testosteron) etkisiyle bu iki çekirdek büyüyerek erkek cinsel kimlik özelliğini oluşturmaktadır. Ortamda yeterli testosteron’un olmaması, dişi cinsel kimlik özelliği gelişimine neden olmaktadır. Doğumu takip eden ilk hafta sonrası, dişilerde bulunan çekirdeklerde hücre ölümünün olduğu (apopitosis) ve çekirdek boyutlarının küçüldüğü görülmektedir. Hayvan deneylerinde; çekirdekleri tahrip edilen erkekler, dişilere benzer cinsel davranış özellikleri göstermiştir. &lt;br /&gt;Beyin çalışma özelliklerini sağlayan milyarlarca hücre ve trilyonlarca hücrelerarası yollar; her kişiye benzersiz akıl ve davranış özellikleri kazandırır. Bu nedenle her beyin özeldir, tektir, benzersizdir. Kişiye özel çalışma özellikleri gösteren beynin aynı cins içinde farklı cinsel davranış özelliklerine sahip olması da yadırganmamalıdır.&lt;br /&gt;Cinselliği erkek ağırlığında oluşan kişi, istese bile kadınsı kimlik içine giremez. Tersi de doğrudur. &lt;br /&gt;Toplumsal baskılarla cinsel kimliğini yaşayamadığı ve hatta farkında bile olamadığı için mutsuz yaşam süren insanlar bugün toplumun her kademesinde bulunmaktadır.  &lt;br /&gt;Nörolojik bilimler referans alındığında, ana karnında belirlenen cinsel kimlik olgusu tercih ya da sapkınlık olamaz. Farklı cinsel kimlikleri kabul etmek, bilime saygısı olan toplumların özelliğidir.      &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr Güçlü Ildız&lt;br /&gt;Nöroloji Uzmanı&lt;br /&gt;dr@gucluildiz.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1131842960591630400-1883393925634582619?l=beyindoktoru.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/feeds/1883393925634582619/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1131842960591630400&amp;postID=1883393925634582619' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/1883393925634582619'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/1883393925634582619'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/12/cinsellik-tercih-deil-kimliktir.html' title='Cinsellik tercih değil, kimliktir.'/><author><name>Dr.Güçlü Ildız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01733662366142302788</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1131842960591630400.post-2576875467911125023</id><published>2008-12-19T15:16:00.000-08:00</published><updated>2008-12-19T15:17:40.089-08:00</updated><title type='text'>Sarhoş Hasta Sendromu</title><content type='html'>Bir makine düşleyelim. Bir tarafından şeker veriyorsunuz, diğer taraftan saf etil alkol alıyorsunuz. Aklınıza şarap fabrikası geliyor değil mi? Bir taraftan üzüm suyu giriyor, diğer taraftan şarap çıkıyor.&lt;br /&gt;Peki, bu fabrika sizin vücudunuzsa eğer? Neler düşünürsünüz o zaman? Yediğiniz baklava, çikolata, şekerlemeler; alkole dönüşüyorsa vücudunuzda?&lt;br /&gt;İşte kandida adı verilen ve barsaklarda bulunan mantarlar, gıdalardan aldığınız sofra şekeriyle imal edilmiş ürünleri ve unlu mamülleri önce piruvat’a sonradan asetaldehid ve karbondioksit’e dönüştürüyor. Asetaldehid, hem karaciğer hem de mantar tarafından etil alkol’e dönüştürülüyor. Açığa çıkan karbondioksitin etkisiyle karnınızda şişkinlik oluşuyor1,2.&lt;br /&gt;Normal barsak ortamında bir miktar kandida’nın olması yadırganamaz. İnce ve kalın bağırsağın hayvanat bahçesinde daha ne canlılar yaşıyor. Normal şartlar altında barsaklarda bulunan mikroorganizmaların orantılı bir nüfusu var. Belli bir düzeyi geçmedikten sonra azınlıkta olmaları herhangi bir sıkıntıya yol açmıyor. Ancak bifidobakteriyum ve laktobasillus adlı faydalı bakterilerin azalmasıyla hayvanat bahçesindeki denge kandida lehine bozuluyor. Antibiyotikler, antiasitler, mide ülseri ve reflü ilaçları, doğum kontrol hapları, şekerli ve beyaz unlu besinler, hormonlu besinler, tedavilerde kortizon kullanımı, klorlu su içilmesi, bağırsak parazit enfeksiyonları, alkol kullanımı, tetkik öncesi kullanılan barsak temizleyici ilaçlar, yağsız beslenme, kanser tedavileri(kemoterapi, radyoterapi) ve şeker hastalığı; faydalı bakterilerin azalmasına ve barsaklarda kandida nüfüsunun patlamasına yol açıyor3-6.&lt;br /&gt;Yukarıda sıralanan etmenler nedeniyle barsakta sayıları artan kandida türleri öncelikle şekere, alkole ve unlu mamüllere olan iştahı kamçılıyor. Alınan bu besinler kandida sayısının daha da artmasına neden oluyor ve sonuçta kronik alkol zehirlenmesi oluşuyor1,2,7.&lt;br /&gt;Asetaldehid; kırmızı kan hücre işlevini bozarak dokulara oksijen taşınmasını azaltıyor, beyinde hücrelerarası ilişkileri sağlayan maddelerin (nörotransmiter) ve oksijen ile birleşerek beyin hücrelerinin etkinliğini azaltıyor8.&lt;br /&gt;Bağışıklık sistemini baskılayan ve immünosupresif olarak kullanılan bir madde olan gliotoksin, kandida tarafından salgılanarak vücudun savunma sistemleri zayıflatılıyor9.&lt;br /&gt;Kandida, barsak geçirgenliğini arttırarak(Leaky Gut Syndrome) allerjen özelliği olan büyük maddelerin vücuda girmesini sağlıyor ve allerjik reaksiyonların gelişmesine neden oluyor10-11.&lt;br /&gt;Faydalı bakteriler, enerji kaynağı olan kısa zincirli yağ asitleriyle B ve K vitaminlerinin oluşumunu sağlarlar. Ayrıca, bağışıklık sistemini güçlendirir, pH dengesini sağlar, zararlı bakterilerden korur, ilaç, hormon ve kanser nedeni olan maddelerin zararlarını önlerler. Faydalı bakterilerin azalmasıyla hastalık gelişim süreci daha da hızlanır1,3,6.&lt;br /&gt;Barsak kandida oranının artması ve faydalı bakterilerin azalması sonucu gelişen yakınmalar, 50’ye yakın madde halinde sıralanabilir. Kısaca; beyin çalışma özelliklerini bozarak baş ağrısı, baş dönmesi, dengesizlik, başta hissedilen ses, uyku bozuklukları, yorgunluk hali, unutkanlık, depresyon, mizaç değişiklikleri, görme sorunları; mide-barsak sistemini bozarak İBS( spastik kolon, kolit), distansiyon(karında şişlik), kabızlık vb.; kokulara karşı hassasiyet, geçmeyen prostat ve vajinal iltihaplar, tekrarlayan sistit ve böbrek enfeksiyonları, kronik sinüzit, geniz akıntısı, egzema, kas ve eklem ağrıları, astım benzeri yakınmalar ve de özellikle her türlü allerjik yakınmalar1,2,5,7,12-25.&lt;br /&gt;Klinik uygulamalarda sıklıkla tedavilerden fayda görmemiş, geçmeyen mide-bağırsak yakınması olan; uzun süreli yorgunluk, halsizlik, isteksizlik yakınmaları olan; diyabet(şeker) hastalığı, hipertansiyonu olan; yaygın vücut ve eklem ağrıları, baş ağrıları ve baş dönmesi olan kişilerde azımsanmayacak oranda kandida enfeksiyonu olduğu görülmektedir.&lt;br /&gt;Uzun süreli ve geçmeyen yakınmalarda mutlaka düşünülmesi gereken bir hastalık olan kandida enfeksiyonuna yakalanan kişiler, gereksiz yere kullandıkları hormon ilaçları, antibiyotikler, mide ve bağırsak ilaçlarıyla enfeksiyonun daha da güçlenmesine neden oluyorlar. Ayrıca şekerli ve unlu besin maddeleriyle oluşturulmuş, yağdan kısıtlı diyetler; kandida türünün üremesine kolaylık sağlayan beslenme biçimlerini oluşturuyor.&lt;br /&gt;Kandida, az sayıda normal bağırsak florasında bulunması nedeniyle tanısını kesin olarak koymak zor oluyor. Bu nedenle klinik uygulamalarda tanısını koyamayan hekimler, kandida enfeksiyonunu gözardı etmek zorunda kalıyorlar. Kandida’nın ürettiği şeker alkolu olan arabinitol(arabinoz) kan ve idrarda saptanabilir27,28. Ancak rutin laboratuvar hizmetlerinde arabinoz çalışılmıyor.&lt;br /&gt;Tanısı kesin konulamasa da tükrük testiyle kandida enfeksiyonu bir ölçüde saptanabilir. Bunun için sabah aç karnına, bir bardak içme suyuna tükürülerek basitçe test uygulanabilir. Normalde su yüzeyinde hava kabarcıkları dışında bir görüntünün oluşmaması gerekir. Suda bulanıklık, bulutsu görünüm, su dibinde çöküntü görülmesi; testin pozitif olduğunun işaretleridir.&lt;br /&gt;Sayılan yakınmaları yıllarca yaşayan, tetkiklerden ve tedavilerden sonuç alamayan hastalar alternatif yollar denemekte, kimi zaman denk gelen mantar tedavisinden ve doğal yöntemlerden kısa ya da uzun süreli fayda görmektedirler.&lt;br /&gt;Kandida tedavisinde ilk hedef, beslenme tarzını değiştirmek olmalıdır. Rafine ya da sofra şekeri içeren besinleri kesmeyen, unlu besinlere hayır diyemeyen, alkolu ve yağsız beslenme biçimini bırakamayan kişilerin tedavisi olası görünmemektedir.&lt;br /&gt;Son yıllarda yaratılan kolesterol düşmanlığı sonucunda uygulanan yağdan kısıtlı diyetlerin barsakta kandida nüfusunu arttırdığı açıktır. Asıl sorun doğal beslenmemektir. Yağlar doğaldır ve kandidanın baş düşmanıdır. Vücudun temel yapı taşları olan yağların alınımının azaltılması, doğal ve gerçekçi olmayan bir yöntemdir. Önceki yazılarımda da sıklıkla kaynak gösterdiğim bir yayında, son 10 yıl içinde şeker ve unlu mamüllerin diyetten çıkartılması ve yağ oranlarının arttırılmasıyla ilgili yapılan yayınların gözden geçirildiği makalede; beyin, kalp ve diğer hastalıklarda belirgin düzelmenin olduğu saptanmıştı26. Bu makalenin yorum bölümünde şu sözcüklere yer veriliyor; Hayretle farketmekteyiz ki yüksek yağlı yiyeceklerin insanları şişmanlattığı ve kolesterol düzeylerini arttırdığı doğru değildir.&lt;br /&gt;Kısaca, öncelikle doğal beslenme yöntemi uygulanmalı, bu amaçla meyveler dışında her türlü şekerli gıdalar ve unlu mamüller diyetten çıkartılmalı; et, yağ, sebze ve meyvelerle birlikte doğal olan kuruyemiş, kurumeyveler yenilmelidir. Süt diyetten çıkartılmalı, süt ürünleri kullanımı kısıtlanmalıdır.&lt;br /&gt;Doğum kontrol hapları, mide koruyucu ilaçlar, antibiyotikler, kolesterol düşürücü ilaçlar, tıbbi zorunluluk durumları dışında ve uzun süreli kullanılmamalıdır.&lt;br /&gt;Bağırsak hareketliliğinin arttırılması amacıyla düzenli, günlük yürüyüş yapılmalıdır.&lt;br /&gt;Uygun beslenme ile önce kandidanın çoğalması önlenilmeli ve ardından bir hekime danışılarak mantar tedavisi için önerilen mantar ilacı kullanılmalıdır. Ek olarak, normal bağırsak florasını geri yerine koymak amacıyla probiyotik içeren ilaçlar kullanılmalıdır. Ayrıca balık yağı (omega III), magnesyum tozu ve B vitaminlerinin destek olarak alınmasında fayda olacaktır.&lt;br /&gt;Haftada bir kez tükrük testi tekrarıyla enfeksiyon durumu takip edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Güçlü Ildız&lt;br /&gt;Nöroloji Uzmanı&lt;br /&gt;dr@gucluildiz.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynaklar&lt;br /&gt;1. The Yeast Connection: A Medical Breakthrough, William G. Crook Vintage; 1986&lt;br /&gt;2. Gut fermentation (or the 'Auto¬brewery') Syndrome: A New Clinical Test with Initial Observations and Discussion of Clinical and Biochemical Implications. Hunnisett A, Howard J, Davies S. J.Nutr.Med. 1990;1:33¬8&lt;br /&gt;3. The Candida-Yeast Syndrome, Ray C. Wunderlich Jr., McGraw-Hill; 1998&lt;br /&gt;4. Samonis G and Dassiou M, (1994a). Antibiotics affecting gastrointestinal colonization of mice by yeasts. Chemotherapy 6: 50-2.&lt;br /&gt;5. Danna P, Urban C, Bellin E and Rahal J, (1991). Role of Candida in pathogenesis of antibiotic associated diarrhoea in elderly patients. Lancet 337: 511-14.&lt;br /&gt;6. How to Stop Candida &amp;amp; Other Yeast Conditions in Their Tracks, Valerie Saxion Bronze Bow; 2003&lt;br /&gt;7. Kroker GF, Chronic Candidiasis and Allergy In: Brostoff J and Challacombe SJ. Food Allergy and Intolerance.850 – 872. London: Bailliere-Tindall. 1987&lt;br /&gt;8. Truss CO, Metabolic abnormalities in patients with chronic candidiasis: the acetaldehyde hypothesis. Journal of Orthomolecular Psychiartry 13: 66-93. 1984&lt;br /&gt;9. Shah D &amp;amp; Larsen B, Clinical isolates of a yeast produce a gliotoxin-like substance. Mycopathologica 116: 203-208. 1991&lt;br /&gt;10. Gut Permeability Measured by Polyethylene Glycol Absorption in Abnormal Gut Fermentation as Compared with Food Intolerance. EatonK, Howard M, McLaren-Howard J. J. R. Soc. Med. 1995;88:63-66.&lt;br /&gt;11. Scand J Gastroenterol.. Luminal bacteria and small-intestinal permeability. Riordan SM, McIver CJ, Thomas DH, Duncombe VM, Bolin TD, 1997;32(6):556-63&lt;br /&gt;12. Cecal colonization and systemic spread of Candida albicans in mice treated with antibiotics and dexamethasone. Bendel CM, et al. Pediatr Res.. 2002 Mar;51(3):290-5&lt;br /&gt;13. Gastrointestinal colonization by Candida albicans mutant strains in antibiotic-treated mice. Wiesner SM, et al. Clin Diagn Lab Immunol. 2001 Jan;8(1):192-5&lt;br /&gt;14. Role of antibiotics and fungal microbiota in driving pulmonary allergic responses. Noverr MC, et al. Infect Immun. 2004 Sep;72(9):4996-5003.&lt;br /&gt;15. Yeast metabolic products, yeast antigens and yeasts as possible triggers for irritable bowel syndrome. Santelmann H, et al. Eur J Gastroenterol Hepatol. 2005 Jan;17(1):21-6&lt;br /&gt;16. A link between irritable bowel syndrome and fibromyalgia may be related to findings on lactulose breath testing. Pimentel M, et al. Ann Rheum Dis. 2004 Apr;63(4):450-2&lt;br /&gt;17. Small intestinal bacterial overgrowth: a framework for understanding irritable bowel syndrome. Lin HC.et al. JAMA. 2004 Aug 18;292(7):852-8.&lt;br /&gt;18. Role of intestinal flora in the development of allergy. Kalliomaki M, Isolauri E. Curr Opin Allergy Clin Immunol. 2003 Feb;3(1):15-20.&lt;br /&gt;19. Mucosal antibodies in inflammatory bowel disease are directed against intestinal bacteria. Macpherson A, et al. Gut. 1996 Mar;38(3):365-75.&lt;br /&gt;20. Effects of intestinal microflora and the environment on the development of asthma and allergy. Bjorksten B. Springer Semin Immunopathol. 2004 Feb;25(3-4):257-70.&lt;br /&gt;21. Small-bowel bacterial overgrowth in children with chronic diarrhea, abdominal pain, or both. Boissieu D, et al. J Pediatr. 1996 Feb;128(2):203-7.&lt;br /&gt;22. Steroid metabolism with intestinal microorganisms. Groh H, et al. J Basic Microbiol. 1993;33(1):59-72.&lt;br /&gt;23. Major depressive disorder: probiotics may be an adjuvant therapy. Logan AC, Katzman M. Med Hypotheses. 2005;64(3):533-8.&lt;br /&gt;24. Chronic fatigue syndrome: lactic acid bacteria may be of therapeutic value. Logan AC, et al Med Hypotheses. 2003 Jun;60(6):915-23.&lt;br /&gt;25. Chronic intestinal candidiasis as a possible etiological factor in the chronic fatigue syndrome. Cater RE, Med Hypotheses. 1995 Jun;44(6):507-15.&lt;br /&gt;26. The Ketogenic Diet: One Decade Later John M. Freeman, MD, Eric H. Kossoff, MD and Adam L. Hartman, MD Pedıatrıcs Vol. 119 No. 3 March 2007, pp. 535-543&lt;br /&gt;27. Rate of arabinitol production by pathogenic yeast species. Bernard EM, et al. J Clin Microbiol. 1981;14(2):189-194.&lt;br /&gt;28. Determination of serum arabinitol levels by mass spectrometry in patients with postoperative candidiasis. Lehtonen L,et al. Eur J Clin Microbiol Infect Dis. 1993;12(5):330-335.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1131842960591630400-2576875467911125023?l=beyindoktoru.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/feeds/2576875467911125023/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1131842960591630400&amp;postID=2576875467911125023' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/2576875467911125023'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/2576875467911125023'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/12/sarho-hasta-sendromu.html' title='Sarhoş Hasta Sendromu'/><author><name>Dr.Güçlü Ildız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01733662366142302788</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1131842960591630400.post-1380574320732694873</id><published>2008-03-14T13:55:00.002-07:00</published><updated>2008-03-14T13:56:16.094-07:00</updated><title type='text'>Bilimin Gör Dediği...</title><content type='html'>İnsan ufkunu açan kuantum fiziğinin bilimsel gerçekliği “maddenin özü madde değil; fikirler, kavramlar ve bilgidir” diyor. Bu üç öğenin vücut bulduğu yer ise düşüncedir. Düşünen insan bilinçlidir. Bilinç ise tam anlamıyla bedeni yaratır. İnsan bilinci gözardı ederek, bedenlere iyilik hali verilemez. Hastalıklar düzeltilemez.&lt;br /&gt;Beyin vücudu, hormonal ve sinirsel yolları kullanarak kontrol eder. Rehberliği ise beyin-beden ilişkisini bütünleştiren hologram yapısından alır. Beyinde oluşan her düşünce, bedende bulunan her hücreden hissedilir. Dolayısıyla hekimler için öncelikli rehber beyin olmalıdır. Beyin çalışma özelliklerini değerlendirip düzeltebilme yöntemi, güncel ve gelecek hekimlik anlayışının temeli olmalıdır.&lt;br /&gt;Günümüz sağlık anlayışı ve yansıması olan uygulamaları, hastaları birer hastalık olarak görme durumunda olup insanı bütün olarak değerlendirmekten ziyade maddenin tamirine yöneliktir. Oysa o hastalığın nedeni ve tedavisi; organa yönelik olan tetkiklerle ve sadece yakınmaları bastıran ilaçlarla değil, düşüncede aranmalıdır. Ayrıca madde olarak organa yönelik geçici tedavi yöntemleri, altta yatan asıl sorunu düzeltemeyeceğinden, gelecekte olaşacak olan diğer hastalıkların da gözardı edilmesine yol açacaktır.&lt;br /&gt;Her yakınmayı dindiren ilacı bulabilirsiniz ancak ilaçlarla nedeni ortadan kaldıramazsanız. Çünkü neden; bedenin mimarı, düşüncenin uygulayıcısı olan beyindir.&lt;br /&gt;Yakınmalar tabi ki durudurulmalıdır. Ancak sonrasında beyin araştırılmalı ve kaynak temizlenmelidir.&lt;br /&gt;Tıp fakültesinde 1.sınıf deontoloji dersi şu özlü değişle başlar.&lt;br /&gt;Hastalık yoktur, hasta vardır.&lt;br /&gt;“Her hasta kendine ait özellikleriyle değerlendirilmeli, yaklaşımlar ona göre düzenlenmelidir” der. “Hastalar değerlendirilirken genellemelerden uzak durulmalıdır” der.&lt;br /&gt;3.sınıf klinik bilimlere giriş ile birlikte hastalar unutulur. Tüm yöntem ve yönelimler, hastalıklar ve tedavileri üzerine gelişir. Hastalıkları sınıflandıran yöntemler genç beyinlere dikte ettirilir. Hastalar insan değil; kol, bacak, kulak, göz, kalp’dir artık.&lt;br /&gt;Bu etik anlayış içinde mesleğini alan bir hekim başka bir anlayış içinde olabilir mi? Akıl-bilinç özelliklerine en çok değer vermesi beklenen psikiyatri uzmanları bile hastalıkları ilaçlarla tedavi yönüne gitmektedir. Üstelik hastalardan aldıkları subjektif veriler üzerine kurdukları tanı yöntemlerini, nasıl çalıştığını bilmedikleri beyin üzerine etki eden ilaçlarla tedavileri bina ederler. Beyine yaptıkları bu saygısız saldırı dışında da başka bir seçenekleri yoktur. Çünkü ilaç tedavisi kabul görmüş, sistem yeri yerine oturmuştur. Sistemi sorgulama gereği duyulmamıştır.&lt;br /&gt;Akıllarının bir köşesinde yeralan ve zaman zaman vicdan muhasebesi yaptıran acaba şüphesini, araştırma olanağı olmadığı ve elinden bir şey gelmeyeceği savunmasıyla bastırırlar. Bastırmak zorundadırlar çünkü üniversitelerde yapılacak araştırmalar sisteme uyumlu olmalıdır. Kimse sistemin dışında kalmak istemez. Sürünün elemanı olma bilincinin verdiği korunma ve rahatlık duygu-durumunu bırakıp kim sistemi sorgulama yoluna gitmeye cesaret edebilir. Üniversite dışında kalan bağımsızların mazareti ise günlük yaşamın koşturmacasında ne zamanları vardır ne de olanakları…&lt;br /&gt;Hekimler hastayla uğraşmak istemezler. Eğitimleri öyle gerektirir. Muayene et, tetkik iste, reçete yaz ve gönder. Hasta ise anlatmak ister. Derdini anlatmaktaki ihtiyacı paylaşım isteğinden gelir. Paylaşsın ki karşıdaki daha iyi anlayabilsin diye… Ancak hekimler hastanın çok konuşmasını istemezler. Materyalist yaklaşımı içinde, sorunu tahlil sonuçlarıyla bulacağı öğretisiyle yetişmiş. Bu yol alternatifsiz, kesin ve bilimseldir (!). Hastanın ne dediği değil tahlil sonuçlarının ne gösterdiği önemlidir. Materyalist dünyanın materyal insanıdır hasta…&lt;br /&gt;Bir yakınmayla çıkarsınız hekim karşısına… Tahlil sonuçları, örneğin kan şekerinin yüksek olduğunu gösterir ve yafta yapıştırılır. Sizde şeker hastalığı var.&lt;br /&gt;Zaten duyarlı olan beyin çalışmasının yükselttiği kan şekeri, aldığı bu haber ile büsbütün hastalık duygusuna bürünür. Hologram etkisiyle bedeninin tüm hücreleri, şeker hastası olduğu konusunda yoğun bir bilgi bombardımanına uğrar. O artık benliğinde ve bedeninde hasta olma olgusunu iyice kabullenmiştir. Kullandığı şeker düşürücü ilaçlar, şeker hastası olma bilincini kazanmış hücrelerle savaşır artık, yaşamının sonuna kadar… Sık sık diğer uzman hekimlere görünür, acaba şeker organları vurmuş mu diye! Hastalığın yayılma beklentisi içinde bedenini besleyen beynin başka bir seçeneği kalmamıştır artık. Hastalığı yaymak zorundadır tüm hücrelere…&lt;br /&gt;Homestaz (homestasis), bedenin normal çalışmasını ifade eder. Allostaz (allostasis), homestaz bozulmaya başladığında gelişen vücut çalışma değişikliklerine verilen addır. Allostatik yüklenme (allostatic load ya da over load) ise hastalığın adıdır. Homestaz ve allostaz oluşumu ya da vücudun kontrolü, beyinde bulunan hipotalamus aracılığıyla sağlanır.&lt;br /&gt;Kanserden şeker hastalığına, kan basıncı yüksekliğinden depresyona kadar geniş bir yelpaze içinde olan hastalıkların gelişim yeri, beyinde yer alan ve hem hormonal hem de sinirsel yollarla vücudun çalışmasını sağlayan hipotalamusun normal dışı çalışmasıdır. 1-15&lt;br /&gt;Hipotalamus, diğer beyin yapılarından ve özellikle beyin ön bölgesinden (prefrontal korteks) kontrol edilir.16- 29&lt;br /&gt;Beyin ön bölgesi (PFK), ıbeynin yönetim merkezidir. Zaman yönetimi, yargılama, planlama, düzenleme, davranış kontrolü, ayrıntılı düşünme ve etkiye gösterilen tepki (dürtü kontrol) düzenlenmesi bu bölgede gerçekleşir. Nerede, ne şekilde tavır ve davranışlarımızın olabileceği, amaca ulaşmak için gereken davranış modeli, işin oluşması için gereken yönetim şekli, olgun ve etkili kişilik özellikleri bu bölgede şekillenir. Neyi, nasıl, ne şekilde söyleyeceğimize karar verir. Dengeli davranmamızı, iş ve sosyal deneyimlerin sentezini yaparak alternatifleri doğru saptamamızı sağlar.&lt;br /&gt;Örneğin iyi çalışan bir prefrontal bölgeniz varsa, eşinizle olan bir tartışmayı kolaylıkla tatlıya bağlayabilirsiniz. Duyarlılık var ise davranışlarınız tartışmanın daha da büyümesine yol açacaktır. Kuyrukta bekleyemeyen sabırsız kişiye öndeki yerini veriyor ise sabırsız olanın PFK sorunu vardır, sırasını veren kişide ise iyi çalışan bir PFK.&lt;br /&gt;PFK sorunların çözümünde ve durum tespitinde size yardımcı olur. Düzenli aralıklarla satranç oynayanlar iyi bir beyin ön bölge işlevine sahip olabilirler. Hatalardan ders almamızı sağlar. PFK iyi çalışan hata yapmaz demek değildir ama hatalarını tekrarlamazlar. PFK iyi düzeyde olanlar elindeki işleri zamanında ve strese girmeden bitirirler. Sorunu olan ise işi son ana bırakır. Zaman darlığı nedeniyle aşırı strese girerler. Sorunu olmayan önceki deneyimlerinden işini zamanında yapmayı öğrenmiştir. Sorunu olan davranışlarını ve amaçlarını deneyimlerine değil anlık düşüncelerine göre gerçekleştirir. Bu nedenle sık hata yaparlar.&lt;br /&gt;PFK dikkati ve devamlılığı sağlar. Önemli duygu ve düşüncelere yoğunlaşmayı, önemsizleri süzmeyi gerçekleştirir. Kısa süreli hafızayı sağlamada ve öğrenmede bu özellikler çok önemlidir. PFK beynin diğer bölgelerine bilgi verir ve alır. Dikkatin sağlanması için diğer bölgelerden gelen bilgilerin alımını azaltır. Dikkat eksikliği ve/ya da hiperaktivite bozukluğunda bu işlev sağlanamaz. Dolayısıyla dış uyaranlar baskılanamadığından dikkat çabuk dağılır.&lt;br /&gt;Duyguların hissedilmesi ve ifadesi; mutluluk, hüzün, neşe, nefret ve aşk’ı daha ilkel bir yapı olan limbik sisteme aktarır. Sorun olduğunda duygu ve düşünceler doğru bir biçimde ifade edilemez. Çünkü limbik sistem ile olan ilişki bozulmuştur. Düşünebilmek ve tavırları, tepkileri o ölçüde gösterebilmek PFK’in önemli işlevlerinden biridir. (Eş seçimi, insan ilişkileri, çocuklarla ilgilenmek, para harcamak ve araba sürmek). PFK limbik sistemi baskılayıcı mesajlar göndererek duygularla değil mantıklı yönden karar verilmesini sağlar. Bu baskı ortadan kalkarsa limbik sistem baskın hale gelir ve depresyona meyil artar. (Limbik sistem; memeli canlıların eski beyin bölümlerinden biri olan sistem, deneyim ile kazanılan duyguların depolanmasında görev alır, kısaca bilinçaltını oluşturan yapıdır.)&lt;br /&gt;Beyin ön bölgesinin duygu, düşünce, davranış ve kişilik gibi her özellik için farklı duyarlılıklarda çalışmasıyla insanlarda çeşitlilik sağlanır. Duyarlılıklar grinin tonlarına benzetilebilir. Her özelliğin farklı ton yapısı, kişiye diğer insanlardan farklı kişilik yapısı kazandırır.&lt;br /&gt;Sonuç olarak beyin ön bölgesi hem düşünceyi oluşturmasıyla hem de dolaylı olarak vücudun çalışmasını yönetmesiyle insan sağlığı için tartışmasız en önemli gerçektir.&lt;br /&gt;Her kişide özelleşen farklı duyarlılık dereceleri, stres altında artar. Stres ile gelişen yeni duyarlılık derecesi, hasta olma durumunu belirler. Başka bir değişle stres; hastalık nedeni değil, strese maruz kalan beyin çalışma özelliklerinin derecesi hastalık nedenidir. Zaten stressiz bir yaşam düşünülemez.&lt;br /&gt;Bu gerçekler ışığında, tedavi yöntemlerinde beyin ön bölgesi ve diğer beyin üst yapılarının duyarlılık dereceleri önemli olmalıdır. Beyin çalışma özellikleri değerlendirilmeyen ve iyileştirilmeyen hastaların tedavi olabilme olanakları neredeyse yok gibidir.&lt;br /&gt;Günümüz tıbbı bu gerçekleri gözardı ediyor. Sonuçta beyin çalışma özelliklerini değerlendiren yöntemler ve hekimler tukaka ediliyor. Sistem dışına itiliyor. İlgi görmüyor. İlgilenilmiyor. Yok sayılıyor.&lt;br /&gt;Geçirdikleri uzun eğitim süreci ardından aydın olma özelliğini kazanmaları beklenilen hekimlerin bir görevi de içinde bulundukları sistemi sorgulamak olmalıdır. Ancak kabuller sorguya izin vermiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynaklar:&lt;br /&gt;1.Stefan M. Gold, Isabel Dziobek Hypertension and HPA axis hyperactivity affect frontal lobe integrity J. Clinical End &amp;amp; Me.June 1, 2005 10.1210/jc.2004-2181&lt;br /&gt;2.Mcewen BS, Wingfield JC.The concept of allostasis in biology and biomedicine. Horm Behav. 2003 Jan;43(1):2-15.&lt;br /&gt;3.Glucocorticoid receptor polymorphisms in inflammatory bowel disease G Decorti, S De Iudicibus Gut 2006;55:1053-1054&lt;br /&gt;4.Robyn Klein 2006 Phylogenetic and phytochemical characteristics of plant species with adaptogenic properties MS Thesis, 2004, Montana State University Chapter 3 of 8&lt;br /&gt;5.Editorial: Ultradian, Circadian, and Stress-Related Hypothalamic-Pituitary-Adrenal Axis Activity—A Dynamic Digital-to-Analog Modulation George P. Chrousos, M.D. Endocrinology Vol. 139, No. 2 437-440&lt;br /&gt;6.Hyperglycemia does not increase basal hypothalamo-pituitary-adrenal activity in diabetes but it does impair the HPA response to insulin-induced hypoglycemia. Vranic, Mladen, Matthews, Steve Am J Physiol Regul Integr Comp Physiol. 2005 Jul;289(1):R235-46&lt;br /&gt;7.Past and present strategies of research on the HPA-axis in psychiatry Berger M, Krieg C Acta Psychiatr Scand Suppl. 1988;341:112-25&lt;br /&gt;8.Stress peptides and HPA axis reactivity in depression Nemeroff C.B.; Stout S.C.; Owens M.J. European Neuropsychopharmacology, Volume 5, Number 3, September 1995, pp. 242-243(2)&lt;br /&gt;9.Bea R H Van den Bergh, Ben Van Calster Antenatal Maternal Anxiety is Related to HPA-Axis Dysregulation and Self-Reported Depressive Symptoms in Adolescence Neuropsychopharmacology May 2007; doi: 10.1038/sj.npp.1301450&lt;br /&gt;10.Kudıelka Brigitte M. ; Schommer Nicole C Acute HPA axis responses, heart rate, and mood changes to psychosocial stress (TSST) in humans at different times of day Psychoneuroendocrinology 2004, vol. 29, no8, pp. 983-992&lt;br /&gt;11.Theresa M. Buckley MD, MS* and Alan F. Schatzberg MD On the Interactions of the HPA Axis and Sleep Journal of Clinical Endocrinology &amp;amp; Metabolism, 2005 doi:10.1210/jc.2004-1056&lt;br /&gt;12.Abelson JL, Khan S, Lıberzon I, Young EA HPA axis activity in patients with panic disorder: review and synthesis of four studies Depress Anxiety 2007;24(1):66-76&lt;br /&gt;13.Phoon R. K. S. ; Tam S. H. The role of the hypothalamic-pituitary-adrenal (HPA) axis in the regulation of blood pressure Clinical and experimental hypertension 1997,  vol. 19,  no4, pp.  417-430&lt;br /&gt;14.Nemeroff C.B.; Stout S.C.; Stress peptides and HPA axis reactivity in depression European NeuropsychopharmacologyVolume 5, Number 3, September 1995 , pp. 242-243&lt;br /&gt;15.Depression, osteoporosis and the HPA axis Townsend Letter for Doctors and Patients,  April, 2005  by Robert A. Anderson&lt;br /&gt; 16.Cerqueria JJ, Mailliet F., J Neurosci. 2007 Mar 14;27(11):2781-7&lt;br /&gt;17.Julıan F. Thayeresther Sternberg Annals Of The New York Academy Of Sciences Volume 1088 November 2006&lt;br /&gt;18.Bruce S McEwen Ph.D Allostasis and Allostatic LoadNeuropsychopharmacology (2000) 22 108-124&lt;br /&gt;19.J. W Crane, K Ebner, T. A Day (2003) Medial prefrontal cortex suppression of the hypothalamic-pituitary-adrenal axis response to a physical stressor, systemic delivery of interleukin-1β European J. Neuroscience 17 (7), 1473–1481&lt;br /&gt;20.S. F. Akana, A. Chu, L. Soriano, M. F. Dallman (2001) Corticosterone Exerts Site-Specific and State-Dependent Effects in Prefrontal Cortex and Amygdala on Regulation of Adrenocorticotropic Hormone, Insulin and Fat Depots J.Neuroendocrinology 13 (7), 625–637&lt;br /&gt;21.A. Vania Apkarian,ıÜü Yamaya Sosa, Sreepadma Sonty Chronic Back Pain Is Associated with Decreased Prefrontal and Thalamic Gray Matter Density J.Neuroscience, November 17, 2004, 24(46):10410-10415&lt;br /&gt;22.Alasdair M. J. MacLullich, Karen J. Ferguson Smaller Left Anterior Cingulate Cortex Volumes Are Associated with Impaired Hypothalamic-Pituitary-Adrenal Axis Regulation in Healthy Elderly Men J. Clinical Endocrinology &amp;amp; Metabolism (2006) Vol. 91, No. 4 1591-1594&lt;br /&gt;23.Ron M. Sullivan and Alain Gratton Lateralized Effects of Medial Prefrontal Cortex Lesions on Neuroendocrine and Autonomic Stress Responses in Rats J.Neuroscience, April 1, 1999, 19(7):2834-2840&lt;br /&gt;24.Radley JJ, Sisti HM Chronic behavioral stress induces apical dendritic reorganization in pyramidal neurons of the medial prefrontal cortex. Neuroscience 2004;125(1):1-6&lt;br /&gt;25.Israel Liberzon, M.D., Anthony P. King, Ph.D Paralimbic and Medial Prefrontal Cortical Involvement in Neuroendocrine Responses to Traumatic Stimuli Am J Psychiatry 164:1250-1258, August 2007&lt;br /&gt;26.Radley JJ, Arias CM, Sawchenko PE Regional differentiation of the medial prefrontal cortex in regulating adaptive responses to acute emotional stress J Neurosci. 2006 Dec 13;26(50):12967-76&lt;br /&gt;27.Sullivan R.M ; Gratton A. Prefrontal cortical regulation of hypothalamic-pituitary-adrenal function in the rat and implications for psychopathology: side matters Psychoneuroendocrinology Volume 27, Number 1, January 2002, pp. 99-114(16)&lt;br /&gt;28.Okada T, Tanaka M, Kuratsune H, Watanabe Y, Sadato N.Mechanisms underlying fatigue: a voxel-based morphometric study of chronic fatigue syndrome BMC Neurol. 2004 Oct 4;4(1):14&lt;br /&gt;29.Figueiredo HF, Bruestle A, Bodie B, Dolgas CM, Herman The medial prefrontal cortex differentially regulates stress-induced c-fos expression in the forebrain depending on type of stressor Eur J Neurosci 2003 Oct;18(8):2357-64&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1131842960591630400-1380574320732694873?l=beyindoktoru.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/feeds/1380574320732694873/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1131842960591630400&amp;postID=1380574320732694873' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/1380574320732694873'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/1380574320732694873'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/03/bilimin-gr-dedii.html' title='Bilimin Gör Dediği...'/><author><name>Dr.Güçlü Ildız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01733662366142302788</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1131842960591630400.post-6995718802797862759</id><published>2008-03-14T13:55:00.001-07:00</published><updated>2008-03-14T13:55:34.210-07:00</updated><title type='text'>Tıbbi Zihniyet</title><content type='html'>Homestaz, sağlıklı işleyen bir bedeni; allostaz, çalışması bozulmaya başlayan bedeni; allostatik yüklenme ise hastalığı ifade eder.&lt;br /&gt;Bu 3 tarif Türk tıp çevrelerinde pek kullanılmaz. Allostaz ifadesini kullanırsanız, hemen ardından nedeni de açıklamanız gerekir.&lt;br /&gt;Neden vücudun çalışması bozulur da hastalık durumu ortaya çıkar?&lt;br /&gt;Türk tıbbında nedenler pek konuşulmaz. Çünkü kabuller vardır.&lt;br /&gt;….&lt;br /&gt;Pek çok alanda olduğu gibi sağlık sektöründe de dışa bağımlı bir yapımız var. İlaçlar ve tıbbi malzemelerin önemli bir kısmı dışalımla geliyor. Ama bunlardan çok daha önemli olan bir konu var.&lt;br /&gt;Zihniyet…&lt;br /&gt;Hastalıkların oluşumuyla ilgili temel bilgiler batının dikte ettirdiği gibidir. Batılı bilimsel anlayışa göre; materyalist bilimsel yapının oluşturduğu denekler, insandır. İnsan bir maddedir. Tüm hastalıklar neden-sonuç ilişkisiyle oluşur. Hemen tüm hastalık nedenleri idiyopatiktir (bilinmez). Tedaviler; bilimsel verilerin ışığı altında, ilaçlarla tedavi edilebilir. Diğer tüm yöntemler alternatif olup çağdaş bilimsellik anlayışla çelişkilidir.&lt;br /&gt;Batının materyalist bilimsel anlayışında gözlemci (bilim adamı), deneylere ya da olaylara müdahale edemez. Her olay ya da hastalık kendi süreci içinde olup biter. Gözlemcinin etki ettiği bir sonuç bilimsel değildir.&lt;br /&gt;Batılı bilinçle şekillenen Türkiye’nin tıbbi uygulamaları sonucunda varılan noktada sorguya yer yoktur. Her şey kabul edilmiştir. Hastalıklar ilaçlarla tedavi edilecektir. Bitti.&lt;br /&gt;…&lt;br /&gt;Ancak batı biliminin geldiği son nokta olan kuantum fiziği, bakın neler söylüyor:&lt;br /&gt;Gözlemci etkisinin olmadığı bir sonuçtan söz etmek olanaksızdır.&lt;br /&gt;Maddenin özü olan atomaltı dünyasında tüm nesneler birdir. Tektir.&lt;br /&gt;Fiziksel evren özünde fiziksel değildir.&lt;br /&gt;Materyalist anlayış, atomaltı dünyasında (maddenin özünde) geçersizdir.&lt;br /&gt;Atomaltı dünyasının mutlak gerçekle olan ilişkisi,  String teorisinin muhteşem ifadesiyle belki anlaşılabilir.&lt;br /&gt;İnsan için asıl olan düşüncedir, bilinçtir.&lt;br /&gt;…&lt;br /&gt;1970 ‘li yıllara kadar hakim olan maddeci bilimsellik anlayışı bugün tıp dünyasının halen aşamadığı önemli bir engeldir. Bu engel; insanlara hasta değil, hastalık gözüyle bakılmasıdır.&lt;br /&gt;Tamamen maddeci sağlık hizmetleri bilinci, yaşadığımız günlerde sahip olunan çözümsüzlüğün nedenidir.&lt;br /&gt;*40 yaşına gelen bir insan neden şeker hastası olur?&lt;br /&gt;-İşte canım şeyden…yani genlerinden geliyor bu hastalık!&lt;br /&gt;*Peki neden 50 değilde 40 yaşında başladı? Neden şimdi başladı?&lt;br /&gt;-Eee…genler devreye girdi!&lt;br /&gt;*Neden şimdi devreye girdi?&lt;br /&gt;-Eee…Stresten galiba… hastamızın sıkıntıları olmuş ve genler öyle buyurmuş!&lt;br /&gt;*Genleri etkin hale getiren neden nedir? Stres nasıl etki ediyor?&lt;br /&gt;-Stres, beyin çalışmasını etkiliyor ve dolayısıyla vücudun çalışmasını bozuyor. Hücresel düzeyde yer alan genetik kodların (telomer) yapısı etkileniyor. Hastalık ortaya çıkıyor. (Ya da genetik açıdan meyilli olunan bozukluğun ortaya çıkışı sağlanıyor)&lt;br /&gt;*Peki hipertansiyon…&lt;br /&gt;-O da öyle…&lt;br /&gt;*Peki tiroid hastalıkları…&lt;br /&gt;-O da öyle…&lt;br /&gt;*Peki depresyon…&lt;br /&gt;-O da öyle…&lt;br /&gt;*Peki kanser…&lt;br /&gt;-O da öyle…&lt;br /&gt;*E kardeşim o zaman, neden beyin üzerine tedaviler düzenlenmiyor da hep sonuçlar üzerine ilaçlar veriliyor? Neden ortadan kaldırılmadan sonuçlar düzeltilebilir mi?&lt;br /&gt;….&lt;br /&gt;Maddeci bilim, beyin çalışma özelliklerini değerlendirme ve hastalıkların oluş mekanizmasını çözümlemede yetersiz kalıyor. Çünkü, beyni anlamak için düşünceyi bilmek gerekir. Maddeci bilim düşünceyi bilemez. Çünkü düşünce; elle tutulamaz, gözle görülemez.&lt;br /&gt;Beyin ön bölgesi hem düşünce sistemini geliştiriyor hem de bedeni kontrol eden merkezleri yapısında barındırıyor.&lt;br /&gt;Günümüz tıbbı beyin ön bölgesiyle ilgilenmiyor. Beyin hekimleri (nörologlar) ve beyine en yakın bölüm olan psikiyatri branşının hekimleri, ilaçlarla beyin çalışmasını düzeltebileceklerini düşünüyorlar. Özellikle uzun süreli kullanılan ilaçlar, beyinde yer alan reseptörlerin duyarlılığını azaltarak beyni dolaylı yoldan tahrip ediyor. Düşünce sistemini güçlendireceği yerde tam tersi etkiler yaratıyor.    &lt;br /&gt;Bilimsel tıbbın hedefi; sürü psikolojisinin yarattığı toplumsal kabullerle yaşamına yön veren ve tek düze bilinçaltı sistemiyle yaşayan insanları, yaratıcı beyin gücüyle şekillenen düşüncenin egemen olduğu bireyler haline getirmek olmalıdır. Su sayede stres algısı, düşüncenin gücüyle değişecek ve beyin çalışmasına zarar vermesi engellenip hastalıkların gelişimi önlenebilecektir.&lt;br /&gt;Bu iyileştirme anlayışı ütopik değildir. Tek yapılması gereken zihniyet değişikliğidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1131842960591630400-6995718802797862759?l=beyindoktoru.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/feeds/6995718802797862759/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1131842960591630400&amp;postID=6995718802797862759' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/6995718802797862759'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/6995718802797862759'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/03/tbbi-zihniyet.html' title='Tıbbi Zihniyet'/><author><name>Dr.Güçlü Ildız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01733662366142302788</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1131842960591630400.post-4858417735118159501</id><published>2008-03-14T13:54:00.002-07:00</published><updated>2008-03-14T13:55:03.955-07:00</updated><title type='text'>Beyin ve Alışkanlıklar</title><content type='html'>Her gün olduğu gibi bugün de 20 bardak çay ve bir pakete yakın sigara içmişti iş yerinde Ali Bey... Eve girerken eşi “çok kötü sigara kokuyorsun” bakışlarıyla karşıladı onu her akşam olduğu gibi…  Akşam yemeğini yedikten sonra günün yorgunluğu üzerine eklenen karın tokluğunun verdiği ağırlıkla çöküverdi televizyon karşısındaki koltuğuna…10 dakikalık şekerleme, eşinin  -çay demleyim mi? sorusuyla kesiliverdi.&lt;br /&gt;-Yok ya ne çayı, istemem! Bugün gene içtim 20 bardak…yakında delinecek midem ama dur bakalım n’olacak!…diye karşılık verdi.&lt;br /&gt;Televizyondaki ana haber bülteni ardından balkona çıkıp bi sigara tellendirme fikrinden, ağzının zehir gibi olacağı düşüncesiyle, vazgeçti.&lt;br /&gt;Sınavlara hazırlanan 11 yaşındaki oğlu, elinde kitaplarıyla yanına geldi ve yardımcı olmasını istedi.&lt;br /&gt;Masaya geçti, soruları incelemeye başladı. Gündüz işte evrak: matematik, akşam evde oğlanın matematik soruları…diye aklından geçirdi.&lt;br /&gt;20 dakikadır sorularla ilgileniyor ama nerdeyse beyninin durduğunu hissediyor, yeterli çabuklukta soruları kavrayıp çözümlerini anlatamıyordu.&lt;br /&gt;Canı sigara içmek istiyordu. Bi de yanında çay…&lt;br /&gt;-Hanım, hadi bi çay demleyiver…&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;Sigara ve çay ile artık dikkatini daha iyi yoğunlaştırabiliyordu. Zaten gün boyu sigara ve çay içmesinin nedeni de buydu.&lt;br /&gt;……&lt;br /&gt;Beyin ön bölgesi, beynin giriş ve çıkış kapısı gibidir. Duygu, düşünce ve davranışların son hali burada şekillenir. Kişilik özelliklerinin oluştuğu yerdir. Beyin ön bölgesinin çalışma duyarlılıklarında oluşan farklılıklar nedeniyle insanlar birbirlerinden ayrılabilirler. Hayvan türlerinde görülmeyen farklılıkların esas nedeni, beyin ön bölgelerinin farksız olan çalışma özellikleridir.&lt;br /&gt;Beyin çalışma duyarlılıklarında var olan farklılıklar, örneğin dikkati verme ve sürdürme özelliklerinin her insanda farklı olmasını sağlar. İstek ya da niyet ile oluşan güdülenme (motivasyon) dikkatin oluşmasını ve sürdürülmesi için gereklidir. Beyin ön bölgesi duyarlılık dereceleri motivasyonla düzeltilebildiği ölçüde dikkat sağlanabilir. Motivasyonun azaldığı durumlarda dikkati dağılan insanlar, dikkati sağlamak için dışarıdan bir uyarana ihtiyaç duyabilirler.&lt;br /&gt;Yaşantımızın ilk günlerinden itibaren kimi besin maddeleri ve dışarıdan alınan diğer maddeler, beyin duyarlılık derecelerini etkiler. Duyarlılık derecelerine bağlı olarak bir maddeye ya da duyguya bağlanır, beyin performansını arttırmak amacıyla o maddeyi ya da duyguyu ister hale geliriz.&lt;br /&gt;Beyin duyarlılığının arttığı durumlarda alınan maddelerle düzelme eğilimi, beyin tarafından öğrenilir. Beyin, ihtiyacı olduğunda bu maddeleri alması için kişide istek uyandırır. İşte, insanın alışkanlıklarını ve bağımlılıklarını belirleyen temel fizyolojik etmen budur. &lt;br /&gt;Çayın içinde tein, kahvede kafein, sigarada nikotin, rafine şeker (sofra şekeri); beyin ön bölge duyarlılıklarını azaltıp beyin performansını, alındığı süre içinde, arttıran maddelerdir.&lt;br /&gt;Ali Bey, beyin ön bölge performansına ihtiyacı olduğu durumlarda çay ve sigara ikilisine her zaman ihtiyacı olacaktır. Çünkü beyni, duyarlılıklarını azaltmak ve artan performansı karşılamak için bu yöntemi öğrenmiştir.&lt;br /&gt;Beyin çalışma duyarlılıklarını azaltan içsel maddeler de vardır. Kortizol ve adrenalin ikilisi, örneğin heyecan verici durumlarda kanda düzeyi artarak beyne ulaşır ve beyin duyarlılıklarını azaltarak dikkatin sürdürülmesini sağlar. Normal durumlarda dikkat eksikliği olan kişiler, dikkati sürdürememe nedeniyle çabuk sıkılırlar. Ancak heyecanlı bilgisayar oyunlarını uzun süre dikkatlerini vererek sürdürebilmelerinin nedeni adrenalindir. Adrenalin ile duyarlılığın azaldığını öğrenen beyin; kişiyi heyecan verici duygu ve düşünceler geliştirmesini sağlayarak beyin çalışma duyarlılığının azalmasını ve dolayısıyla rahatlamasını amaçlar.&lt;br /&gt;Sonuç olarak; uzun süreli ve normalden fazla kortizol ve adrenaline maruz kalan beyin yapısı, bozulur. Düşünce, gereği kadar kullanılamaz. Beynin vücut kontrolü bozulur ve hastalıkların ortaya çıkması kolaylaşır.&lt;br /&gt;Alışkanlık ya da bağımlılık dereceleri tamamen beyin ön bölgesinin çalışma özelliklerine bağlıdır. Bizlere insan olma özelliği veren beyin ön bölgesi, en önemli insani kazanımdır. Bu kazanımın korunması ve iyi bir biçimde çalışmasını sağlayan; beklide en güçlü özellik, iradedir. İradenin gücünü arttıran yöntemlerin uygulanması, sağlıklı kalmak isteyenlerin ve sağlık hizmeti verenlerin temel öğretisi olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Güçlü Ildız&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1131842960591630400-4858417735118159501?l=beyindoktoru.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/feeds/4858417735118159501/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1131842960591630400&amp;postID=4858417735118159501' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/4858417735118159501'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/4858417735118159501'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/03/beyin-ve-alkanlklar.html' title='Beyin ve Alışkanlıklar'/><author><name>Dr.Güçlü Ildız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01733662366142302788</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1131842960591630400.post-5976145410659589827</id><published>2008-03-14T13:54:00.001-07:00</published><updated>2008-03-14T13:54:29.972-07:00</updated><title type='text'>Çevre ve Beyin</title><content type='html'>Doğa yürüyüşüne çıkan grup, kayalıklar arasından tepeye doğru güçlükle tırmanırken karşılarına aniden çıkan çobanı görünce irkildiler.&lt;br /&gt;-Kolay gelsin, bir ihtiyacınız var mı? Diye soran çoban –sağol, yanıtını aldı. Grubun 10 dakikada zorlukla aldığı yolu bir nefeste katedip gözden kayboldu.&lt;br /&gt;100 yaşındaki nene, bunca yıl doktor yüzü görmeden nasıl sağlıklı kalabildiği sorusuna&lt;br /&gt;-peynir, yoğurt, ot yedim, süt içtim yanıtını veriyor, umursamaz tavrıyla maydanoz toplamaya devam ediyordu.&lt;br /&gt;Anadolu’nun yüksek rakımlı bölgelerinde, Kuzey Kutbuna yakın buz kaplı vadilerde, Mogolistan ovalarında, Japonyanın medeniyetten uzak adalarında; bırakın dev hastane binalarını, minicik bir sağlık ocağı bile göremezsiniz. Bu bölgelerde uzun yıllar sağlıklı bir biçimde yaşayan insanlar, modern tıbbın sayesinde ortalama yaşam ömrünün arttığı lakırtılarını yalanlarcasına sürdürdükleri sağlıklı yaşamlarıyla metropol insanlarına ders verir niteliktedir. &lt;br /&gt;Günümüz modern hikayelerinden biri olan “stresin çağın hastalığı” olması yargısı, beyni tanımayan ve beynin gerçeklerini gözardı ederek oluşturulan sağlık anlayışının bir sonucudur. Gerçekte hastalık nedeni stres değil, o strese maruz kalan beynin çalışma özellikleridir. Beyin çalışma özellikleri ne kadar duyarlı ise stresten etkilenme oranı da o ölçüde artacaktır.&lt;br /&gt;Şehir yaşamı insan üzerindeki olumsuz özelliklerini, beynin çalışma özelliklerini etkileyerek gösterir. Gebe anne adayının ruhsal ve fiziksel durumu, doğum zorlukları, yetersiz anne sütü alımı, ağır metal (alüminyum vb.) içerikli aşılar, kafa darbeleri, basit karbonhidratlarla hazırlanan rafine besinlerle oluşturulan beslenme tarzı, genel anestezi altında yapılan gereksiz ameliyatlar ve beyni etkileyen ateşli hastalıklar; şehirli insanların beyin çalışmasını etkileyen önemli etmenlerdir.&lt;br /&gt;Sayılan bu etmenlerin çoban ve nenenin beynini etkilemesini beklemeyin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1131842960591630400-5976145410659589827?l=beyindoktoru.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/feeds/5976145410659589827/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1131842960591630400&amp;postID=5976145410659589827' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/5976145410659589827'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/5976145410659589827'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/03/evre-ve-beyin.html' title='Çevre ve Beyin'/><author><name>Dr.Güçlü Ildız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01733662366142302788</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1131842960591630400.post-7727853142414042907</id><published>2008-03-14T13:53:00.002-07:00</published><updated>2008-03-14T13:54:01.220-07:00</updated><title type='text'>AH ŞU KALBİMİZ!</title><content type='html'>Sağlık yatırımlarında son yıllarda önemli artışlar olduğu görülüyor. İstanbul’dan başlayan hastane zincirleri Anadolu’ya hızla yayılıyor. Bugün Elazığ’da bile bir Alman hastanesinin bulunması o bölgenin insanları için iyi bir alternatif oluşturuyor.&lt;br /&gt;İstanbul’da hemen her mahallede bulunan özel hastanelere işçi, memur ve emeklilerinin sevkleriyle gidebilmeleri; özel dal hastanelerin artışı ve hatta yurt dışından hastaların tedavi amaçlı gelmeleri, sağlık sektörünün geldiği nokta açısından taktir edilecek bir durumdur.&lt;br /&gt;Sağlık sektöründe olmazsa olmaz müşteri portföyünü hastalar oluşturur. Tüm bu yatırımların karlı birer işletmeye dönmesi için hastanın olması gerekir. Ne kadar çok hasta, o kadar çok para! Başka bir biçimde düşünmenin olanağı var mıdır? Hangi özel hastane yatırımcısı ve işletmecisi bu gerçeği yatsıyabilir?&lt;br /&gt;Hastanelerin karlı görülen bölümleri yoğun bakım, cerrahi ve girişimsel işlemlerdir. Her üç bölümünde ortak hastalık organı “kalp”dir. Önce muayene ve laboratuvardan sonra girişimsel işlemlerden (anjio, stend vb.) sonrada açık kalp ameliyatından ve ardından yoğun bakım hizmetlerinden para kazanırsınız. Kalp işi gerçekten çok karlıdır.&lt;br /&gt;Bu nedenle özel hastane reklamlarında kalp, kullanılan bir numaralı araçtır. “Kalbinizi düşünüyoruz, yeni anjio ünitemizde çok daha güçlüyüz, kalp sağlığınızı koruyun hemen gelin bir çekap yapalım”&lt;br /&gt;Son yıllarda tırmanan kalp sağlığını koruma furyasında gıda ürünleri de yerini alımıştır. “Bu yağ kalbinizi korur, bu besin kalp dostudur”  &lt;br /&gt;Hatta kimi hastaneler kalbin ne derece önemli olduğunu anlamışlar ve “yakınmanız ne olursa olsun önce bir kalbinize baktıralım” anlayışı geliştirmişlerdir. Baş dönmesi nedeniyle geçerken uğradığınız hastanenin acil polikliniğinden anjio olup çıkarsanız şaşırmayınız.&lt;br /&gt;“Kalbin düşmanları nelerdir” sorusuna bir ilkokul öğrencisi bile kolaylıkla 2 maddelik yanıtı verebilir. Kolesterol ve tansiyon yüksekliği. Gazete, TV, paneller, konuşmalar ve hekimlerin dilinde hep bu iki “düşman” vardır.&lt;br /&gt;Kolesterol kalp damarlarını tıkar, yüksek tansiyon ise bu olaya yardımcı olur. Hekimlerin anlattıkları kısaca budur.&lt;br /&gt;Bu nedenlerle hastalara, bolca kolesterol ve tansiyon düşürücü ilaç yazılır.&lt;br /&gt;Böylece hem hastane hem ilaç firmaları hem eczaneler hemde gıda sektörü “kalp” üstünden para kazanırlar. Bu durum tüm dünyada böyledir.&lt;br /&gt;Gerçekten kolesterol’ün ne olduğuna bakmakta fayda var.&lt;br /&gt;Kolesterol vücudumuzun tüm hücrelerinde, hücre zarı yapısını oluşturan önemli bir moleküldür. Tüm canlılarda bulunur. Kolesterol’ün önemli miktarı vücut tarafından oluşturulur. Çok daha az miktarı besinler yoluyla alınır. Karaciğer, beyin, omurilik ve kan damar yüzeyinde çok daha fazla bulunur. Kolesterol kanda LDL, VLDL ve HDL adı verilen taşıyıcılar tarafından, diğer dokulara ulaştırılmak üzere karaciğer ve ince barsakta yapılarak, taşınır. LDL ve VLDL karaciğerden dokulara, HDL kandan karaciğere kolesterol’ü taşır.&lt;br /&gt;Hücre zarı yapısını oluşturması nedeniyle bazı araştırmacılar kolesterol’ün antioksidan (koruyucu) etkisi olduğunu belirtmişlerdir. Yağda eriyen vitaminlerin (A,D,E,K) kullanımı için kolesterol gereklidir. D vitamini yapılabilmesi için kolesterol olması gerekir. Kortizon, progesteron, östrojen ve testosteron gibi hormonların yapımı için gene kolesterol gerekir.Ayrıca hücre bütünlüğünü ve madde alışverişini sağlayan hücre zarı işlevinde kolesterolün önemli görevi vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DAMARLAR NASIL TIKANIR ?&lt;br /&gt;Damarın tıkanabilmesi için öncelikle damar yüzeyi yapısının bozulması gerekir. Sağlam olan damar iç yüzeyine kolesterol ya da başka bir madde zarar veremez. Sonuç olarak tıkaç oluşması ve damarın tıkanması için öncelikle ve mutlaka damar yüzeyinin bozulması gerekir.Damar yüzeyini koruyan 2 madde vardır. PGI 2 (prostasiklin) ve NO (nitrik oksit). Her iki madde damar iç yüzeyinde yapılır ve etkilerini hem burada hem de düz kas tabakası içine girerek, orada gösterirler. Her iki maddenin damar iç yüzeyi koruyucu, pıhtılaşmayı önleyici, damarları genişletici ve damar düz kas yapısını koruyucu görevleri vardır. Damar tıkacı ya da damar sertliği (atheroskleroz) durumunda, serbest radikaller adı verilen vücut metabolizma ürünleri, damar iç yüzeyinden PGI 2 ve NO salgılanmasını azaltır. Bunun sonucu damar iç yüzeyine kanda bulunan ve asıl görevi doku koruyucu özelliği olan maddeler (monosit ve makrofaj) yapışır ve damar içine girer. Kanda bulunan ve kolesterol taşıyan LDL, serbest radikallerin etkisiyle oksitlenir ve makrofajlarla birlikte, kalsiyumla birleşerek damar içine girer. Ayrıca kanda doku harabiyeti ön faktörleri artar (MCP 1, TNF alfa, VCAM 1).Özetle; damar iç yüzeyi çalışmasının bozulmasını sağlayan serbest radikaller, damar sertliğinin asıl nedenidirler. Kolesterol sonradan devreye girer ve tek başına bir anlam ifade etmez.Serbest radikallerin varlığı, kolesterol yüksekliği, kan şekeri fazlalığı gibi etkenler gerçekte vücut işleyişinde var olan bir sorunun göstergesidir. Vücudumuz iyi yönetilememekte ve uygun gıdalar alınmamaktadır. Bir çok hastalığın nedeninde olduğu gibi beyin duyarlılıkları sonucu bozulan vücut sisteminin çalışması ve uygun olmayan besinler hastalıkları ortaya çıkarmaktadır.&lt;br /&gt;KOLESTEROL İLE İLGİLİ BİLİMSEL GERÇEKLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.             Damarları tıkayan pıhtı-tıkaç ya da atherom plağı içinde kolesterol oranı sadece % 3 tür. %50’den fazla kalsiyum, geri kalan ise kan hücrelerinden ve damar düz kas dokusundan oluşur.&lt;br /&gt;2.             Damar hastalıkları tanısı için artık anjio değil, damar tıkacındaki kalsiyum miktarını ölçen tomografi kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;3.             Toplam kolesterolün % 20 oranı besinlerle ile alınır. Geri kalanı karaciğer tarafından oluşturulur. Diyet ile toplam kolesterol en fazla % 10 düşer.&lt;br /&gt;4.             Kolesterolden fakir diyet alındığında, vücut kolesterol harcamayı durdurur. Kolesterolü saklar. Çünkü kolesterol gereklidir.&lt;br /&gt;5.             Kolesterol düşüklüğü ile depresyon riski artar, kanser riski artar, cilt kurur, cinsel isteksizlik ve güçsüzlük olur, kemik yapısı bozulur.&lt;br /&gt;6.             Kadınlarda östrojen, erkeklerde testosteron hormonları için kolesterol gerekir. Her iki cins için de bu hormonlar birçok açıdan koruyucu özellikleri vardır.&lt;br /&gt;7.             Damar tıkacı, damar hastalığıdır, kolesterol hastalığı değildir.&lt;br /&gt;8.             Kolesterol yüksekliği nedeni allostatik yüklenmedir.&lt;br /&gt;9.             Kolesterol düşürücü ilaçlar karaciğere zararlıdır, kas dokusunu tahrip eder ve dolaylı olarak böbreklere zarar verir.&lt;br /&gt;10.         Kolesterol düşürücü ilaçlar kas ağrılarına yol açar.&lt;br /&gt;11.         Kalp, kastan yapılmıştır. Kalsiyum miktarı fazla, magnezyum oranı az olan su ve gıdalarla beslenme, kalp ve diğer kasların kasılmasında sorunlara yol açar. Bu nedenle panik atak yakınması olanlarda ani ölümler gözlenebilir. (Kemal Sunal’da ki uçak korkusunun neden olduğu panik atak ve kalp krizi bunun bir örneğidir.)&lt;br /&gt;12.         Kalp hastalıkları yoğun bakımında, kalp krizi nedeniyle yatan hastaların ortalama yarısının kan kolesterol düzeyleri normal ya da düşüktür. Aynı durum nöroloji kliniğinde yatan felçli hastalar için de geçerlidir.&lt;br /&gt;13.         Kolesterol düşürücü ilaçlar, 5 yıl için kalp krizi olasılığını sadece % 2 düşürür.1&lt;br /&gt;14.         Nagoya Üniversitesinden Dr. Harumi Okuyama kolesterol düşürmenin hiçbir faydasının olmadığını, aksine kanser ve depresyon riskini arttırdığını, acilen bu tedavi biçiminin durdurulması gerektiğini söylüyor.2&lt;br /&gt;15.         Kalp hastalıkları uzmanı Dr. Stephen Seely, kalsiyum, kalp-damar hastalıklarının en önemli düşmanıdır diyor kitabında.3 Kolesterol düşürücü tedavilerin, damar tıkacındaki kalsiyum oranını daha da artırdığını söylüyor yıllar önce.&lt;br /&gt;16.         Bir araştırma yakınması olmayan ve hastalık risk grubunda olmayan orta yaştaki insanların 1/3 ‘ünde ciddi oranda kalp damarı tıkaçları bulunduğunu bildiriyor.4&lt;br /&gt;17.         Tüm araştırmalardan çıkarılan sonuç; kolesterol düşürmek kalp krizinden ölümleri azaltmıyor.5&lt;br /&gt;18.         Yumurta kolesterol açısından çok zengindir. 9734 kişi haftada en az 6 yumurta yedi, kolesterolleri artmadı. Kalp krizi ve inme riski artmadı.6&lt;br /&gt;19.         ABD acil servislerinde kalp krizi tanısı konulan hastaların %50 oranında kolesterol düzeyleri normal bulunmuş.7,8&lt;br /&gt;20.         Kalp tomografisinde, Agatston kalsiyum skoru “0” olanların kalp krizi geçirme olasılığı “0”dır.9&lt;br /&gt;21.         Orta yaş grubunda, sex hormonlarının (östrojen ve testosteron) azalmasına bağlı olarak karaciğer, kolesterol salgılanmasını arttırarak hormon yapımının dolaylı olarak arttırılmasını amaçlar. Bu nedenle orta yaş grubunda görülen kolesterol artışı normal bir olaydır.10&lt;br /&gt;22.         Kalp damarlarında yer alan 10 mikron çapındaki bir kalsiyum plağı bile kopup kan elemanlarıyla birleşerek kalp krizine neden olabilmektedir. Ani ölümlere yol açan kalp krizlerinde görülen öncelikli sorun bu şekilde gelişir.11                                                                      &lt;br /&gt;23.         Kan sulandırıcı tüm ilaçlar (aspirin dahil) kan damarlarında kalsiyum birikimini 2 kat arttırırlar.12&lt;br /&gt;24.         Harvard Üniversitesinden Dr. John Abramson, kolesterol düşürücü ilaçların kalp krizi nedeniyle olan ölümleri azalttığına dair hiç bir belirtinin olmadığın bildiriyor.13&lt;br /&gt;25.         Kolesterolün düşmesi ile beyin hücreleri yapısında bulunan kolesterolün eksikliğine bağlı beyin ve sinir hastalıklarının ortaya çıkabileceği bildirilmiştir.14&lt;br /&gt;26.         Kolesterol düşürücü ilaç kullananlarda karaciğer bozuklukları görülme oranı %448 (dörtyüzkırksekiz) artar.15&lt;br /&gt;27.         Kolesterol düşürücü ilaçların kullanımı ile ALS (amyotrofik lateral skleroz) görülme sıklığı artar.16&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak, vücudun çalışması bozulduğunda karaciğerden kolesterol sentezi artar. Bu durum, vücudun kendi kendine onarması için gerekli gördüğü bir tedavi yöntemidir. Kolesterol yüksekliği bir hastalık değildir.&lt;br /&gt;Herhengi bir sağlık sorunu olmadan 100 yaş üzerinde yaşayan insanların öldükten sonra yapılan otopsilerinde, kalp damarlarında %84-97 oranında tıkanmaların olduğu görülmüştür.17&lt;br /&gt;Bu araştırma sonucu bize kalp damarlarının tıkanmasının doğal ve normal bir süreç olduğunu gösteriyor. Toplu iğne başı yer kalıncaya kadar kalp damarları tıkanabilir. Bu durum o insanın kalp hastası olduğunu göstermez. Olsaydı, o insanlar 100’lü yaşları göremezlerdi.&lt;br /&gt;Asıl sorun, kalbin nasıl tıkanıp kalp krizine yol açtığıdır. Kalbi asıl tıkayan neden, kalp damar çalışmasındaki sorunlardır. Anlık olan spazmlar kalbi tıkar ve krize yol açarlar. Spazm olan bölgeden kopan tıkaç ya da pıhtı, daha uç bölümdeki damarı tıkar ve bu tıkanma kriz nedeni olarak görülür.&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi krize yol açan esas olay, kalp damar kaslarının normalden fazla kasılmalarıdır. Bu durumun kolesterol ile ilgisi yoktur.&lt;br /&gt;Sıklıkla yanlışa düşülen bir diğer anlayış ise ani gelişen hemen tüm sağlık sorununun kalp krizi olarak kabul edilmesidir. Aniden yere düşen bir insan “kalp krizi geçiriyor” zannedilir. Gerçekte olan olay ise; kriz anında beyinden kaynaklanan anormal elektriksel ve hormonal deşarj nedeniyle vücudun çalışmasının bozulmasıdır. Bu olay en çok akciğerleri ve kalbi etkiler. Aynı oranda mide ya da böbrekte etkilenir ancak o anda çalışması bozulan organın işlevi önemlidir. Kalp birkaç sanıye çalışması etkilenirse hemen belirti vereceğinden olay kalbe havale edilir. Asıl sorun kalpte değil vücudun çalşışmasını kontrol eden ya da edemeyen beyindedir.&lt;br /&gt;Sağlık sisteminin şapkasını önüne koyup yeniden düşünmesi gerekiyor. Yapılan yüksek sağlık yatırımlarının parasını olmayan hastalıklardan çıkarmak ve hastalara sağlık adına eziyet etmek etiğe, insan haklarına ve vicdana sığmıyor.&lt;br /&gt;Dr. Güçlü Ildız&lt;br /&gt;Nöroloji Uzmanı&lt;br /&gt; Kaynaklar&lt;br /&gt;1.         HeartWire Jan. 27, 2007&lt;br /&gt;2.         Basel, Karger, World Review Nutrition Dietetics, 96: 1-17, 2007&lt;br /&gt;3.         International Journal Cardiology 1991 Nov; 33 (2):191-8&lt;br /&gt;4.         European Heart Journal 25: 48-55, 2004&lt;br /&gt;5.         Domaine de la Merci, Nutrition Metabolism Cardiovascular Disease 16: 387-90, 2006&lt;br /&gt;6.         Medical Science Monitoring 13: CR1-8, 2006&lt;br /&gt;7.         Atherosclerosis 149: 181-90, 2000&lt;br /&gt;8.         Medical Hypotheses 59: 751-56, 2002&lt;br /&gt;9.         Cleveland Clinic Journal Medicine 49: Supp 3 – S-6-11, 2002&lt;br /&gt;10.      Medical Hypotheses 59: 751–56, 2002&lt;br /&gt;11.      Proceedings National Academy of Sciences 103: 14678-83, 2006&lt;br /&gt;12.      Blood 104: 3231-32, 2004&lt;br /&gt;13.      Lancet. 2007 Jan 20; 369(9557):168-9&lt;br /&gt;14.      Drug Safety. 30(8):669-675, 2007&lt;br /&gt;15.      Clinical Therapy 2007 Feb; 29(2):253-60&lt;br /&gt;16.      Drug Safety 2007; 30(6):515-25&lt;br /&gt;17.      Journal Gerontology Medical Science 59: 1195-99, 2004&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1131842960591630400-7727853142414042907?l=beyindoktoru.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/feeds/7727853142414042907/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1131842960591630400&amp;postID=7727853142414042907' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/7727853142414042907'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/7727853142414042907'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/03/ah-u-kalbimiz.html' title='AH ŞU KALBİMİZ!'/><author><name>Dr.Güçlü Ildız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01733662366142302788</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1131842960591630400.post-4577639146741001804</id><published>2008-03-14T13:53:00.001-07:00</published><updated>2008-03-14T13:53:23.269-07:00</updated><title type='text'>İşitme ve Çınlama</title><content type='html'>Kulakların üstünde, şakaklarda yer alan beyin bölgesi; işitmenin merkezidir. Kulaklar birer ses alıcısıdır. Amaçları, aldıkları sesleri en iyi biçimde beyine ulaştırmaktır. Çünkü beyin alınan seslere anlam kazandırır. Çünkü asıl işiten kulak değil, beyindir.&lt;br /&gt;Kimi insanların az işitme nedeniyle kullandıkları işitme cihazlarından rahatsız olduklarını ya da kullanamadıklarını görürsünüz. Çünkü sorun, kulakta değil beyindedir.    &lt;br /&gt;Yaşlı insanlara “işine gelmediğini duymaz” diye takılırız. Nedeni; işlerine gelmediği için değil, işitilen sesleri anlamadıkları içindir. Çünkü sorun kulakta değil beyindedir. &lt;br /&gt;Kulak çınlaması toplumumuzun sahip olduğu önemli sağlık sorunlarından biridir. Kulak çınlaması, işitme merkezinin duyarlı çalışma özelliklerinin artmasıyla ortaya çıkar. Stres altında çalışma özellikleri bakımından artan duyarlılıklar sonucu gelişir. Örneğin stresli bir günde işitilen yüksek volümlü bir ses, yıllar boyu sürecek çınlama yakınmasını başlatabilir. Beyin duyarlı çalışmasına neden olan önemli bir etken de kafa darbesidir. Önemsiz gibi görünen şakak bölgelerine alınan bir darbeden aylar sonra çınlama başlayabilir ve bir ömür boyu sürebilir. &lt;br /&gt;Günümüz sağlık uygulamalarında yapılan önemli hatalardan biride, işitme ile ilgili her türlü yakınmanın nedeninin kulakta aranmasıdır. Eğer kulak ile ilgili yapılan testlerden bir sonuç çıkmıyor ise ya da tadavilerden fayda göremiyorsanız o zaman emin olunuz ki sorun beyindedir.&lt;br /&gt;QEEG ile beyinde yer alan işitme merkezinin çalışma özellikleri değerlendirilebilir, saptanan sorunlar nöroterapiyle tedavi edilebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1131842960591630400-4577639146741001804?l=beyindoktoru.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/feeds/4577639146741001804/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1131842960591630400&amp;postID=4577639146741001804' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/4577639146741001804'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/4577639146741001804'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/03/iitme-ve-nlama.html' title='İşitme ve Çınlama'/><author><name>Dr.Güçlü Ildız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01733662366142302788</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1131842960591630400.post-5928536785324683367</id><published>2008-03-14T13:52:00.001-07:00</published><updated>2008-03-14T13:52:48.301-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ah Şu Beynimiz'/><title type='text'>Kitap Tanıtım Yazısı</title><content type='html'>“Ah şu beynimiz! Gözardı edilen tıbbi gerçekler” adlı kitabın yazılmasının pek çok nedeni var. Psikolojik, metafizik ya da bilimsel içerikli çeviri kitapların, anlatıpta anlaşılamadığı o soyut kavramları somuta indirgemek, bu kitabın amaçlarından biridir.&lt;br /&gt;Beynin öneminden hep söz edilir de iş uygulamaya gelince, uygulayıcıların bile varlığını gözardı ederek mesleklerini uyguladığı görülür. “Psikolojim bozuk” sözünün ağızlarda sakızlığı ile farkedilmez beynin ne denli öksüz bırakıldığı. Oysaki psikolojiniz; tepenizde gezinen soyut bir kavram değil, doğrudan beynin çalışmasıyla ortaya çıkan bir sonuçtur. O halde, güncel bilimsel verilerin ışığı ve içinizden birinin sözleriyle yazılmış bu esere buyrun da psikolojinizin yaratıcısını daha yakından tanıyın.&lt;br /&gt;Var olan hemen tüm yapılar, belirli bir organizasyon şemasıyla işleyişini sürdürürler. Her zaman bir baş, başkan, müdür, amir, patron ya da CEO vardır. Diğer kademeler bu üstlerin altında sıralanır. Bu gerçek biliniyorken neden hekimler “beyninizin durumu nasıl acaba?” diye sormazlar. Vücudun genel çalışma bozukluğu olan hastalıklarda, örneğin bir şeker hastasında neden beyin çalışma özellikleri araştırılmaz. Başkanın iyi olduğu bir kurumdan ciddi sorunların ortaya çıkması beklenebilir mi? O halde, hastalıklar beynin etkisi olmadan nasıl ortaya çıkabilir? Tedavilerinde nasıl beyin çalışma özelliklerinin ne olduğu düşünülmez?&lt;br /&gt;Güncel sağlık hizmetlerinde “madde” boyutunda kabul edilen hastalar, “hastalık” olarak tedavi edilmeye çalışılır. Bu bilinç öylesine yerleştirilmiştir ki hastalık nedeni değil ama sonuçları tedavi kapsamına alınır olmuş, hasta faktörü ve onun beyin çalışma özellikleri adeta gözardı edilmiştir. Hastalık genellemeleriyle yapılan tedaviler, uzun süreli ya da ömürboyu ilaç kullanma mahkümiyetinden öteye geçememiştir.&lt;br /&gt;Oysaki her bireyin sahip olduğu beyin çalışma özelliği; kişiye özgüdür, tektir. Bu özgünlük nedeniyle vücudun çalışma özellikleri ve gelişen hastalıklarda kişiye özgüdür. Bu nedenle gelişen her hastalığın tedavisi de kişiye özgü olmalıdır. Genellemeler ve kalıplar içine sokulmaya çalışılan hastaların tedavilerinde bu nedenle başarısızlıklar oluşmaktadır.&lt;br /&gt;Bu kitap beynin neden önemli olduğunu, güncel tedavilerin neden başarısız olduğunu ve uygulanması gereken yöntemleri her okurun anlayacağı bir biçimde anlatmaya çalışıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1131842960591630400-5928536785324683367?l=beyindoktoru.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/feeds/5928536785324683367/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1131842960591630400&amp;postID=5928536785324683367' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/5928536785324683367'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/5928536785324683367'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/03/kitap-tantm-yazs.html' title='Kitap Tanıtım Yazısı'/><author><name>Dr.Güçlü Ildız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01733662366142302788</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1131842960591630400.post-5472035206635519000</id><published>2008-03-14T13:51:00.001-07:00</published><updated>2008-03-14T13:51:54.184-07:00</updated><title type='text'>Epilepsiyi Anlamak</title><content type='html'>Klasik tanımlarda epilepsi, beynin anormal elektrik deşarjı olarak tanımlanır. Milyarlarca hücrenin oluşturduğu trilyonlarca ağ sisteminin bir bölümünde oluşan anormal elektrik akımı, kaynak aldığı bölgenin ya da yayıldığı diğer beyin bölgelerinin çalışmasını etkileyerek epileptik anormalliği ortaya çıkartır. Sorun temelde beyin çalışma bozukluğudur. O halde beynin nasıl çalıştığını incelemekte fayda olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEYİN NASIL ÇALIŞIR?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyin çalışması, hücre içi ve hücreler arasındaki iletişimle sağlanır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hücre içi çalışması elektrik akımıyla, hücreler arası çalışma ise nörotransmiter adı verilen maddelerle sağlanır.&lt;br /&gt;Komşu hücreden alıcılar (dendritler) aracılığıyla alınan mikrovolt düzeyindeki elektrik akımı ile beyin hücresi etkinleşir ve uzmanlaştığı konuyla ilgili görevi, diğer hücrelerle birlikte, yerine getirir. Elektrik akımı alıcılardan hücre gövdesine, buradan da hücre kuyruğuna (akson) gelerek, bir sonraki hücreye akımı iletmek için gerekli hazırlıkların oluşturulmasını sağlar. Kuyruk ucuna gelen elektrik akımı, burada, kesecikler içinde bulunan nörotransmiterlerin hücreler arası boşluğa (sinaptik aralık) salınmasını sağlar. Bu boşluktan komşu hücrenin alıcı ucuna giderek bağlanırlar ve akımın diğer hücrede oluşmasını sağlarlar.&lt;br /&gt;Beyin hücreleri arasında destek hücreleri (glia) bulunur. Bu hücreler, nöronlara nörotransmiter sağlar. Nöronların çalışabilmesi için gerekli maddeleri ulaştırır. Artık maddeleri alarak kana verir.   &lt;br /&gt;Beyin çalışma özellikleri EEG adı verilen yöntemle ölçülebilir. Kafaya yapıstırılan 19 adet metal disklerle ya da EEG şapkası ile ölçüm yapılır. Bu ölçümler ile aşağıda yer alan kayıtlamalar gerçekleştirilir. Ölçümler ile elde edilen beyin dalgaları, saniyede oluşma sıklığına göre sınıflandırılırlar. 1 saniye içinde  13 ve üzerinde oluşan dalgalara beta adı verilir. Sayı, 8-12 arasında ise alfa, 4-7 teta ve 4’den az ise deltadır. Burada önemli olan dalgaların aldığı şekildir. Bu nedenle 1 saniye içinde 2 ya da 3 ayrı tip dalga özellikleri de görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyinde dolaşan ve alfa, teta ve delta dalgalarının oluşmasını sağlayan elektrik akımı, talamus adı verilen bir yapıdan kaynaklanır. Beta dalgaları ise, beyin kabuğundaki hücreler arası ayrı bir çalışma yöntemiyle oluşur.&lt;br /&gt;Koku alma duyusu hariç vücudun içinden ve dışından gelen hemen tüm duyular talamusta toplanır. Burada işlenerek tüm beyine dağılır. Akımın ulaştığı beyin hücreleri, gelen bu bilgileri kendi özelliklerine göre yorumlayarak duyuların anlaşılmasını sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EPİLEPSİ TÜRLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik nörolojik anlayışlar, epilepsiyi klinik özelliklerine göre lokal ve genel olarak sınıflamışlardır. Ancak sınıflama türleri arttıkça esas konudan çıkılır endişesiyle ve hastalıklardan daha çok hasta özelliklerinin ön planda tutulması düşüncesiyle daha farklı bir anlatım yöntemi geliştirmek istiyorum. Çünkü ön planda hastalığın kendisi değil, hasta olmalıdır. Yapılan sınıflamalar göre hastalığı değerlendiren hekim sıklıkla hasta faktörünü bir kenara ittiği gözlenir. “Sen epilepsisin ya da değilsin” biçiminde sergilenen yaklaşımlar hekimler arasında da farklılık göstererek hastayı ümitsizliğe iter.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEYİN ÇALIŞMA BOZUKLUKLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epilepsi’de beyin çalışması bozulmuştur. Ancak, beyin çalışma bozukluğu ile sadece epilepsi oluşmaz. Depresyon, anksiyete, anormal davranışlarla görülen hastalıklar, Parkinson ve Alzheimer hastalıklarında da beyin çalışma özellikleri bozulmuştur. Depresyon’da hücrenin kuyruğunda yer alan nörotransmiter sayısında azalma olduğu düşünülür ve bu nedenle hücreler arası boşlukta nörotransmiter etkinliğini arttırıcı tedaviler verilir. Bu ilaçlara antidepresan (lustral, prozac, anafranil, paksil vb.) ilaçlar denir.&lt;br /&gt;Epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçlarda, depresyon tedavisine ters olarak, durdurucu yönde etki göstererek nörotransmiter etkinliğini azaltmaya çalışırlar. Çünkü depresyonda nörotransmiter etkinliği azalmış, epilepside ise artmıştır.&lt;br /&gt;Beyin çalışma bozukluklarında kullanılan ilaçlar, görüldüğü üzere, beyin çalışmasına müdahale eder özelliktedir. Ancak ideal tedavi yöntemi değillerdir. İdeal yöntem, destek beyin hücrelerinin yeterli oranda nörotransmiter yapmasını ve beyin elektrik akımını oluşturan talamusun normal etkinliğine kavuşmasını sağlamak olmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEYİN ÇALIŞMA ÖZELLİKLERİNİ ETKİLEYEN NEDENLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.Ge&amp;shy;ne&amp;shy;tik,&lt;br /&gt;2.An&amp;shy;ne&amp;shy;nin has&amp;shy;ta&amp;shy;lı&amp;shy;ğı,&lt;br /&gt;3.Zor do&amp;shy;ğum,&lt;br /&gt;4.An&amp;shy;ne sü&amp;shy;tü,&lt;br /&gt;5.Bey&amp;shy;ni et&amp;shy;ki&amp;shy;le&amp;shy;yen ateşli has&amp;shy;ta&amp;shy;lık&amp;shy;lar,&lt;br /&gt;6.Bes&amp;shy;len&amp;shy;me özellikleri,&lt;br /&gt;7.Hafif ya da şiddetli ka&amp;shy;fa dar&amp;shy;beleri,&lt;br /&gt;8. Aşılar,&lt;br /&gt;9.Ge&amp;shy;nel anes&amp;shy;te&amp;shy;zi al&amp;shy;tın&amp;shy;da ge&amp;shy;çi&amp;shy;ri&amp;shy;len ame&amp;shy;li&amp;shy;yat&amp;shy;lar,&lt;br /&gt;10. Stres,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda adı geçen nedenler beyin gelişimini ve çalışmasını etkileyerek beyin çalışma bozukluklarıyla ortaya çıkan pek çok hastalık biçimini oluştururlar. Bu hastalıklardan biri de epilepsidir. Bir başka değişle, MR ya da tomoğrafi gibi görüntüleme yöntemleriyle açıklanamayan nörolojik ve psikiyatrik hastalıkların nedeni, yukarıda adı geçen etkenlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.        Anne-babadan alınan genetik özellikler, beyin özelliklerinin temel yapısını oluşturur. Sayılan diğer faktörler, genetik yönden belirlenen özellikler üzerine bina edilir.&lt;br /&gt;2.        Annenin hamile iken içinde bulunduğu hastalık durumu, vücuttaki kimi hormonal çalışma bozukluklarına neden olur ve anne ile karnındaki bebeğin ilişkisini sağlayan kordonun çalışmasını etkileyerek bebeğin beyin gelişiminde değişikliklere neden olabilir.&lt;br /&gt;3.        Doğum zorlukları sonucu bebeğin beyin kanlanması geçici olarak etkilenebilir.&lt;br /&gt;4.        Anne sütü içinde bulunan kimi maddeler beyin gelişimi için gereklidir.&lt;br /&gt;5.        Kimi bakteriyel ve virüsler beyin çalışmasını etkileyebilir.&lt;br /&gt;6.        Gelişen teknoloji ile değişen beslenme alışkanlıkları sonucu ortaya çıkan doğal olmayan besinler, beyin üzerinde önemli etkilere sahiptir. Bin yıllar boyunca doğada, doğal halde bulunan besinlerle gelişen bünyemiz; özellikle son 50 yılda ortaya çıkan yapay besin ürünlerine yabancıdır. Karton kutularda bir çok işlemden geçirilerek satılan sütler doğallıklarını tamamen yitirmişlerdir. Ekmek; saf buğdaydan değil, özü ve kepeğini kaybetmiş buğdaydan yapılır. Yürüyemeden, güneş ışığı görmeden ve tek yönlü beslenme ile yetiştirilen tavukların etleri ne derece sağlıklıdır? Sofra şekeri (glükoz)  ile hazırlanan besinler ve şekerin kendisi, tamamen rafine edilmiş bir üründür ve sindirim yoluyla alınması insan bünyesine zararlıdır. İnsan vücudu; besin maddesi olarak aldığı protein, yağ ve birleşik karbonhidratlardan şekeri elde eder. Doğrudan alınan basit şeker, önce insülin sonra diğer vücut sistemlerini olumsuz yönde etkileyerek hastalıkların oluşmasına zemin hazırlar.&lt;br /&gt;Özellikle saf şeker başta olmak üzere, doğal olmayan besin maddelerinin önemli etkileri beyinde gözleniyor. Saf şekerin ve glisemik endeksi arttıran hamur işi gibi diğer besin maddelerinin beyin üzerinde uyarıcı etkileri vardır. Bu etki, çocukluk dönemlerinden itibaren beyin tarafından öğrenilir. Beyin çalışma özellikleri duyarlı hale geldiği durumlarda (sinirli, üzgün, yorgun, dikkat azlığı vb.) beyin uyarılma ihtiyacı hissederek bu maddelerin alınmasını ister. Çayda bulunan tein, kahvede kafein, kolada x maddesi ve şeker, sigarada nikotin, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda kullanılan ilaçların içeriğinde yer alan amfetamin, beyin uyarıcı özelliği olan diğer maddelerdir. Sonuçta, beyin çalışma özelliklerinin; hem bağımlılık yapıcı etkisiyle hem de bağımlılığın oluşturduğu maddelerin vücut üzerindeki zararlı etkisiyle beyin çalışma bozukluklarıyla görülen hastalıkların gelişiminde önemli etkileri olduğu gözlenir.&lt;br /&gt;7.        Beyin, kafatası içinde, etrefında su dolu bir kesede bulunur. Kafatası içinde çeşitli kemik çıkıntıları vardır. İvmeli kafa hareketleri, beyne zarar verebilir ve sonuçta beyin çalışması etkilenebilir. Beyin ön bölgesi çalışmasıyla insan kişilik özelliklerinin önemli bir bölümü şekillenir. Sinirli, sabırsız, dikkat eksikliği olan bir kişinin beyin ön bölge çalışması duyarlıdır. Beyin temporal (şakak) bölgeleri ise duyguların ton ayarının yapıldığı bölgelerdir.&lt;br /&gt;Ayrıca bellek merkezi olan hipokampus ve bağlantılı olarak duyguların depolandığı yer olan amigdala, temporal bölgenin yakın komşuluğundadır.&lt;br /&gt;Kafa darbesinden sonra epileptik nöbetler ortaya çıkabilir. Bu durum, alınan darbenin şiddetinden çok, darbe alındığı andaki beyin çalışma özellikleriyle ilişkilidir. Çok şiddetli bir darbe herhangi bir yakınma oluşturmazken, daha hafif şiddetteki darbeler; epileptik nöbet, başağrısı, depresyon, kronik baş dönmesi, kronik kulak çınlaması ve hatta hipertansiyon ve astım krizlerine yol açabildiği bilinmektedir.&lt;br /&gt;Kafa darbeleri sonucu kimi beyin cerrahi uzmanları, antiepileptik ilaç tedavisi başlarlar. Bu gereksizdir. Kafa darbeleri sonrası sadece epilepsi oluşmaz. Gereksiz ilaç kullanımı beyne zarar verebilir. Önemli olan, darbe alındıktan sonra yapılacak beyin çalışma özelliklerini değerlendirebilen yöntemlerdir. Rutin EEG ve sonrasında QEEG takipleri, olası epileptik etkinliği önceden değerlendirebilen en iyi yöntemlerdir.&lt;br /&gt;8.        Aşılarda yer alan alimünyum, civa gibi ağır metallerin beyin üzerinde olumsuz etkileri vardır. 2002 yılında batılı ülkelerde bu maddelerin aşılardan çıkartılmasına karar verildi. Ülkemize dışarıdan gönderilen aşıların içeriği halen belirsiz. Üstelik Sağlık Bakanlığı yaptığı bir açıklamada, ağır metal içeren aşıların zararının olmadığını açıkladı. Oysaki son 50 yıl içinde otizm, dikkat eksikliği, epilepsi,  immun sistem hastalıkları gibi durumlar, aşı uygulamasının yaygınlaşmasıyla birlikte önemli artış olduğu gözleniyor.&lt;br /&gt;Son günlerde ülkemizde tanıtımı yapılan pnömokok aşısı alüminyum içeriyor. ABD’ndeki uygulamalarda; epileptik nöbet geçirme (sara), yüksek ateş, aşırı sinirlilik gibi yan etkilerinin olduğu bildirilmiştir. Aşı, ABD’nde 2000 yılında kullanım izni almış ve aşı sonrası 79 çocuğun öldüğü, toplam 3243 çocukta yan etki ortaya çıktığı bilinmektedir. 1-3&lt;br /&gt;Amerika’da aşılardaki ağır metallerin çıkartılması önerilirken Sağlık Bakanlığının “zararsız” açıklaması, aşılara karşı güvensizlik yaratıyor.&lt;br /&gt;9.        Yapılan çalışmalar, anestezik maddelerin beyin işlevleri üzerine olumsuz etkileri olduğunu bildiriyor. Klinik uygulamalarda, öykü alırken kimi hastaların ısrarla, yakınmaların ameliyat sonrası başladığını ifade etmesi, bilimsel verilerle bütünleşiyor. Ameliyatlarda kullanılan genel anestezikler, beyin ön bölge çalışma özelliklerini etkileyerek ve olasılıkla önceden var olan duyarlılıkları arttırmasıyla zararlı olabiliyor.4-7&lt;br /&gt;10.    Milyarlarca beyin hücresinin oluşturduğu trilyonlarla ifade edilebilen ağ sistemi nedeniyle, her beynin ya da her bireyin akıl ve kişilik özellikleri kendine özgü (şahsına münhasır) ve tektir. Bu nedenle yaşamış ve yaşayan insanlar, genetik özellikler bakımından benzerlikler gösterebilir ama birbirlerine tıpatıp benzemezler. Her bireyin sahip olduğu benzersiz beyin çalışma özellikleri, yukarıda adı geçen etkenlerle şekillenerek kendi duygu, düşünce ve davranış özelliklerini belirler. Stresin etkisi bu nedenle her beyinde farklıdır. Çünkü, her beynin çalışma özellikleri farklıdır. Kimi bir olaya çok şiddetli öfke ve saldırganlık tepkileri verirken kimi depresyona girer. Bir başkasında ise kalp spazmı gözlenir.&lt;br /&gt;Beyin temel gelişimini 21’li yaşlarda tamamlar. Bu yaşlardan sonra beyin gelişimi plastisite (yeni bilgileri işlemek ya da bozulan çalışma biçimini düzeltebilme becerisi) ile sağlanır. Stres, beyin gelişimini sürdürdüğü yaşlarda, beyin çalışma özelliklerini etkileyerek zararlı olabilir. 21 yaş sonrası stresin etkilediği beyin, gelişimi sırasında duyarlı çalışma özellikleri kazandığı için zararlıdır. 21 yaşa kadar beyin normal gelişimini tamamlamış ise, bu yaşlardan sonra stresten etkilenmeside kolay olmayacaktır.&lt;br /&gt;Stres etkisiyle hemen tüm beyinlerin çalışma özellikleri etkilenir. Burada önemli olan beynin strese göstreceği dirençtir. Beyin çalışma özellikleri ne kadar iyi ise, stresten de o oranda az etkilenecek ve hastalık oluşturma potansiyeli olmayacaktır. Yukarıda anılan maddeler, beyin gelişimi döneminde, beyin çalışma özelliklerini etkileyerek hem hastalık oluşumunda etkilidirler hemde duyarlı beyin çalışma özellikleri yaratarak strese karşı beyin direncinin azalmasına yol açarlar.&lt;br /&gt;Sonuçta 21 yaş sonrasında önemli olan stresin kendisi değil, etkilediği beynin çalışma özellikleridir.&lt;br /&gt;Epilepsi hastalığı olan beyinlerin, strese karşı gösterdikleri direnç zayıftır. Bu nedenle stres altında nöbet geçirme olasılıkları artar (diğer hastalıklarda da durum aynıdır).&lt;br /&gt;Bu nedenlerle epilepsi tedavisinde amaç, beynin duyarlı çalışma özelliklerini düzelterek strese karşı olan direnci artırmak olmalıdır. Ancak her insanın beyin çalışma özellikleri ve dolayısıyla strese karşı gösterdiği direç farklıdır. Bu nednle epilepsi tedavisinde de hastalık değil, hasta ön planda olmalıdır. Antiepileptik ilaç tedavisi odaklı yaklaşımlar bu nedenlerle başarısızlığa mahkumdur. Her hastanın beyin çalışma özellikleri kişiye özel olarak değerlendirilmeli, verilen tedavi önerileri gene kişiye özgü olmalıdır. Bu durum hekimin donanımıyla da ilgilidir. Hastayı ve hastalığı standart gören tıbbi yaklaşımlar, başarısız olurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EPİLEPSİ HASTASINI ANLAMAK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Epilepsi, beyin çalışma bozukluğu sonucu ortaya çıkar. Bu nedenle bir epilepsi hastasında beyin çalışma bozukluklarıyla ilgili diğer belirtilerde sıklıkla görülür. Beyin çalışma özelliklerinin anlaşılması, eşlik eden diğer belirtiler hakkında bilgi sahibi olmamızı kolaylaştıracaktır.&lt;br /&gt;Dikkati verme ve sürdürme&lt;br /&gt;Dikkatin yönlendirilmesi&lt;br /&gt;Kısa ve işleyen bellek&lt;br /&gt;Sabır&lt;br /&gt;Planlama, tasarlama&lt;br /&gt;Yargılama&lt;br /&gt;Tepki kontrolü&lt;br /&gt;Düzenli olma&lt;br /&gt;Kendini kontrol edebilme    &lt;br /&gt;Sorunları çözme&lt;br /&gt;Ayrıntılı düşünme&lt;br /&gt;Gelecekle ilgili öngörüde bulunma&lt;br /&gt;Hatalardan ders çıkarma&lt;br /&gt;Duyguları anlama ve ifade etme&lt;br /&gt;Empati kurma&lt;br /&gt;Sağduyu&lt;br /&gt;Moral&lt;br /&gt;Motivasyon&lt;br /&gt;Beyin ön bölge çalışma özellikleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maddelerden anlaşılacağı üzere, beyin ön bölgesinin (prefrontal) çalışmasıyla kişilik özellikleri ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temporal (şakak) bölgelerinin anormal çalışma özellikleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutkanlık,&lt;br /&gt;Deja vu (daha önce bulunmadığı yerle ilgili bulunmuş hissi),&lt;br /&gt;Jamais vu (bildik yerleri tanıyamama),&lt;br /&gt;Ara ara gelen ve nedensiz olan panik ve korkular,&lt;br /&gt;Boşluğa düşme duygusu,&lt;br /&gt;Kulağa gelen ses ve seslerin yorumlanması ile ilgili sorunlar (çınlama, hışırtı, sinek uçması vb... bazen anormal algı nedeniyle seslerin değişik işitilmesi),&lt;br /&gt;Görme ile ilgili anormallikler; görme alanının kenarında gölge görülmesi, cisimlerin büyüklük ya da şekillerinin yanlış algılanması,&lt;br /&gt;Koku duyulması,&lt;br /&gt;Tadının hissedilmesi,&lt;br /&gt;Deri üstünde böcek geziyor hissi,&lt;br /&gt;Okumayı öğrenme zorluğu,&lt;br /&gt;Sonradan gelişen okuma zorluğu,&lt;br /&gt;Gergin kişilik hali (kolay gelişen öfke nöbetleri, sinirlenme, aklına nereden geldiğini bilmediği şiddet düşünceleri ve bunlardan dolayı korku ve tedirginlik yaşanması),&lt;br /&gt;Hafif kuşkucu düşünce hali ( bu durum ılımlı paranoya olarak ifade edilebilir, benim hakkımda konuşuyorlar, bana gülüyorlar gibi, sosyal ilişkileri olumsuz etkiler),&lt;br /&gt;Saygısızlık ya da değer vermeme,&lt;br /&gt;Yazma, ya da konuşma sırasında sözcük bulmada zorluk,&lt;br /&gt;Duygusal dengesizlik,&lt;br /&gt;Dini düşüncelerde artış, sürekli ibadet etme, metafizik konularına aşırı ilgi,&lt;br /&gt;Baş ağrıları,&lt;br /&gt;Mide ağrıları,&lt;br /&gt;Aşırı yazı yazma,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paryetal (tepe) bölgenin anormal çalışma özellikleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kol ve bacakta pozisyon duyusu kaybolur.&lt;br /&gt;Hissedebilme zorlaşır.&lt;br /&gt;Yazı yazmada zorluk olur.&lt;br /&gt;Okuma ve yazmada dil bilgisi hataları olur.&lt;br /&gt;Sağ-sol ayrımı yapmak zorlaşır.&lt;br /&gt;Okumada güçlük olur.&lt;br /&gt;Sayı sayma, matematik problemi çözme zorlaşır.&lt;br /&gt;Hafif dokunma duyusu azalır.&lt;br /&gt;Yanlış giden birşeyler ya da sorunlar farkedilmez.&lt;br /&gt;Yapısal beceriksizlik gelişir (Örneğin: oyun küpleri üstüste konup kule yapılamaz).&lt;br /&gt;Cisimler dokunularak tanımak ve hissetmek zorlaşır.&lt;br /&gt;Hastalık reddedilir.&lt;br /&gt;Hastalıklar farkedilemez.&lt;br /&gt;Vücut kısımları adlandırılamaz ve tarif edilemez.&lt;br /&gt;Ağrı hissi-reaksiyonu azalır.&lt;br /&gt;Cisimlere ulaşmada zorluk olur (görme beceriksizliği).&lt;br /&gt;Ortam bilgilerinin hissedilmesi azalır.&lt;br /&gt;Ellere, parmaklara, gözlere, kol ve bacaklara görsel kılavuzluk sağlanamaz (örneğin, top yakalanamaz).&lt;br /&gt;Kol ve bacak pozisyonları algılanamaz.&lt;br /&gt;Hareket yönünü hissetmek zorlaşır (örnegin, uçurtma uçurmakta zorlanır).&lt;br /&gt;Sağ paryetal lob lokal sorunlarında vücudun sol tarafı reddedilir (örneğin, sadece sağ yüz tıraş edilir).&lt;br /&gt;Bir şekli çizerek kopyalama, makasla kesme, yer tarifi, giyinme ve soyunma becerileri bozulur.&lt;br /&gt;Gözler kapalı iken parmağın pozisyonu belirlenemez.&lt;br /&gt;Yapılan hareketler tekrar edilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oksipital Bölge:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik Türk filmlerinde işlenen konulardan biri de kaza sonrası oluşan körlüklerdir. Kafa arka kısmında yer alan bölgenin duyarlılığı sonucu gelişen görme sorunları, darbe alan yerin özelliklerine göre değişiklik gösterebilir. Renkleri tanıyamama, birbirinden ayırt edememe, renkleri tanıdığı halde ancak adlarını söyleyememe gibi renk körlüğü sorunları gelişebilir.&lt;br /&gt;Disgrafi, yazma, okuma sorunlarıyla ortaya çıkan bir tablodur. Oksipital ve paryetal bölgeleri içine alan lezyonlarda görülebilir.&lt;br /&gt;Görme alanımızın sağ tarafındaki görüntüler beynin sol oksipital bölgesine gider. Terside doğrudur. Sol oksipital bölgede görme merkezi etkilenmiş ise, görüş alanının sağ tarafında kararma olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyin kabuğunda bulunan 4 bölgenin çalışma özelliklerinde oluşacak anormallikler, epilepsi hastalarında da sıklıkla gözlenir. Bu nedenle epilepsi hastasını değerlendirirken, beyin çalışma özellikleri bir bütün halinde incelenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EPİLEPTİK BELİRTİLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her epilepsi hastası, kendi beyin çalışma özelliklerine göre yakınmalar ortaya çıkartır. Kimi bir anlık donakalır, kimilerinde epilepsi doğduğu anda başlar ve ölünceye kadar o kısacık yaşamında devam eder. Her yaşta başlayabilir. Çekilen MR ya da tomografilerde ender olarak bir neden saptanabilir. Çünkü neden, o filmlerle gösterilemez. Çünkü neden, beyin çalışma özellikleridir. Gözle görülemez.&lt;br /&gt;Kimi insan, yaşamında ilk ve son kez içtiği bir esrarlı sigara ile nöbet geçirirken, kimileri için her an gelmesi beklenen yaşamın kabusu gibidir. Kimi sadece geceleri, ayda birkaç kez yatağına ıslatarak farkeder uykudaki nöbetlerini… &lt;br /&gt;Beyin çalışma anormallikleri birden fazla bölgeyi etkilediğinde, epilepsi ile birlikte epilepsiyi taklit eden ama başka bir beyin çalışma bozukluğuyla birikte de görülebilir. Bu durumda tanı koymak güçleşir. Bir hekim “epilepsi” derken bir diğeri “değil” diyebilir.&lt;br /&gt;Sonuç olarak epilepsi, beynin anormal çalışmasına bağlı olarak, kaynaklandığı beyin bölgesinin özelliklerine göre çok farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Burada önemli olan, epilepsi şüphesi olan hastanın beyin çalışma özelliklerini detaylı bir biçimde değerlendirilmesi gerektiğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEDAVİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyin çalışma özellikleri değerlendirilen hastaya uygun tedavi yöntemleri önerilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.      Klasik ilaç tedavilerinde, yaklaşık 10 adet ilaç arasından hekimin görüşüne göre ilaç ya da ilaçlar belirlenir.  &lt;br /&gt;2.      Beslenme ile alınan maddeler kan aracılığıyla beyine ulaşarak gerekli hormon ve nörotransmiter yapımında kullanılırlar. Bu nedenle epilepsi hastalarında beslenme çok önemlidir. Öncelikle doğal olmayan her besin beyne zararlıdır. Beyaz ekmek, basit şeker içerikli ve glisemik içeriği yüksek olan tüm besinler (reçel, her türlü pasta, çörek, börek, hazır meyve suları, tüm gazlı içecekler, karton sütleri dahil işlenmiş tüm besinler, sofra şekeri (çay şekeri), yapay tatlandırıcılar, gofret, kekler, makarna, her türlü patates vb.) Ayrıca fabrikada yetişen tavuklar, çifliklerde üretilen balıklar, hububat ile tek yönlü beslenen küçük ve büyük baş hayvanların etlerini mümkün olduğunca yemeyiniz.&lt;br /&gt;Beynin yakıtı; dışarıdan alınan şeker değil, karaciğerde kendi ürettiği şekerdir. Bu sayede beyne ulaşması gereken şeker miktarını bünye kendi belirler. Dışarıdan alınan glisemik içeriği yüksek besinler önce belirgin kan şekeri artışı ve ardından gene belirgin kan şekeri azalmasına (hipoglisemi) neden olarak vücüdun ve beynin kan şekeri kotrolünü bozarlar. Bu durum artan yaş ile daha belirğin biçimde ortaya çıkar. Çocukluk döneminde ise bu tip besinlerle beslenmekle kazanılan ve beyin tarafından alışılan beslenme tarzının sağladığı şeker bağımlılığı, hastalıkların gelişimine zemin hazırlayan önemli unsuru oluştururlar.&lt;br /&gt;Bünyemiz; dışarıdan alınan yağları, proeinleri ve birleşik karbonhidratları şekere dönüştürerek, insanlık tarihi boyunca kazandığı bu özellik nedeniyle glisemik endeksi yüksek besinlere ihtiyaç hissetmez. &lt;br /&gt;Epilepsi hastalarında diyet; yağlardan, proteinlerden ve sebze gibi birleşik karbonhidratlardan oluşmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek diyet:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahvaltı: Sucuk, pastırma, yumurta, zeytin, peynir, domates, biber vb. yeşillikler, 1 dilim tam köy ekmeği.&lt;br /&gt;Öğlen: kıymalı mercimek yemeği, pilav, zeytinyağlı bir yemek, cacık/yeşil salata.&lt;br /&gt;Akşam: Köfte, yeşil salata, zeytinyağlı bir yemek, yaprak sarma.&lt;br /&gt;      Öğün arası: fındık, antep fıstığı, badem, ceviz, tüm yaş ve kuru meyveler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.      Eğzersiz: Yaşa uygun yürüme ve koşma önerilebilecek en iyi eğzersizlerdir. Her gün mutlaka eğzersiz yapılmalıdır.&lt;br /&gt;4.      Nöroterapi: Ülkemizin henüz yabancı olduğu bu tedavi yönteminde amaç QEEG ile saptanan beyin çalışma anormalliklerinin düzeltilmesidir. Geçmişi ve günlük uygulamaları hakkında bilgi vermekte fayda olacaktır.&lt;br /&gt;1924 yılında Hans Berger, bir çift elektrot ile ilk EEG kayıtlamasını gerçekleştirdi. 1932’de G.Dietsch, adı sonradan QEEG olan ilk dalga analiz yöntemini uyguladı. 1968 yılında Joe Kamiya, alfa dalga gücünün (amplitüd) istemli olarak kontrol edilebileceğini ve anksiyete bozukluklarında faydalı olabileceğini bildiren çalışması yayınlandı. İlk nöroterapi uygulaması olan bu yayın, kimi bilim çevrelerini etkileyerek yöntemin yaygınlaşmasını sağladı.&lt;br /&gt;Günümüz nöroterapi uygulamalarının yaygın ve etkili bir yöntem olmasını sağlayan çalışmaları, 1970’li yıllarda, Barry Sterman ve Joel F Lubar gerçekleştirmiştir. İki kulağı birleştiren hayali çizginin altında kalan beyin bölgesi sensorimotor korteks adıyla anılır. Buradan yapılan kayıtlamalarda 12-15 Hz. arasında kalan beyin dalgalarına sensorimotor ritim (SMR) adı verilir. Anılan iki bilim adamı, SMR gücünü arttırıcı nöroterapi yöntemini, kedi ve maymunlara uygulamışlar ve hayvanların epilepsi nöbetlerine karşı daha dayanıklı olduklarını göstermişlerdir. Ardından uygulamayı epilepsi hastalarında yapmışlar, nöbet sıklığında ve ilaç dozunda azalmalar gözlemişlerdir.&lt;br /&gt;Bu başarı çalışmaların ardından yapılan daha geniş çalışmalar sonucu, ilaçlara dirençli epilepsi hastalarının nöbet sayılarında ortalama %70 azalma gözlenmiş. Lubar,  10 yıl boyunca uyguladığı dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu çalışmalarında %80 başarı sağlamıştır.&lt;br /&gt;Nöroterapi, 1980’li yıllardan sonra dünyaya yayılmış ve kendi içinde çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Halen onlarca farklı nöroterapi cihazı üreten firma, yaygın olarak kullanılan 5 ayrı QEEG programı, 2 adet kabul edilmiş bilimsel yayın organı, 3 ayrı bilimsel dernek, 4 ayrı grubun gerçekleştirdiği uluslar arası kongreleriyle yaygınlığı gün geçtikçe artan bir tedavi yöntemi olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nöroterapi uygulama yöntemleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nöroterapi 30 dk. süren seanslar halinde uygulanır. Haftada en az 4, en fazla 18 seans uygulanabilir. Seans sayısı QEEG sonucuna göre belirlenir. Kimi özel durumlarda seans sayısının önemi olmayıp, sürekli seans halinde terapi verilebilir. Örneğin 15 aylık, başını tutamayan, kol ve bacaklarında istemli hareketi olmayan, cisimleri takip etmekte zorlanan, gelişme geriliği olan bir çocuğa günde 4-8 saat nöroterapi uygulanabilir.&lt;br /&gt;Nöroterapi aletine bağlı olan 3 ya da 5 adet elektrot kafaya bağlanarak sürekli kayıt sağlanır. Aletin diğer ucu bilgisayardadır. Çalışılan bölgenin ölçümleri bir grafik ya da animasyon halinde kişiye monitörde gösterilir. Beyin dalgalarının hareketine göre animasyon hareket eder. Olması gereken dalga hareketine en yakın değer "eşik" olarak belirlenir ve eşik değer yakalandığında aletten çıkan ses, olumlu geri besleme (pozitif feedback) olarak beyni telkin eder. Saptanan eşik değer, beynin gösterdiği başarıya göre her seans başında, ya da seans sırasında tekrar ayarlanabilir. Eşik değer normal çalışma düzenine geldiğinde beynin normal çalışma düzenini öğrendiği görülür. QEEG çekimi tekrarında seansların başarısı takip edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir nöroterapi yöntemi HEG'dir (hemoensefalografi). Amacı, başa bağlanan bandın içinde yer alan kızılötesi ışın kaynağı ile beyin ön bölge kanlanmasını ölçerek arttırmaktır. Bu yöntemde de geri besleme özelliği kullanılır. Seanslar ile artan kanlanma oranı, metabolizma ürünlerinin daha hızlı biçimde uzaklaştırılmasını sağlayacak, daha çok oksijen ve gerekli maddelerin ulaştırılması ile beyin ön bölge hücrelerinin daha etkin çalışması sağlanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÜNCEL NÖROTERAPİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika Birleşik Devletlerinde başlayan ilk nöroterapi uygulamaları, 30 yıldan bu yana nöroloji, psikiyatrist ve psikologlar tarafından birçok ülkede ilgi görmektedir. QEEG öncülüğünde uygulanan nöroterapinin yan etkisi yoktur. Teorik olarak beyin çalışma bozukluğu gösteren ya da QEEG sonucunda anormallik saptanan her olguda uygulanabilir. Epilepsi, migren, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, şizofreni, kronik yorgunluk sendromu, fibromiyalji sendromu, otizm, depresyon, Parkinson, anksiyete bozuklukları (panik atak, obsesif konpulsif bozukluklar, travma sonrası stres bozukluğu vb…), Alzheimer hastalığı gibi nörolojik ve psikiyatrik hastalıklarda yapılan ve yayınlanan başarılı çalışmalar bulunmaktadır.&lt;br /&gt;NASA'da astronot ve pilotların dikkatlerini arttırmak için, iş ve okul performansı arttırma da, müzisyenler de performans arttırmak için kullanılmış, başarılı sonuçlar alınmıştır. Halen dünyanın hemen her ülkesinde uygulanmaktadır. Kimi uygulayıcılar sadece nöroterapi yapmakta, diğer hekimler tedavi yöntemlerine nöroterapiyi de eklemektedir. NASA’nın nöroterapiye gösterdiği ilgi, yaygınlaşmasında önemli etkisi olmuştur.&lt;br /&gt;Nöroterapi, beyin çalışma duyarlılıklarını düzeltebilen bilimsel bir yöntemdir. Dışarıdan hastaya herhangi bir uyarı verilmez. Uygulama sırasında ağrı hissedilmez. Aşırı sinirli, dikkati dağınık, uykusuzluk çeken, baş ağrıları olan kişinin nöroterapiden çok fayda gördüğü ve bu yakınmalarına eşlik eden hipertansiyon ve kan şekeri sorunlarının da düzelebildiği görülmektedir. Çünkü nöroterapi ile beyin ön bölge duyarlılığı azaltılarak; hem beynin, hem de vücudun, daha iyi kontrolü sağlanabilmektedir.&lt;br /&gt;Hastalıklarda, beyin hücrelerinin çalışma özellikleri etkilendiğinden, yeterli düzeyde nörotransmiter yapılamaz. Psikiyatri ve nöroloji tedavi yöntemlerinde kullanılan ilaçlar, iki beyin hücresi arasında iletişimi sağlayan nörotransmiterlerin oranını etkiler. Görüldüğü gibi asıl sorun hücrelerin çalışma özelliklerinin bozulmasıdır. Bozulan hücrelerin yapamadığı maddeleri dışardan vermek, sorunu çözmeyecek, sadece geçici iyilik hali sağlayacaktır. Çin atasözünde belirtildiği gibi aç olana balık verme, balık tutmayı öğret&lt;br /&gt;Nöroterapi yönteminde, aç olan beyin hücrelerine nasıl balık tutması gerektiği öğretilir.&lt;br /&gt;Beyin çalışma bozukluklarıyla ortaya çıkan hastalıklar, öğrenme modelli tedavi yöntemleriyle düzeltilerek, kalıcı etkiler sağlanabilir. &lt;a href="http://www.noroterapi.com/"&gt;www.noroterapi.com&lt;/a&gt; adlı sitemden ayrıntılı bilgilere ulaşılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SONUÇ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her beyin, sahibi olduğu kişiye özeldir. Bu nedenle beyin çalışma bozuklukları için mutlaka kişiye özel yöntemler geliştirilmelidir. Hastaların sahip olduğu hastalıkları ve tedavileri genelleştirmek; tıp biliminin sığlaşmasına, hastaların güveninde azalmaya ve ümitsizliğe yol açar. Her insan çevresiyle, yaşam tarzıyla, kişilik özellikleriyle benzersizdir. Bu nedenle her hasta, kendine özel geliştirilen tedavi yöntemini hakeder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr Güçlü Ildız&lt;br /&gt;Nöroloji Uzmanı  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynaklar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wyeth-Lederle Product Manufacturer Insert (Pneumococcal 7-Valent Conjugate Vaccine (PREVNAR). Issued February 2000.&lt;br /&gt;Centers for Disease Control. Dec. 10,2001 press release: ACIP Votes to Temporarily Revise Recommendations for Pneumococcal Conjugate Vaccine,&lt;br /&gt; Vaccine Adverse Event Reporting System (VAERS) Data&lt;br /&gt;Zhang Lianyi, Zheng Chongxun, A new method to monitor depth of anesthesia based on the autocorrelation EEG signals Inst. of Biomed. Eng., Xi'an Jiaotong Univ., China.&lt;br /&gt;Neural Interface and Control, 2005 First International Conference on 26-28 May 2005 On page(s): 123- 126&lt;br /&gt;Takeshi Kubota, Kazuyoshi Hirota, Effects of sedatives on noradrenaline release from the medial prefrontal cortex. Psychopharmacology Volume 146, Number 3 / October, 1999&lt;br /&gt;Wolfgang Heinke ve Stefan Koelsch, Anestetiklerin Beyin Aktivitesi Ve Kognitif Fonksiyonlar Üzerine Etkisi. Current Opinion In Anesthesiology Year: 2006 Volume: 1 No: 1&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1131842960591630400-5472035206635519000?l=beyindoktoru.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/feeds/5472035206635519000/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1131842960591630400&amp;postID=5472035206635519000' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/5472035206635519000'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/5472035206635519000'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/03/epilepsiyi-anlamak.html' title='Epilepsiyi Anlamak'/><author><name>Dr.Güçlü Ildız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01733662366142302788</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1131842960591630400.post-4091915200380422292</id><published>2008-03-14T13:50:00.002-07:00</published><updated>2008-03-14T13:51:14.478-07:00</updated><title type='text'>Kadına uygulanan şiddete tıbbi bakış</title><content type='html'>Kadına şiddet uygulanması anormal bir davranış biçimidir. İnsan davranışları beyinde şekilenir. Eğer bir erkek karısına şiddet uyguluyorsa, o erkeğin beyin çalışmasıyla ilgili bir sorunu olduğu kesindir.&lt;br /&gt;Her erkek, eşine şiddet uygulamıyor. Bu nedenle şiddeti uygulayan erkeğin bu davranış biçimi bir bireysel özelliktir.&lt;br /&gt;Beyin çalışma özellikleri, bireyin akıl ve kişilik özelliklerini sağlar. Psikoloji denilen kavram tamamen beyin çalışma özellikleri sonucu ortaya çıkar.&lt;br /&gt;Milyarlarca beyin hücresinin oluşturduğu trilyonlarla ifade edilebilen ağ sistemi nedeniyle, her beynin ya da her bireyin akıl ve kişilik özellikleri kendine özgü (şahsına münhasır) ve tektir. Bu nedenle yaşamış ve yaşayan insanlar, genetik özellikler bakımından benzerlikler gösterebilir ama birbirlerine tıpatıp benzemez.&lt;br /&gt;Beyin gelişimine yön veren etkenler, dolaylı olarak kişilik özelliklerini de belirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyin gelişimini etkileyen faktörler:&lt;br /&gt;1.Ge&amp;shy;ne&amp;shy;tik,&lt;br /&gt;2.An&amp;shy;ne&amp;shy;nin has&amp;shy;ta&amp;shy;lı&amp;shy;ğı,&lt;br /&gt;3.Zor do&amp;shy;ğum,&lt;br /&gt;4.An&amp;shy;ne sü&amp;shy;tü,&lt;br /&gt;5.Bey&amp;shy;ni et&amp;shy;ki&amp;shy;le&amp;shy;yen ateşli has&amp;shy;ta&amp;shy;lık&amp;shy;lar,&lt;br /&gt;6.Ya&amp;shy;şam tar&amp;shy;zı, eği&amp;shy;tim ve çev&amp;shy;re et&amp;shy;ki&amp;shy;le&amp;shy;ri,&lt;br /&gt;7.Bes&amp;shy;len&amp;shy;me özellikleri,&lt;br /&gt;8.Hafif ya da şiddetli ka&amp;shy;fa dar&amp;shy;beleri,&lt;br /&gt;9. Aşılar,&lt;br /&gt;10.Ge&amp;shy;nel anes&amp;shy;te&amp;shy;zi al&amp;shy;tın&amp;shy;da ge&amp;shy;çi&amp;shy;ri&amp;shy;len ame&amp;shy;li&amp;shy;yat&amp;shy;lar,&lt;br /&gt;11. Stres,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.  Anne-babadan alınan genetik özellikler, beyin gelişiminin temel yapısını oluşturur. Sayılan diğer faktörler, genetik yönden belirlenen özellikler üzerine bina edilir.&lt;br /&gt;2.  Annenin hamile iken içinde bulunduğu hastalık durumu, vücuttaki kimi hormonal çalışma bozukluklarına neden olur ve anne ile karnındaki bebeğin ilişkisini sağlayan kordonun çalışmasını etkileyerek bebeğin beyin gelişiminde değişikliklere neden olabilir.&lt;br /&gt;3.  Doğum zorlukları sonucu bebeğin beyin kanlanması geçici olarak etkilenebilir.&lt;br /&gt;4.  Anne sütü içinde bulunan kimi maddeler beyin gelişimi için gereklidir.&lt;br /&gt;5.  Kimi bakteriyel ve virüsler beyin çalışmasını etkileyebilir.&lt;br /&gt;6.  Beynin, insanlar için en önemli kazanılmış özelliği öğrenmedir. Damak tadından davranış modellerine, fiziksel etkinlikten teorik bilgilere kadar her konu; beyin yapısına yeni ağ sistemleri ekleyerek öğrenme işini gerçekleştirir. Beyin; doğru ya da yanlış ayırımı yapmadan, kendine verilen bilgileri doğrudan öğrenir. Şiddetin uygulanacağı kişi, zaman ve ortam öğrenilen bir davranış modelidir.&lt;br /&gt;7.  Gelişen teknoloji ile değişen beslenme alışkanlıkları sonucu ortaya çıkan doğal olmayan besinler, beyin üzerinde önemli etkilere sahiptir. Bin yıllar boyunca doğada, doğal halde bulunan besinlerle gelişen bünyemiz; özellikle son 50 yılda ortaya çıkan yapay besin ürünlerine yabancıdır. Karton kutularda bir çok işlemden geçirilerek satılan sütler doğallıklarını tamamen yitirmişlerdir. Ekmek; saf buğdaydan değil, özü ve kepeğini kaybetmiş buğdaydan yapılır. Yürüyemeden, güneş ışığı görmeden ve tek yönlü beslenme ile yetiştirilen tavukların etleri ne derece sağlıklıdır? Sofra şekeri (glükoz)  ile hazırlanan besinler ve şekerin kendisi, tamamen rafine edilmiş bir üründür ve sindirim yoluyla alınması insan bünyesine zararlıdır. İnsan vücudu; besin maddesi olarak aldığı protein, yağ ve birleşik karbonhidratlardan şekeri elde eder. Doğrudan alınan basit şeker, önce insülin sonra diğer vücut sistemlerini olumsuz yönde etkileyerek hastalıkların oluşmasına zemin hazırlar.&lt;br /&gt;Özellikle saf şeker başta olmak üzere, doğal olmayan besin maddelerinin önemli etkileri beyinde gözleniyor. Saf şekerin ve glisemik endeksi arttıran hamur işi gibi diğer besin maddelerinin beyin üzerinde uyarıcı etkileri vardır. Bu etki, çocukluk dönemlerinden itibaren beyin tarafından öğrenilir. Beyin çalışma özellikleri duyarlı hale geldiği durumlarda (sinirli, üzgün, yorgun, dikkat azlığı vb.) beyin uyarılma ihtiyacı hissederek bu maddelerin alınmasını ister. Çayda bulunan tein, kahvede kafein, kolada x maddesi ve şeker, sigarada nikotin, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda kullanılan ilaçların içeriğinde yer alan amfetamin, beyin uyarıcı özelliği olan diğer maddelerdir. Sonuçta, beyin çalışma özelliklerinin; hem bağımlılık yapıcı etkisiyle hem de bağımlılığın oluşturduğu maddelerin vücut üzerindeki zararlı etkisiyle hastalıkların gelişiminde önemli etkileri olduğu gözlenir.&lt;br /&gt;8.  Beyin, kafatası içinde, etrefında su dolu bir kesede bulunur. Kafatası içinde çeşitli kemik çıkıntıları vardır. İvmeli kafa hareketleri, beyne zarar verebilir ve sonuçta beyin çalışması etkilenebilir. Beyin ön bölgesi çalışmasıyla insan kişilik özelliklerinin önemli bir bölümü şekillenir. Sinirli, sabırsız, dikkat eksikliği olan bir kişinin beyin ön bölge çalışması duyarlıdır. Beyin temporal (şakak) bölgeleri ise duyguların ton ayarının yapıldığı bölgelerdir.&lt;br /&gt;Beyin ön ve şakak bölgelerine alınan darbeler sonucunda ortaya çıkan davranış bozukluklarından biri de öfke (dürtü) kontrol bozukluğudur. Bu kişilerde sıklıkla şiddete eğilim gözlenir.&lt;br /&gt;9.  Aşılarda yer alan alimünyum, civa gibi ağır metallerin beyin üzerinde olumsuz etkileri vardır. 2002 yılında batıda bu maddelerin aşılardan çıkartılmasına karar verildi. Ülkemize dışarıdan gönderilen aşıların içeriği halen belirsiz. Üstelik Sağlık Bakanlığı yaptığı bir açıklamada, ağır metal içeren aşıların zararının olmadığını açıkladı. Oysaki son 50 yıl içinde otizm, dikkat eksikliği, immun sistem hastalıkları gibi durumlar, aşı uygulamasının yaygınlaşmasıyla birlikte önemli artış olduğu gözleniyor. Son günlerde ülkemizde tanıtımı yapılan pnömokok aşısı alüminyum içeriyor. Amerika’da aşılardaki ağır metallerin çıkartılması önerilirken Sağlık Bakanlığının “zararsız” açıklaması, aşılara karşı güvensizlik yaratıyor.&lt;br /&gt;10. Bilimsel çalışmalar genel anestezinin beyin çalışma özeliklerini olumsuz yönde etkilediğini bildirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11.  Her bireyin sahip olduğu benzersiz beyin çalışma özellikleri, yukarıda adı geçen etkenlerle şekillenerek kendi duygu, düşünce ve davranış özelliklerini belirler. Stresin etkisi bu nedenle her beyinde farklıdır. Çünkü, her beyin farklıdır. Kimi bir olaya çok şiddetli öfke ve saldırganlık tepkileri verirken kimi depresyona girer. Bir başkasında ise kalp spazmı gözlenir.&lt;br /&gt;Sonuç olarak; erkeğin beyin çalışma özelliklerini düzeltmeden, kadına uygulanan şiddetin önüne geçmek olası değildir. Beyin özelliklerini etkileyen 11 maddeden genetik faktörler dışındaki 10’u düzeltilebilir özellikler içermektedir.&lt;br /&gt;Huzurlu bir evlilik yaşamı sağlayamayan erkek, işinde ve sosyal çevresinde de başarısızdır. Kadına şiddet uygulayan erkeğin bu tavrı zaten yaşamda başarısız olduğunu kanıtlayan bir göstergedir. O, yaşamın rekabet kurallarına uyum sağlayamamış, bu nedenle kendinden fiziki alamda güçsüz olan eşine üstünlük taslayan, beyin fakiri bir zavallıdır. Her şeyden önce beyninin iyileştirilmesine ihtiyacı vardır. Beyin çalışma duyarlılığı gösteren erkeklerin iyileştirilmesi mümkündür. Yeni gelişen nörolojik yöntemler, beyin duyarlılığını ölçme ve tedavi etme olanağını sağlıyor. Önemli sorun, bu yöntemlerin halen ülkemizde yaygın olarak bilinmemesi ve haliyle uygulanamamasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Güçlü Ildız&lt;br /&gt;Nöroloji Uzmanı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1131842960591630400-4091915200380422292?l=beyindoktoru.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/feeds/4091915200380422292/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1131842960591630400&amp;postID=4091915200380422292' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/4091915200380422292'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/4091915200380422292'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/03/kadna-uygulanan-iddete-tbbi-bak.html' title='Kadına uygulanan şiddete tıbbi bakış'/><author><name>Dr.Güçlü Ildız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01733662366142302788</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1131842960591630400.post-4533325083988160645</id><published>2008-03-14T13:50:00.001-07:00</published><updated>2008-03-14T13:50:19.953-07:00</updated><title type='text'>Unutkanlık</title><content type='html'>Unutkanlık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmamak için öncelikle yapılan işe dikkatimizi vermek gerekir. Kısa süreli işleyen ve bir kaç dakika için aklımızda tutulması gereken bilgiler, beyin ön bölgesinin çalışmasıyla şekillenir. O an aklımızda başka bir düşünce yok ise, dikkatimizi verebiliyorsak, kısacası beyin ön bölgesini meşgul eden başka bir olay yok ise, kısa süreli hafıza iyi işleyecek ve kısa süreli bilgiler kullanılıp unutulacaktır. Okurken bir kaç satır önceyi hatırlayabilme, sayı sayma ve matematik işlemleri yapma, 2 dakika öncesi olayı akılda tutup bir sonraki olay için kullanabilme kısa süreli hafızaya verilebilecek örneklerdir. Beyin ön bölgesini etkileyen durumlarda kısa süreli hafıza da sorunlar ortaya çıkar. Depresyon, yetişkin tipi dikkat eksikliği, geçirilmiş hafif ya da şiddetli kafa travması, uykusuzluk gibi durumlar kısa süreli hafızanın işlemesini etkileyebilecek durumlardır.&lt;br /&gt;Orta süreli hafıza, daha uzun süreli akılda bulunması gereken konuların beyne kaydedilmesi gereken durumlarda işleyen bir yöntemdir. Beyin ön bölgesiyle birlikte diğer beyin bölgelerinin çalışmasıyla orta süreli hafıza şekillenir. 1 ay önce karşılaşılan kişiyi tanımak örnek olarak verilebilir. Beyni etkileyen pek çok durum orta süreli hafıza zayıflığına yolaçabilir.&lt;br /&gt;Uzun süreli hafıza beynin önemli özelliklerinden biridir. Çünkü yaşanan olaylar, kazanılan deneyimler sonraki duygu, düşünce ve davranışlarımıza yön vereceği için, Bu tip hafızanın kaydı kişilik gelişimi açısında da çok önemlidir. Beynin şakak (temporal) bölgeleri uzun süreli hafızanın kaydedildiği bölgelerdir. Hafızanın kaydı nedeniyle beynin hücre üretiminin hayat boyu sürdüğü bölgelerdir. Bir karar aşamasında iken duygu, düşünce ve davranışlarımızı belirlenmesinde ilk görev yeri beyin ön bölgesidir. Beynin diğer bölgeleriyle de sürekli ilişki halinde olan bu bölümü, temporal-şakak bölgelerinden hafıza bilgilerini de alarak sonucu belirler.&lt;br /&gt;Sonuç olarak, öğrenmek ve öğrenilen bilgilerin, davranışların, deneyimlerin unutulmaması için öncelikle iyi çalışan bir beyin ön bölgesine ihtiyaç vardır. Beslenme tarzı, hafif kafa darbeleri, beyni etkileyen hastalıklar, beyin ön bölgesinin kendi bozuklukları unutkanlığın önemli nedenleridir. Tatlı ve hamur işi gıdalardan uzak duran, sebze, meyve, protein ve dengeli yağ içeriğiyle beslenen, düzenli spor yapan, kafa darbelerine karşı kendini koruyan insanlar, beyin ön bölgelerini de koruyup iyi çalışmasını sağlayarak unutkanlıktan korunabilirler. Nöroterapi, beyin duyarlılıklarını düzeltmesi nedeniyle unutkanlık tedavisinde önemli bir yöntemdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr Güçlü Ildız&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1131842960591630400-4533325083988160645?l=beyindoktoru.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/feeds/4533325083988160645/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1131842960591630400&amp;postID=4533325083988160645' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/4533325083988160645'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/4533325083988160645'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/03/unutkanlk.html' title='Unutkanlık'/><author><name>Dr.Güçlü Ildız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01733662366142302788</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1131842960591630400.post-4648849152126684664</id><published>2008-03-14T13:49:00.001-07:00</published><updated>2008-03-14T13:49:45.092-07:00</updated><title type='text'>Beyin ve Sağlığımız</title><content type='html'>İnsanları diğer canlılardan ayıran ve insan olma özelliğini kazandıran tek unsur, beyin ön bölgesi (prefontal korteks) farklılığıdır. Yapısal yönden beyinde kapladığı yerin oranı diğer canlılardan daha fazladır. Ama esas özelliği işlevselliğidir.&lt;br /&gt;Doğumunda bebek konuşamaz, düşünemez, akıl özellikleri gösteremez. Bu özellikleri tam olarak kazanabilmek için 21 yıl beklemesi gerekecektir. Çünkü beyin ön bölge gelişimi 20'li yaşlarda tamamlanır. Bu nedenle 18 yaş öncesi reşit olunmaz. (Beyin özellikleri dikkate alındığında bu yaş sınırı 21 olmalıdır). Bu yaş dönemine kadar yaşanan olaylar tüm duysal özellikler ile birlikte belleğe kaydedilir. Sosyal, kültürel ve çevre ile ilgili tüm yaşanan özellikler bellek kaydıyla birlikte kişilik özelliklerin oluşumunu sağlar. Duygu, düşünce ve davranışlar, ortaya konulmadan önce beyin ön bölgesi tarafından bellek bölgeleriyle girilecek bilgi alışverişi sonucunda, gelişir. Karar yeri beyin ön bölgesidir. Diğer beyin bölgeleri sürekli olarak beyin ön bölgesine gerektiğinde bilgi aktarır.&lt;br /&gt;21 yaşına kadar olan deneyimler çoğunlukla kalıcı özelliklerdir. Annenin yemekleri, çocukluk döneminde gelişen ve öğrenilen beslenme özellikleri nedeniyle aranır. Bu nedenle yurt dışına gidenler kimi zaman aç kaldığını söyler. Ancak gelişim döneminde esnek düşünce yapısı kazanmış olan beyinler yurt dışında, farklı kültürlere kolay uyum sağlayacakları için aç kalmazlar. Bu örnekten anlaşıldığı gibi duygu, düşünce, davranış, beden gereksinmeleri ve hatta vücudun çalışma biçimi gibi insanın pek çok özelliğini birbiri ile ilişkilendirerek beyin ön bölge çalışma şeklini oluşturuyor.&lt;br /&gt;Beyin ön bölgesi çalışmasıyla ıÜüdikkati sürdürme, sabır, planlama, tasarlama, argılama, Dürtü (tepki) kontrolü, düzenli olma, kendini kontrol edebilme, sorunları çözme, ayrıntılı (analitik) düşünme, gelecekle ilgili öngörüde bulunma, hatalardan ders çıkarma duyguları anlama ve ifade etme, empati kurma ve sağduyu özellikleri belirlenir. Ayrıca kısa ve orta dönem belleğin çalışmasında etkisi büyüktür.&lt;br /&gt;Beyinde yer alan milyarlarca hücre ve bu hücreleri birbirine bağlayan trilyonlarca ağ sistemi nedeniyle yaşamış ve yaşayan insanların kişilik özellikleri birbirinden farklıdır. Bu nedenle beyin çalışma özellikleri açısından insanlar arasında eşitlikten daha çok benzerliklerden söz edilebilir. Beyin çalışma özellikleri bozulduğunda hastalıklar gelişir. Ancak her bozulma gene kişiye özel olmalı, hastalıktan daha çok bireyin hasta olma özelliği ön plana çıkartılmalıdır. Güncel tıbbın en önemli hatası, hastalar yerine hastaklıkları sınıflamak ve tedavi etmektir.&lt;br /&gt;Kanserden şeker hastalığına, kan basıncı yüksekliğinden depresyona kadar geniş bir yelpaze içinde olan hastalıkların gelişim yeri, beyinde yer alan ve hem hormonal hemde sinirsel yollarla vücudun çalışmasını sağlayan hipotalamusun normal dışı çalışmasıdır. (1-15)&lt;br /&gt;Hipotalamus, diğer beyin bölgeleri gibi, beyin ön bölge çalışmasının etkisi altındadır.(16- 29)&lt;br /&gt;Bu bilgiler ışığında, beyin ön bölgesi insanın beden ve akıl sağlığı için araştırılması gereken öncelikli bölge olmalı ve bu bölgenin çalışmasını iyileştirme yöntemlerinin geliştirilmesine emek ve para harcanmalıdır. Günümüz tıp dünyası ise halen nedene değil sonuca yönelik araştırmaları ve ilaç tedavileri ile çalışmalarını sürdürüyor. Yüksek kan basıncı (hipertansiyon) tansiyon düşürücü ilaçlarla tedavi edilemez. Şeker hastalığı insülin ya da şeker düşürücü ilaçlarla tedavi edilemez. Kolesterol yüksekliği bir hastalık değil, aynı hipertansiyon da olduğu gibi hipotalamusun uyum sağlamak üzere geliştirdiği yanlış önlemler sonucunda gelişen bir tablodur (Allastaz). Vücut bağışıklık sistemi, multipl skleroz dan basit bir allerjiye kadar olan pek çok hastalığın nedenidir ve çalışması hipotalamus tarafından düzenlenir. Hormonları salgılayan bezler hipotalamus kontrolündedir.&lt;br /&gt;Beyin ön bölge çalışmasını değerlendirmek ve düzeltmek, belkide ekonomik açıdan önemli kazançlar sağlayamayacağı düşüncesiyle tıbbi yatırımcılar tarafından ilgi görmediği bir gerçektir. Halen var olan ilaçlar beyin ön bölge çalışmasına etkisizdir. Kısıtlı ölçüde ve kendi olanaklarıyla kimi hekim ve klinik psikologlar tarafından 1970'li yıllardan bu yana gelişimini sürdüren nöroterapi yöntemi, beyin ön bölge duyarlılığını azaltması açısından ümit vermektedir. Avrupa ve Amerikada bir taraftan araştırmaları sürmekte, diğer yandan hekim ve klinik psikologlar tarafından kliniklerde hastalara uygulanmaktadır. Ülkemizde henüz ve ne yazık ki üniversiteler ve diğer hastane hekimleri tarafından bilinmemekte, sadece İstanbulda bir kaç hekim tarafından uygulanabilmektedir. Beynin çalışmasını ölçerek nöroterapi uygulanan kişiye geri besleme (feedback) ile doğru çalışma biçimini telkin eden yöntemin yan etkisi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;Klinik uygulamalarda kan şekeri yüksekliği, hipertansiyon, tiroid bezi bozuklukları (guatr vb..), mide ülseri gibi hastalıkları olan kişilerin ayrıca dikkat eksikliği, unutkanlık gibi beyin ön bölge çalışmasıyla ilgili sorunlarının da olduğunu sıkça saptarız. Aşırı sinirlilik ve unutkanlık yakınmasıyla birlikte hipertansiyon ve kan şeker yüksekliği de olan kişinin nöroterapi ile sakin, unutmayan, kan basıncı ve şekeri normal düzeylerde olan bir insana döndüğü görülecektir. Bu tedavinin başarılı olmasının nedeni, beyin ön bölge çalışmasının QEEG (beyin harita) yöntemiyle saptanıp nöroterapiyle düzeltilebilmesidir.&lt;br /&gt;Vücudun dengeli çalışması homestaz ile açıklanır. Hipotalamus homestazı sağlar. Hipotalamus, gelişen değişikliklere uyum sağlayabilmek için vücut çalışmasını değiştirir. Bu değişiklikler sonucu kolesterol, şeker, kan basıncı yükselebilir ve organların çalışmasıyla ilgili sorunlar ortaya çıkabilir. Hastalıkların temel oluşum biçimi bu şekilde başlar (Allastaz). Hipotalamus anormal çalışması devam ederse sonuç hastalıktır (Allostatik yüklenme).&lt;br /&gt;Stres hastalıkların gelişiminde çok önemli bir etkendir. Ancak aynı stres etkeni insanlarda aynı yakınmalara yol açmaz. Çünkü stres beyin ön bölgesi tarafından algılanır. İnsanlarda kişilik özellikleri farklı olduğu gibi stres algısı da farklı olacak ve stresin etkisini beyin ön bölge duyarlılık özellikleri belirleyecektir. Stressiz yaşam düşünülemez. O halde önemli olan stresin kendisi değil, beyin ön bölge özellikleridir.&lt;br /&gt;Beyin ön bölge çalışmasını değiştirebilen etkenler; kalıtım özellikleri, doğum travması, anne sütünün yetersiz alınması, beyni etkileyen ateşli hastalıklar, diğer stres etkenleri, kafa darbeleri, aşılar, çevre etkileri (eğitim, yetiştirilme ve sosyal etkiler).&lt;br /&gt;Oysa günümüz yaygın tıbbi uygulamalarında bu kişiye 1-2 adet tansiyon düşürücü ilaç, 1-2 adet şeker düşürücü ilaç, depresyon ilacı vererek takibe alınır ve sıklıkla ömür boyu bu ilaçları kullanması gerektiği söylenir.&lt;br /&gt;Günümüz tıbbın yeni açılımlara gereksinmesi vardır. Hastalık tanısı koymak ve bu tanıya uygun ilaç yazmak yerine kişiye özel yaklaşımlarla hastaları kalp, ciğer, böbrek, kulak olarak görmeyip, yakınmaları, beynin ve genel vücudun bir dili olarak algılayıp, nedene yönelik uygulamalar başlatılmasında yarar vardır.&lt;br /&gt;Organlar karar değil yürütme ile görevlidirler yani çalışmalarını kendi başlarına değiştiremezler. Beyin etkisi gözardı edilerek yapılan tedavilerin sonu başarısızlık olacaktır. Nedeni gözardı edip sonuca etkin tedavilerle insanları ömür boyu ilaçlara mahkum etmek yerine, vücut çalışma bütünlüğünün (homestaz) düzeltilmesini sağlayan yeni yöntemler geliştirilmeli, var olan yöntemler desteklenmelidir.&lt;br /&gt;Dr Güçlü Ildız&lt;br /&gt;Nöroloji Uzmanı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.Stefan M. Gold, Isabel Dziobek Hypertension and HPA axis hyperactivity affect frontal lobe integrity J. Clinical End &amp;amp; Me.June 1, 2005 10.1210/jc.2004-2181&lt;br /&gt;2.Mcewen BS, Wingfield JC.The concept of allostasis in biology and biomedicine. Horm Behav. 2003 Jan;43(1):2-15.&lt;br /&gt;3.Glucocorticoid receptor polymorphisms in inflammatory bowel disease G Decorti, S De Iudicibus Gut 2006;55:1053-1054&lt;br /&gt;4.Robyn Klein 2006 Phylogenetic and phytochemical characteristics of plant species with adaptogenic properties MS Thesis, 2004, Montana State University Chapter 3 of 8&lt;br /&gt;5.Editorial: Ultradian, Circadian, and Stress-Related Hypothalamic-Pituitary-Adrenal Axis Activity—A Dynamic Digital-to-Analog Modulation George P. Chrousos, M.D. Endocrinology Vol. 139, No. 2 437-440&lt;br /&gt;6.Hyperglycemia does not increase basal hypothalamo-pituitary-adrenal activity in diabetes but it does impair the HPA response to insulin-induced hypoglycemia. Vranic, Mladen, Matthews, Steve Am J Physiol Regul Integr Comp Physiol. 2005 Jul;289(1):R235-46&lt;br /&gt;7.Past and present strategies of research on the HPA-axis in psychiatry Berger M, Krieg C Acta Psychiatr Scand Suppl. 1988;341:112-25&lt;br /&gt;8.Stress peptides and HPA axis reactivity in depression Nemeroff C.B.; Stout S.C.; Owens M.J. European Neuropsychopharmacology, Volume 5, Number 3, September 1995, pp. 242-243(2)&lt;br /&gt;9.Bea R H Van den Bergh, Ben Van Calster Antenatal Maternal Anxiety is Related to HPA-Axis Dysregulation and Self-Reported Depressive Symptoms in Adolescence Neuropsychopharmacology May 2007; doi: 10.1038/sj.npp.1301450&lt;br /&gt;10.Kudıelka Brigitte M. ; Schommer Nicole C Acute HPA axis responses, heart rate, and mood changes to psychosocial stress (TSST) in humans at different times of day Psychoneuroendocrinology 2004, vol. 29, no8, pp. 983-992&lt;br /&gt;11.Theresa M. Buckley MD, MS* and Alan F. Schatzberg MD On the Interactions of the HPA Axis and Sleep Journal of Clinical Endocrinology &amp;amp; Metabolism, 2005 doi:10.1210/jc.2004-1056&lt;br /&gt;12.Abelson JL, Khan S, Lıberzon I, Young EA HPA axis activity in patients with panic disorder: review and synthesis of four studies Depress Anxiety 2007;24(1):66-76&lt;br /&gt;13.Phoon R. K. S. ; Tam S. H. The role of the hypothalamic-pituitary-adrenal (HPA) axis in the regulation of blood pressure Clinical and experimental hypertension 1997,  vol. 19,  no4, pp.  417-430&lt;br /&gt;14.Nemeroff C.B.; Stout S.C.; Stress peptides and HPA axis reactivity in depression European NeuropsychopharmacologyVolume 5, Number 3, September 1995 , pp. 242-243&lt;br /&gt;15.Depression, osteoporosis and the HPA axis Townsend Letter for Doctors and Patients,  April, 2005  by Robert A. Anderson&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16.Cerqueria JJ, Mailliet F., J Neurosci. 2007 Mar 14;27(11):2781-7&lt;br /&gt;17.Julıan F. Thayeresther Sternberg Annals Of The New York Academy Of Sciences Volume 1088 November 2006&lt;br /&gt;18.Bruce S McEwen Ph.D Allostasis and Allostatic LoadNeuropsychopharmacology (2000) 22 108-124&lt;br /&gt;19.J. W Crane, K Ebner, T. A Day (2003) Medial prefrontal cortex suppression of the hypothalamic-pituitary-adrenal axis response to a physical stressor, systemic delivery of interleukin-1β European J. Neuroscience 17 (7), 1473–1481&lt;br /&gt;20.S. F. Akana, A. Chu, L. Soriano, M. F. Dallman (2001) Corticosterone Exerts Site-Specific and State-Dependent Effects in Prefrontal Cortex and Amygdala on Regulation of Adrenocorticotropic Hormone, Insulin and Fat Depots J.Neuroendocrinology 13 (7), 625–637&lt;br /&gt;21.A. Vania Apkarian,ıÜü Yamaya Sosa, Sreepadma Sonty Chronic Back Pain Is Associated with Decreased Prefrontal and Thalamic Gray Matter Density J.Neuroscience, November 17, 2004, 24(46):10410-10415&lt;br /&gt;22.Alasdair M. J. MacLullich, Karen J. Ferguson Smaller Left Anterior Cingulate Cortex Volumes Are Associated with Impaired Hypothalamic-Pituitary-Adrenal Axis Regulation in Healthy Elderly Men J. Clinical Endocrinology &amp;amp; Metabolism (2006) Vol. 91, No. 4 1591-1594&lt;br /&gt;23.Ron M. Sullivan and Alain Gratton Lateralized Effects of Medial Prefrontal Cortex Lesions on Neuroendocrine and Autonomic Stress Responses in Rats J.Neuroscience, April 1, 1999, 19(7):2834-2840&lt;br /&gt;24.Radley JJ, Sisti HM Chronic behavioral stress induces apical dendritic reorganization in pyramidal neurons of the medial prefrontal cortex. Neuroscience 2004;125(1):1-6&lt;br /&gt;25.Israel Liberzon, M.D., Anthony P. King, Ph.D Paralimbic and Medial Prefrontal Cortical Involvement in Neuroendocrine Responses to Traumatic Stimuli Am J Psychiatry 164:1250-1258, August 2007&lt;br /&gt;26.Radley JJ, Arias CM, Sawchenko PE Regional differentiation of the medial prefrontal cortex in regulating adaptive responses to acute emotional stress J Neurosci. 2006 Dec 13;26(50):12967-76&lt;br /&gt;27.Sullivan R.M ; Gratton A. Prefrontal cortical regulation of hypothalamic-pituitary-adrenal function in the rat and implications for psychopathology: side matters Psychoneuroendocrinology Volume 27, Number 1, January 2002, pp. 99-114(16)&lt;br /&gt;28.Okada T, Tanaka M, Kuratsune H, Watanabe Y, Sadato N.Mechanisms underlying fatigue: a voxel-based morphometric study of chronic fatigue syndrome BMC Neurol. 2004 Oct 4;4(1):14&lt;br /&gt;29.Figueiredo HF, Bruestle A, Bodie B, Dolgas CM, Herman The medial prefrontal cortex differentially regulates stress-induced c-fos expression in the forebrain depending on type of stressor Eur J Neurosci 2003 Oct;18(8):2357-64&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1131842960591630400-4648849152126684664?l=beyindoktoru.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/feeds/4648849152126684664/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1131842960591630400&amp;postID=4648849152126684664' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/4648849152126684664'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/4648849152126684664'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/03/beyin-ve-salmz.html' title='Beyin ve Sağlığımız'/><author><name>Dr.Güçlü Ildız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01733662366142302788</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1131842960591630400.post-3361128797366341197</id><published>2008-03-14T13:48:00.000-07:00</published><updated>2008-03-14T13:49:09.956-07:00</updated><title type='text'>Beslenme ve Hastalıklar</title><content type='html'>Hastalıkların temelinde yatan neden vücut sisteminde gelişen dengesizliktir. Genetik olarak ana-babadan aldığımız özellikler, bozulan vücut sisteminin hangi bölgeden yakınma yaratacağını belirler.&lt;br /&gt;Vücudumuzun düzenli çalışması için sağlam hücrelere, hormonlara ve yakıta ihtiyacı vardır. Besinler yeni hormonların yapımında, hücre yapısının oluşmasında ve enerji kaynağı olarak önemli ve gereklidirler. Örneğin depresyon, kolay sinirlenme, panik atak, yaygın beden ağrıları, migren, epilepsi gibi durumlarda, beyinde nörotransmiter adı verilen ve hücreler arası iletimi ve dolayısıyla vücudun düzenli çalışmasını sağlayan maddelerin düzeylerinde değişmeler gözlenir. İlaç tedavilerinde nörotransmiterlerin yaptığı işi güçlendiren tedaviler uygulanır.&lt;br /&gt;Nörotransmiterler beyinde, gıdalardan alınan proteinlerin yapısını oluşturan aminoasitler ile yapılır. Dolayısıyla yukarıda adı geçen ve beyin çalışma bozukluğu sonucu oluşan hastalıkların tedavisini kolaylaştırmak için protein ağırlıklı beslenmek gerekir. Et, yumurta, baklagiller önemli protein kaynaklarıdır. Ancak özellikle kadınların kimi durumlarda çukulata-tatlı yeme isteklerinin çok arttığını görürüz. Bu tür besinler ile seratonin adı verilen ve depresyonda önemli olduğu düşünülen bir nörotansmitterin düzeyini arttırdığını ve mutluluk verdiğini gözlemleriz. Geçici olarak sağlanan bu iyilik hali ne yazık ki beyni tedavi edici özelliğinden bahsedilemez. Çünkü şekerlerli gıdaların alınmasından yaklaşık 2 saat sonra gelişen ani kan şekeri düşüklüğü (hipoglisemi) vücudun çalışma sistemini tamamen bozucu bir etkiye sahiptir. Doğada şekerler basit halde bulunmazlar. Doğal olmayan çukolata vb tatlı besinler rafine ürünlerdir. Doğal olmayan her besin gibi onlarda, vücudun binlerce yıllık doğal besinlerle gelişimi ile oluşan çalışma düzeninde yabancı ve zararlıdır. Rafine edilmiş şekerli besinler, makarna, ekmek gibi karbonhidratlı gıdalar hipoglisemi geliştirme riski nedeniyle zararlıdırlar.&lt;br /&gt;Yağlar da proteinler gibi vücudun dengeli çalışması ve hastalıklarla mücadele için gereklidirler. Kolesterol hem yeni hücrelerin oluşmasında hem de hormonların yapımında çok önemlidirler. Hastalıklarla savaşmak için vücut fazla kolesterole ihtiyaç duyar ve bu nedenle karaciğerde kolesterol yapımını arttırır. Kanda kolesterol yüksekliğini bir hastalık gibi görmek ve tedavisi için ilaç vermek önemli bir tıbbi hatadır. Gerekçe olarak kolesterolün kalp damarlarını tıkadığı söylenir. Gerçekte ise kalp damarlarında gelişen tıkaç(atherom plağı) içinde kolesterol oranı sadece %3'tür. Tıkacın %50 den fazla kısmını kalsiyum oluşturur. Bu tıkacın gelişimini önlemek için kulanılan kolesterol düşürücü ilaçların vücuda zararı, kolesterolün damar tıkama özelliğinden çok daha fazladır.&lt;br /&gt;Kolesterol düşürücü ilaçlar karaciğere zararlıdır, kas dokusunu tahrip eder ve dolaylı olarak böbreklere zarar verir, kas ağrılarına neden olur. Kolesterolden fakir diet alındığında vücut kolesterol harcamayı durdurur. Çünkü kolesterol gereklidir. Kolesterol düşüklüğü ile depresyon riski artar, kanser riski artar, cilt kurur, cinsel isteksizlik ve güçsüzlük olur, kemik yapısı bozulur. Kadınlarda östrojen, erkeklerde testosteron hormonları için kolesterol gerekir. Her iki cins için de bu hormonlar bir çok açıdan koruyucu özellikleri vardır. Sonuç olarak kolesterol yüksekliği hekimin anlaması gereken bir beden dilidir. Bir hastalık değildir. Bu nedenlerden dolayı kolesterolden fakir diet verilmesinin yararı değil zararı vardır.&lt;br /&gt;Bin yıllar boyunca doğa da, doğal ortamla beslenerek gelişmiş insan vücudu, hastalıklardan korunma ve tedavi olarak gene doğal yöntemleri kullanmalı ve rafine edilmiş, ek gıdalar eklenmiş, fabrikasyon gıdalardan uzak durmalıdır. Kaynaklar ve diğer yazılar için www.beyindoktoru.com&lt;br /&gt;Dr Güçlü Ildız&lt;br /&gt;Nöroloji Uzmanı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1131842960591630400-3361128797366341197?l=beyindoktoru.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/feeds/3361128797366341197/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1131842960591630400&amp;postID=3361128797366341197' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/3361128797366341197'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/3361128797366341197'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/03/beslenme-ve-hastalklar.html' title='Beslenme ve Hastalıklar'/><author><name>Dr.Güçlü Ildız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01733662366142302788</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1131842960591630400.post-227842473280605667</id><published>2008-03-14T13:47:00.002-07:00</published><updated>2008-03-14T13:48:17.279-07:00</updated><title type='text'>Kafa Darbesi (Travma)</title><content type='html'>32 yaşında, mesleki açıdan başarısının zirvesinde, yaşamayı seven, sahip olduklarının değerini bilen bir iş kadını Lale hanım. Sabah işe giderken özel yapım makam aracının sol arka koltuğunda günlük gazetelere göz atıyor. Yolunu kesen yaya nedeniyle araç ani fren yapıyor. Başını ön koltuğun yumuşak başlığına çarpıyor. Bir kaç saniyelik yaşanan şaşkınlık ardından "iyi" olduğu söylüyor ve yola devam ediyor. Aynı gün ögleden sonra başlayan baş dönmesi nedeniyle hastaneye gidiyor. Beyin MRI dahil olmak üzere yapılan ayrıntılı sağlık incelemesi (check-up) sonucu normal olduğu, sabah yaşadığı kazanın önemsiz olduğu, son günlerde iş yorgunluğuna ve olasılıkla kulak içinde yeralan denge organının etkilenmesi sonucu baş dönmesinin olduğu, istirahat ile düzeleceği söyleniyor. 3 gün sonra kendisini daha iyi hisseden Lale hanım yoğun iş temposuna tekrar geri dönüyor.&lt;br /&gt;1 ay sonra isteksizlik ve başında boşluk hissi nedeniyle psikiyatriste görünüyor. 2 ay sonra regl düzensizliği nedeniyle kadın doğum uzmanına muayene oluyor. 3.ay içinde başdönmesi, isteksizlik, halsizlik, uyku bozukluğu, başında boşluk hissi, dikkatini yoğunlaştıramama, gözlerde sulanma, çabuk yorulma yakınmaları sonucu depresyon tanısı ile antidepresan ilaçlar kullanmaya başlıyor. İş başarısı olumsuz etkileniyor. Geçici olarak işten ayrılıyor. Zaman zaman kendini iyi hissetse de dikkatini toplama ve sürdürmede zorluk nedeniyle 3 ay önceki verimini yakalamakta zorluk çekiyor.&lt;br /&gt;Ahmet 27 yaşında. Son aylarda nedenini anlamadığı kadar sinirli. “Kendimi bildim bileli sinirliyim aslında” diyor. “Ama neden son zamanlarda bu durum çok arttı. Sevdiklerimi haksız yere kırıyorum. Olmadık yerde ani çıkışlar gösteriyorum”. Ali bey 6 ay önce mühendisliğini yaptığı şantiyede başına kalas düşmüş. "Aslında bir şey olmadı" diyor. Zaten çekilen tomografi de normalmiş. "2 gün başım ağrıdı, o kadar" diyor.&lt;br /&gt;Erdem 10 yaşında, "arkadaşlarıyla sürekli kavga eden, çok sinirli, geçimsiz, ders çalışmayan bir çocuk oldu" diyor annesi. "Oysaki yaz tatili başlamadan önce oğlum kuzu gibiydi, çok iyi bir çocuktu, dersleri çok iyiydi, yaz tatilinde birden huyu değişiverdi". Erdem tatilde bisikletten düşmüş ve başının sol yan tarafını kaldırıma çarpmış. "Çekilen filmler normal çıktı, bir şeyi yok diye gönderdiler" diyor annesi.&lt;br /&gt;Ziyarete gelen meslektaşım 70 yaşında ve 45 yıldır astım hastası. "Ailede hiç astım yok neden beni buldu bu bela" diye söylenirken, hiç kafa darbesi alıp almadığını soruyorum gençliğinde. Hemen atılıp "yok" diyor. Ama gerçek yanıtı 1 gün sonra telefonla aradığında söylüyor. "İlk astım krizinden 1 ay önce araba kazası yapmıştım. Kafamı direksiyona çarptım. Okuduğum bir tıp kitabında astımın kafa darbesi sonrası ortaya çıkabileceğini yazıyordu. Tabi o zamanlar önemsememiştim. Gerçek olsa bile yapılabilecek bir şey yoktu"&lt;br /&gt;50 km. sabit hızla giden aracın birden durması ile beden durur, kafa durur ama beyin duramaz. Kendi kafatası içine çarpar.(şekil) Kafatası içi, dış yüzeyi gibi düzgün olmayıp çeşitli kemik çıkıntıları bulunur.(şekil) Kafanın ivmeli hareketleri sonucu beyin bu çıkıntılara çarpar ve dokuda duyarlılık oluşturabilir.&lt;br /&gt;Örneklerden de anlaşılacağı gibi önemli olsun ya da olmasın alınan tüm kafa darbeleri beyni etkiliyor. Darbenin etkisinin ne olacağı darbenin şiddetinden öte, darbe alan beynin özellikleriyle ilgili olduğu söylenebilir. Çünkü her darbe alan beyin yakınma yaratmıyor ya da çok küçük bir darbe beklenmedik olaylara yol açabiliyor. Sonuç olarak tirilyonlarca ağ ile birbirine bağlanan milyarlarca beyin hücresinin her kişide yarattığı, kişilik, duygu, düşünce ve davranış özellikleri birbirinden farklıdır. Bu nedenle yaşamış olan ve yaşayan insanlar tam olarak birbirine benzemez. Beynin bu karışık özelliği nedeniyle her alınan darbenin etkisi, her insanda farklı sonuçlar doğuracaktır. Farklılığı yaratan önemli bir neden, darbe öncesinde var olan beyin çalışma duyarlılıklarıdır. Duyarlılıkların her insanda farklı özellikler içermesiyle kişilik farklılıkları ortaya çıkar. Grinin tonlarına benzetebileceğimiz bu duyarlılık farkları, ton karardıkça hastalık, ton rengi açıldıkça normal kişilik özellikleri ortaya çıkardığını söyleyebiliriz. İşte, alınan kafa darbeleri var olan ton rengini karartarak beyin çalışma özelliklerini hastalık boyutuna sokabilir ya da açık tonlarda olan duyarlılık derecelerini koyulaştırarak duyarlı kişilik özellikleri geliştirebilir.&lt;br /&gt;Darbe alınan bölgenin özelliklerine göre, yakınmalar çeşitlilik gösterebilir. Çoğunlukla alın (prefrontal) ve şakak (temporal) bölgelere alınan darbeler sonucu duygu, düşünce, davranış ve bedensel yakınmalar ortaya çıkar.&lt;br /&gt;Alın-beyin ön bölgesi (prefrontal korteks-PFK), ıbeynin yönetim merkezidir. Zaman yönetimi, yargılama, planlama, düzenleme, davranış kontrolü, ayrıntılı düşünme ve etkiye gösterilen tepki (dürtü kontrol) düzenlenmesi bu bölgede gerçekleşir. Nerede, ne şekilde tavır ve davranışlarımızın olabileceği, amaca ulaşmak için gereken davranış modeli, işin oluşması için gereken yönetim şekli, olgun ve etkili kişilik özellikleri bu bölgede şekillenir. Neyi, nasıl, ne şekilde söyleyeceğimize karar verir. Dengeli davranmamızı, iş ve sosyal deneyimlerin sentezini yaparak alternatifleri doğru saptamamızı sağlar. Örneğin iyi çalışan bir prefrontal bölgeniz varsa, eşinizle olan bir tartışmayı kolaylıkla tatlıya bağlayabilirsiniz. Duyarlılık var ise davranışlarınız tartışmanın daha da büyümesine yol açacaktır. Kuyrukta bekleyemeyen sabırsız kişiye öndeki yerini veriyor ise sabırsız olanın PFK sorunu vardır, sırasını veren kişide ise iyi çalışan bir PFK. PFK sorunların çözümünde ve durum tespitinde size yardımcı olur. Düzenli aralıklarla satranç oynayanlar iyi bir beyin ön bölge işlevine sahip olabilirler. Hatalardan ders almamızı sağlar. PFK iyi çalışan hata yapmaz demek değildir ama hatalarını tekrarlamazlar. PFK iyi düzeyde olanlar elindeki işleri zamanında ve strese girmeden bitirirler. Sorunu olan ise işi son ana bırakır. Zaman darlığı nedeniyle aşırı strese girerler. Sorunu olmayan önceki deneyimlerinden işini zamanında yapmayı öğrenmiştir. Sorunu olan davranışlarını ve amaçlarını deneyimlerine değil anlık düşüncelerine göre gerçekleştirir. Bu nedenle sık hata yaparlar. PFK dikkati ve devamlılığı sağlar. Önemli duygu ve düşüncelere yoğunlaşmayı, önemsizleri süzmeyi gerçekleştirir. Kısa süreli hafızayı sağlamada ve öğrenmede bu özellikler çok önemlidir. PFK beynin diğer bölgelerine bilgi verir ve alır. Dikkatin sağlanması için diğer bölgelerden gelen bilgilerin alımını azaltır. Dikkat eksikliği ve/ya da hiperaktivite bozukluğunda bu işlev sağlanamaz. Dolayısıyla dış uyaranlar baskılanamadığından dikkat çabuk dağılır. Duyguların hissedilmesi ve ifadesi; mutluluk, hüzün, neşe, nefret ve aşk’ı daha ilkel bir yapı olan limbik sisteme aktarır. Sorun olduğunda duygu ve düşünceler ifade edilemez. Çünkü limbik sistem ile olan ilişki bozulmuştur. Düşünebilmek ve tavırları, tepkileri o ölçüde gösterebilmek PFK’in önemli işlevlerinden biridir. Eş seçimi, insan ilişkileri, çocuklarla ilgilenmek, para harcamak ve araba sürmek. PFK limbik sistemi baskılayıcı mesajlar göndererek duygularla değil mantıklı yönden karar verilmesini sağlar. Bu baskı ortadan kalkarsa limbik sistem baskın hale gelir ve depresyona meyil artar. (Limbik sistem; memeli canlıların eski beyin bölümlerinden biri olan sistem, deneyim ile kazanılan duyguların dışavurumunda görev alır)&lt;br /&gt;Bellek, öğrenme, duygusal denge ve sosyalizasyon sağlama konuları temporal lob’da (TL) işlenir. Deneyimlerin ana merkezidir. Görsel ve işitsel belleğin işlendiği yerdir. Bunlar kişiliğin oluşması ve eyleminde temel taşlardır. Kim, ne ve nerede olduğumuzu ifade eden beyin bölgesidir.ıÜü Konuşmayı anlama ve işleme, orta ve uzun dönem bellek, dilin ve sözcüklerin oluşturulması, duygusal açıdan dengenin sağlanması, işitilen ve görülen verilerin depolanarak işlenmesi bu bölgenin verimli çalışmasıyla sağlanır. Konuşma dili, insan ilişkilerini sağlayan ve geleceğe yön veren önemli bir araçtır. Konuşulanları anlama, önemseme, içinde yer alan duygusallığı yorumlama, okuduklarımızın ve yeni bilgilerin yorumlanıp depolanması temporal lob da gerçekleşir. Uygun sözcükleri bulamamak, iletişimin sağlanamaması ve okuma zorlukları bu bölgenin çalışmasında bozulma olduğunda ortaya çıkar. Bize neşe veren ya da üzen anıların, hatalarımızın canlanması dolayısıyla özgüven sağlanması yada güvensizliğimizin oluşmasının kaynağıdır. TL’dan gelen bellek akımı ile tavır ve davranışlarımız şekillenir. Bu bölgenin çalışmasında çıkan sorunlar bellek bozukluğuna yol açar. Yaşantımızdaki başarı durumu belleğin tekrar tekrar işlenmesine ve değişmesine yol açar. TL sorunlu ise bu olay gerçekleşemediğinden bellekteki bilgiler yenilenemez, sabit kalır ve kişinin sabit fikirli olmasına neden olur. Temporal lobu bir olay ya da bir kişi hakkında bir zamanlar bir karar vermiştir. Sonradan gelen bilgiler o olay ya da kişinin değiştiğini belirtse de bu bilgiler işlenemediğinden eski kararı kalıcı olacak ve kararını ona göre verecektir. Duygusal denge kişiliğin özelliğidir. Günlük yaşamın iniş ve çıkışları duygusal yapımızı etkiler. İyi işleyen TL duyguların dengeli olmasını sağlar. Bozukluğunda duygu durum ve davranışlar etkilenir. İnsan yüzlerinin tanınması, konuşma tonunun ayarlanması, seslerin işitilmesi, müzik ve görsel öğrenmenin sağlanması. Sosyal ilişkiler açısından yüzleri tanımak, yüz ifadelerini değerlendirmek, konuşulanların yorumunu yapmak ve bunlara bağlı olarak yüz mimik ve dil ifadelerimizi belirlemek önemlidir. TL sorunlarında sosyal ilişkiler önemli ölçüde bozulur.&lt;br /&gt;Prefrontal bölge duyarlılıkları sonucu gelişen yakınmalar;&lt;br /&gt;Dikkatini uzun süre veremez, sabırsız- acelecidir, zamanı iyi kullanamaz, sorumsuzdur, çabuk parlar- ani tepkiler verir, beyni durur- düşünmekte zorlanır, dağınıktır- eşyalarını kaybeder, okul ve iş başarısı kararsızdır, hataları tekrar eder, çok ya da az konuşur, yerinde duramaz ya da çok hareketsizdir, tutumlu değildir, çok merhametli ya da acımasız, sınav gerginliği, düşünmeden konuşur, maymun iştahlıdır hayırdan anlamaz, sabah zor uyanır, okula gitmek istemez, verdiği sözleri tutamaz, eşek şakası onlara göredir, unutkandır, isteksizdir, sıkılgandır, tembeldir&lt;br /&gt;Temporal bölge duyarlılıkları sonucu gelişen yakınmalar;&lt;br /&gt;Unutkanlık, deja vu (daha önce bulunmadığı yerle ilgili bulunmuş hissi), Jamais vu (bildik yerleri tanıyamama), ara ara gelen ve nedensiz olan panik ve korkular, boşluğa düşme duygusu, kulağa gelen ses ve seslerin yorumlanması ile ilgili sorunlar ;çınlama, hışırtı, sinek uçması vb..,bazen anormal algı nedeniyle seslerin değişik işitilmesi), görme ile ilgili anormallikler;görme alanının kenarında gölge görülmesi, cisimlerin büyüklük yada şekillerinin yanlış algılanması, koku duyulması yada tadının hissedilmesi, deri üstünde böcek geziyor hissi..vb, okulda okumayı öğrenme zorluğu, sonradan gelişen okuma zorluğu, gergin kişilik hali (kolay sinirlenme, aklına nerden geldiğini bilmediği şiddet düşünceleri ve bunlardan dolayı korku ve tedirginlik yaşanması), hafif kuşkucu düşünce hali ( bu durum ılımlı paranoya olarak ifade edilebilir ve sizofreniyle ilgisi yoktur. Benim hakkımda konuşuyorlar, bana gülüyorlar gibi, sosyal ilişkileri olumsuz etkiler), saygısızlık ya da değer vermeme, yazma ya da konuşma sırasında sözcük bulmada zorluk, duygusal dengesizlik, dini düşüncelerde artış, sürekli ibadet etme, metafizik konularına aşırı ilgi, baş ağrıları, mide ağrıları, aşırı yazı yazma.&lt;br /&gt;Sayılan her iki bölge anormallikleri, etkilenen beyinlerde farklı derecelerde ortaya çıkabilir. Kimi özellikler daha belirgin, kimi özellikler daha silik ya da olmayabilir. Bu özellikler yukarıda açıklandığı gibi, darbe öncesi beyin duyarlılık özelliklerine bağlıdır.&lt;br /&gt;Son yıllarda ortaya çıkan bilimsel gerçekler beyin ön bölgesinin beynin geri kalan bölgelerini yönettiğini ve dolayısıyla bedenin bilinç dışı çalışan iç organ sistemini de yönettiğini ortaya koymuştur.* Bu nedenle kafa darbesi sonrası etkilenen beyin ön bölge özellikleri dolaylı olarak kan basıncı yüksekliği, astım, guatr, şeker hastalığı, mide ülseri gibi iç hastalıkların gelişmesine ortam hazırlamakta ya da bu hastalıklara neden olmaktadır.&lt;br /&gt;Beyin çalışma özelliklerinin değerlendirilmesi metabolik olarak SPECT, PET, fMRI ile yapılabilir. Beyin çalışmasını doğrudan ölçen ve kantitatif analiz ile değerlendiren QEEG ile beyin duyarlılık haritası çıkartılır ve ayrıca kafa darbe ölçeği ile yakınmaların darbeye bağlı olup olmadığı öğrenilebilir. Şekillerde kafa darbe ölçeği olumlu sonuç veren kişinin QEEG görüntüleri yer almaktadır.&lt;br /&gt;Tanı yöntemi olan QEEG aynı zamanda nöroterapi tedavisine de rehberlik eder. &lt;a href="http://www.noroterapi.com/"&gt;www.noroterapi.com&lt;/a&gt; internet sitesinden ayrıntılı bilgi edinilebilir.&lt;br /&gt;Klinik uygulamalarda çok sık karşılaşılan ve yukarıda sözü edilen yakınmalarla ilgili olarak özellikle nöroloji, psikiyatri ve beyin cerrahı hekimlerinin konu üzerinde yeterince durmadıkları bilinmektedir. Ayrıca sözü edilen tanı ve tedavi yöntemleri henüz ülkemizde, üniversitelerde bile yeterince yaygınlaşmamış olduğu görülmektedir. Bu nedenlerden dolayı kafa darbesine bağlı yakınmaları olan hastalar çoğunlukla kafa darbeleri konusunda sorgulanmadıklarından anksiyete, kişilik bozukluğu gibi geleneksel psikiyatrik tanılar almakta ve psikiyatrik ilaç tedavisi yöntemlerinden fayda bulamamaktadırlar.&lt;br /&gt;Dr Güçlü Ildız&lt;br /&gt;Nöroloji Uzmanı&lt;br /&gt;*Cerqueria JJ, Mailliet F., J Neurosci. 2007 Mar 14;27(11):2781-7&lt;br /&gt;*Julıan F. Thayeresther Sternberg Annals Of The New York Academy Of Sciences Volume 1088 November 2006&lt;br /&gt;*Bruce S McEwen Ph.D Allostasis and Allostatic LoadNeuropsychopharmacology (2000) 22 108-124&lt;br /&gt;*Wayne c. drevets Prefrontal Cortical-Amygdalar Metabolism in Major Depression, Annals of the New York Academy of Sciences 877 (1), 614–637&lt;br /&gt;*&lt;a href="http://www.ncbi.nlm.nih.gov/sites/entrez?Db=PubMed&amp;amp;Cmd=Search&amp;amp;Term=%22Hardy%20SG%22%5BAuthor%5D&amp;amp;itool=EntrezSystem2.PEntrez.Pubmed.Pubmed_ResultsPanel.Pubmed_RVAbstract"&gt;Hardy SG&lt;/a&gt;, Anatomical data supporting the concept of prefrontal influences upon hypothalamo-medullary relays&lt;a href="javascript:AL_get(this,%20"&gt;Neurosci Lett.&lt;/a&gt; 1994 Mar 14;169(1-2):17-20.&lt;br /&gt;*J. Lorenz, S. Minoshima, K. L. Casey The role of the dorsolateral prefrontal cortex in pain modulation Brain, Vol. 126, No. 5, 1079-1091, May 2003&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1131842960591630400-227842473280605667?l=beyindoktoru.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/feeds/227842473280605667/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1131842960591630400&amp;postID=227842473280605667' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/227842473280605667'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/227842473280605667'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/03/kafa-darbesi-travma.html' title='Kafa Darbesi (Travma)'/><author><name>Dr.Güçlü Ildız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01733662366142302788</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1131842960591630400.post-6048064790343683009</id><published>2008-03-14T13:47:00.001-07:00</published><updated>2008-03-14T13:47:17.853-07:00</updated><title type='text'>Hipertansiyon</title><content type='html'>Vücudun bütünlük halinde ve sağlıklı bir biçimde çalışmasını beyinde yer alan hipotalamus sağlar. Vücutta bulunan alıcılar, beyine o anki durum hakkında sürekli bilgi gönderirler. Beynin diğer bir bölgesinde işlenen veriler hipotalamusa gelir ve gereği yapılır. Örneğin koşacaksınız. Bunun için kaslarınıza daha çok kan akışının sağlanması gerekir. Bu bilgi beyin ön bölgesinden hipotalamusa gelir. İç organların kan damarları daraltılır, bacak, kalça, bel gibi koşarken fazla enerjiye ihtiyaç hisseden bölgelerde damarlar gevşetilir. Böylelikle hipotalamus, yeni gelişen duruma göre vücudun dengeli çalışmasını sağlamış olur.&lt;br /&gt;Hipotalamusun kontrolü, beyin ön bölgesi ve talamus tarafından sağlanır. Kendisine gelen emirleri uygular. Emirler yanlış biçimde verildiğinde vücudun dengesi bozulacaktır. Bunun en belirgin örneği hipertansiyon-kan basıncı yüksekliğidir.&lt;br /&gt;İşte bu nedenlerden dolayı sinirlenince, üzülünce ya da aşırı yorgunlukta tansiyon değişiklikleri gözlenir. Eğer hipotalamusun aldığı emirler sürekli olarak yanlış ise o zaman sonuç hipertansiyon hastalığıdır.&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi hipertansiyon bir sonuçtur. Doğru çalışamayan beynin bir sonucu. Aynı sonuç hipertansiyon yerine kolesterol yüksekliği ya da şeker hastalığı olarak da gelişebilirdi. Burada önemli olan nokta, vücüdun dengeli çalışmasının bozulması sonucu hastalıkların geliştiği ve nedenin beyin duyarlılığı olduğudur.&lt;br /&gt;Sonuçta hangi hastalık olursa olsun, tedaviler mutlaka beyin duyarlılığını azaltıcı yönde olmalıdır. Aksi taktirde günümüz sağlık uygulamalarında olduğu gibi, sürekli sonucu tedavi etmeye çalışan ilaçlara mahkum olunur. Hipertansiyon, tansiyon düşürücü ilaçlarla tedavi edilemez. Sadece ötelenir, oyalanır.&lt;br /&gt;Beyin ön bölge duyarlılığına neden olan etkiler hipertansiyonun da esas nedenini oluşturur. Kişilik özellikleri beyin ön bölge çalışmasıyla ortaya çıkar. Örnegin; sinirli , aceleci, sabırsız insanların beyin ön bölgeleri duyarlıdır. Duyarlı olan beynin stres, üzüntü ve zorlu koşullarda duyarlılığı daha da artar. Hem duygu, düşünce ve hareketlerinin kontrolü hemde vücudun dengeli çalışması bozulur.&lt;br /&gt;Hipertansiyon tedavisi için batıda önemi her geçen gün artan adaptojen tedaviler ile nöroterapi yöntemi, beyin duyarlılığını düzeltmesi ve genel sağlığı koruyucu özellikleriyle öne çıkmaktadırlar.&lt;br /&gt;Dr Güçlü Ildız&lt;br /&gt;Nöroloji Uzmanı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1131842960591630400-6048064790343683009?l=beyindoktoru.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/feeds/6048064790343683009/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1131842960591630400&amp;postID=6048064790343683009' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/6048064790343683009'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/6048064790343683009'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/03/hipertansiyon.html' title='Hipertansiyon'/><author><name>Dr.Güçlü Ildız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01733662366142302788</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1131842960591630400.post-8516098785665736119</id><published>2008-03-14T13:46:00.001-07:00</published><updated>2008-03-14T13:46:32.945-07:00</updated><title type='text'>Tıbbi gerçekler ve sağlık hizmeti</title><content type='html'>Hastalık yoktur, hasta vardır.&lt;br /&gt;Tıp fakültesi 1. sınıf deontoloji dersi bu özdeyiş ile başlar.&lt;br /&gt;Her hastanın kendi başına, önyargılardan uzak, herhangi bir sınıflamaya tabi tutulmadan değerlendirilmesi gerektiği anlatılır. Ancak 3.sınıfta klinik bilimlere giriş ile birlikte hasta unutulur, hastalıklar ön plana çıkar. Bu durum ne yazık ki hekimin meslek hayatı boyunca devam eder. Çünkü okulda öyle görmüştür. Tüm branşlarda uluslararası tıp dernekleri sürekli hastalıkları sınıflandırır. Olmazsa olmaz kurallar koyar. Bu kriterlere uymayan hastalar bazen hastadan sayılmaz. Anlaşılamadık her hasta sinir hastası ya da psikolojik damgası yer. Nevrotik (sinirsel) ya da anksiyöz tabir edilen bu insanlar, "nasıl olsa tedavisi yok yazalım bir depresyon ilacı" denip gönderilir.&lt;br /&gt;Sonuç olarak halen hekimlerin hastalarını görürken yaptıkları en önemli hata, hastaları hastalık yönünden sınıflamak ve hastaları bir hastalığa uydurmak zorunda olduklarını düşünmeleridir.&lt;br /&gt;Vücut bir bütündür. Hastalık bu bütüne aittir. Her insanın hassas olduğu bir bölge vardır. Vücut bütünlüğü-dengesi bozulduğunda, yakınmalar hassas olan bölgeden başlar. Dolayısıyla midesi ağrıyan insanın asıl sorununu midesinde değil genelinde aramak gereklidir.&lt;br /&gt;Vücut çalışması beynin kontrolü altındadır. Yıllar boyunca bilinmeyen özelliklerinin çokluğu nedeniyle hastalıklar, beyin gözardı edilerek tedavi edilmeye çalışılmıştır. Bu nedenle tedaviler beyin özelliklerine göre değil sonuca göre şekillenmiştir. Örneğin; hipertansiyon hastalığının asıl nedeni, sinirsel ve hormonal yollarla vücudun çalışmasını düzenleyen hipotalamus adı verilen beyin bölgesinin anormal çalışmasıdır. Hipotalamus ise beynin diğer bölümlerinin etkisiyle çalışmasını düzenler. Beynin çalışma özellikleri kalıtım ve çevre faktörlerinin etkisiyle belirlenir. Beyin çalışması duyarlı olan bir insan, çevresel faktörlerin de etkisiyle hipertansiyon hastalığı geliştirebilir. Astım, diyabet, depresyon, panik atak, epilepsi, migren, kolesterol yüksekliği vb.. uzun süreli olan hemen tüm hastalıkların kaynağı beyindir.&lt;br /&gt;beynin temel görevi vücudun dengeli çalışmasını sağlamaktır (homestaz). Bu dengenin bozulması allostaz olarak adlandırılır. Allostaz, uzun süreli var olan tüm hastalıkların esas nedenidir. Hastalıklar, her insanın kendi genetik ve çevre faktörlerine bağlı olarak, allastaz etkisiyle ortaya çıkar. Tedavilerde amaç allostaz mekanizmasını geri döndürmek olmalıdır.&lt;br /&gt;Son yıllarda tıpta sağlanan gelişmeler allostaz tedavisinde aşamalar kaydetmiştir. Örneğin, QEEG (beyin haritalama) yöntemi ile allostaza neden olan beyin duyarlılıkları ya da beyin çalışma bozuklukları artık gösterilebiliyor. Nöroterapi yöntemi beyin duyarlılıklarını azaltarak vücut kontrolünün daha iyi yapılmasını amaçlıyor. Bu örneklerden biridir. Halen uygulanan tedavi yöntemlerine soğuk bakan kimi insanlar alternatif tıp yöntemlerine ilgi duyuyorlar. Tarih boyunca tıp dışında gelişen tüm yöntemlerin amacı beyne ulaşmak olmuştur. Meditasyonlar, yoga, reiki, biyoenerji, akupunktur... yöntemlerinde amaç beyin duyarlılığını azaltmak, beynin çalışmasını düzeltebilmektir. Tıp içinde, son yıllardaki gelişmeler ışığında ortaya çıkan en iyi yöntem nöroterapidir. İlaçsız bir tedavi yöntemi olan nöroterapi, dünya çapında nörolog, psikolog ve psikiyatristlerin giderek ilgi gösterdikleri bir yöntemdir. EEG biofeedback ya da neurofeedback diğer anılan adlarıdır. Tedavide amaç, QEEG ile saptanan anormal beyin çalışma özelliklerini beynin öğrenme gücüyle normale döndürmektir.&lt;br /&gt;Günümüzün büyük hatası, aklı gözardı ederek tedavi yapmaktır (MÖ400) SOKRATES&lt;br /&gt;Sağlık hizmetlerinde yapılan en büyük hata, doktorun hastayı bütün olarak değil, kalp, ciğer, kulak ya da mide olarak görmesinden kaynaklanır. Sağlık hizmetlerinin sorunu, hekimlik mesleğinin sanat değil iş olarak görmesidir. Hasta görüşmeleri tamamen sistematize edilmiş, bu hastalığa bu ilaç yazılır mantığı gelişmiş, doktorların hareket alanları kısıtlandırılmış, hizmet mekanik hale getirilmiştir.&lt;br /&gt;Tedavi yöntemi, hekimlik sanatının uygulanmasıyla ortaya çıkan doktor taktiriyle biçimlenir. Bugün hekimler, sosyal güvenlik kurumlarının karşılamadığı tedavi yöntemlerini ne yazık ki kullanamamaktadırlar. Çünkü insanlar, yanlış sağlık politikaları sonucu sağlık hizmetlerinden ücretsiz faydalanmaya alıştırılmışlar. Ancak alıştırıldıkları bu sistem onlara zarar getirmektedir. Hekimliğin temeli insanları bilinçlendirmekle başlar. Yani koruyucu sağlık hizmetleriyle. Temel hizmetleri ücretli, tedavi hizmetleri bedava verilmesi sonucu hasta sayısı artmakta, ülke olanakları boşa harcanmaktadır.&lt;br /&gt;Artık hastalar, ömür boyu ilaç kullanımına mahkum edilmemelidir. Hekimler hastalıkları belirti olarak kabul edip nedene yönelik tedaviler yapmalıdır. Tedaviler sonuca göre değil, vücut bütünlüğünü korumaya yönelik olmalıdır. Hastalıklar değil hastalar tedavi edilmelidir. Doktorlar reçetelerini ilaç tanıtım elemanlarının söylediklerine göre değil, kendi araştırmaları sonuçlarına göre yazmalıdır. Şu anda rutine binmiş olan tansiyon düşürücü, antibiyotik, kolesterol düşürücü ya da depresyon ilaçlarının gerçekten hastalara faydalı olup olmadığı konusunu sorgulamalıdır.&lt;br /&gt; Dr Güçlü Ildız&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1131842960591630400-8516098785665736119?l=beyindoktoru.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/feeds/8516098785665736119/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1131842960591630400&amp;postID=8516098785665736119' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/8516098785665736119'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/8516098785665736119'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/03/tbbi-gerekler-ve-salk-hizmeti.html' title='Tıbbi gerçekler ve sağlık hizmeti'/><author><name>Dr.Güçlü Ildız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01733662366142302788</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1131842960591630400.post-759517284185268070</id><published>2008-03-14T13:44:00.000-07:00</published><updated>2008-03-14T13:45:52.024-07:00</updated><title type='text'>Biz neden böyleyiz ? Nasıl adam oluruz? (Biz adam olmayız deyişine açıklamadır)</title><content type='html'>Avrupaya gittiğinizde tepkili, sabırsız bir toplum olduğumuzu anlayabilirsiniz. Bu yazının sonunda da neden kimi konularda başarısız bir ülke olduğumuzu anlayabiliriz belki.&lt;br /&gt;İnsan duygu, düşünce ve davranış çeşitliliğini belirleyen beyin ön bölgesidir. Dr Yankı Yazgan beynin CEO'su diyor. Bende beynin beyni demiştim bir yazımda.&lt;br /&gt;Herhangi bir işi başlayıp bitirebilmek için öncelikle dikkati vermek ve sürdürebilmek gerekli. Birde sabırlı olmak. Her iki özellik ilgiyle beslenir ve beyin ön bölgesinin temel görevlerinden biridir. Örnegin, okuyabilmek için gereklidirler. Beyin ön bölgesi duyarlı insanlar sabırsız ve dikkat eksikliği nedeniyle okumazlar. Bir diğer özellik sorumluluktur ki bu da beyin ön bölgesinin işidir. Banka ile yapılan kredi kartı sözleşmesini kim okudu acaba ? Hemen söyleyelim. Takıntılı olan insanlar. Beyin ön bölgesinin tam ortasında yer alan bir bölgenin aşırı çalışması sonucu dikkati dağıtmakta zorluk olur. Yani dikkat eksikliğinin tam tersi. Sonuç olarak beyni normal çalışan bir insan imza atmadan önce, sorumluluğu, gelecekle ilgili öngörüsü olduğu ve sabırla dikkatini verebileceği için o sözleşmeyi okur. Beyin ön bölge duyarlılığı dikkat eksikliği yönünde olanlar şöyle üstünkörü bakar ve geçerler. Takıntılı olanlar okur gibi görünür ama anlamsız bir sürü sorularla görevliyi canından bezdirir.&lt;br /&gt;Çocuğu yanında iken kaldırım kenarına uygunsuz bir biçimde park eden aracın sürücüsü, kendisini uyaran esnafa "işim 5 dakika hemen gelirim" der. 5 dakikalık işini yarım saatte hallederek aracın başına gelir ve aracı çekmekte olan görevlilerle tartışmaya girer. Buradan sonra yol ikiye ayrılır. 1.Tüm arsızlık özelliklerini başarılı biçimde sergileyerek çocuğuyla birlikte yoluna gider. 2.Aracı görevliler tarafından otoparka götürülür. Sonraki 3 saatini aracı tekrar alabilmek için harcar. Bu süreyi aşırı sinirli, tepkili, sabırsız tavırlarla geçirir. Cezayı ödemiş, oğlu ile birlikte tekrar yola koyulmuştur. Ama kaybettiği zaman, yaşadığı stres etkisiyle sinirli, sabırsız ve aşırı tepkili hali bir süre daha sürer. Yolda gereksiz korna çalar, küfreder, emniyet şeridini ihlal eder. Günü berbat olmuştur. İşlerinde yanlış kararlar verebilir. İş arkadaşlarıyla, patronuyla kavga edebilir. Akşam eve yorgun döner. Eşiyle de kavga ederek ile günün finalini yapar.&lt;br /&gt;İlla ki bu duruma gelmesi için aracının çekilmesi gibi bir mazeret gerekmiyor. Kıvılcımı başka bir olay da başlatabilir. Sabah uyandığında "yav kadın binlerce kez söyledik şunu söyle yapma diye" sözleri yeterlidir kıvılcım oluşturmak için. Zaten hazırlıklıdır çabuk sinirlenmeye.&lt;br /&gt;1. duruma geri dönelim. Aracını otoparka çekilmekten kurtardı. Arsızlık galip geldi. Demek ki böyle olunmalı. Altta kalmamalı. Eğer karşılık vermezsen, aracının çekilmesine müsade edersen bak neler oluyor. O halde bu bana ders olsun. Bundan sonra hep "hakkımı" sonuna kadar arayayım.&lt;br /&gt;Bir de 3. madde var. Aracın başına geldiğinde görevli yok ve aracı çekilmiyor. "Oh be, bu günde otopark mafyasına para kaptırmadım, demek ki kurallara uymayınca oluyor bu işler. Kurallar bozuk düzen üzerine kurulmuş zaten, neden o düzene pirim vereyim"&lt;br /&gt;Araç sahibi toplum kurallarına saygılı olsa tüm bu olasılıklar da olmayacaktı. Saygısız insanın beyin ön bölge duyarlılığı vardır. Hatırlayın bir kadın başbakanımızı. Kaldırıma park ettiği için ceza ödemişti. Hem de Newyork'ta. Adının önünde Prof.Dr ünvanı olan bir kişi. Topluma liderlik etmiş biri.&lt;br /&gt;Örneklerden de anlaşılacağı üzere, medeni-gelişmiş olmanın okul okumakla bir ilgisi yok. Medeni olmak için beynimize öğretim değil eğitim gerekir. Oysa bugün okullarda çocuklar öncelikle verilen bilgi yani öğretimdir. Nasıl saygılı, başarılı, iyi insan olmak gerektiğinden öte nasıl doktor, mühendis, kaymakam olunacağı öğretilir. İnsan sağlığına saygısı olmayan doktorlar, sorumsuz inşaat mühendisleri, insiyatifi olmayan kaymakamlar bu yüzden bizdedir.   &lt;br /&gt;Neden ?&lt;br /&gt;Beyin ön bölgenin çalışmasında duyarlılık olması.&lt;br /&gt;Neden beyin ön bölgesi duyarlı ?&lt;br /&gt;1. Kalıtım ya da tıbbi kader: Nasıl elimiz, kolumuz ana, baba, ataya benziyor ise beyin çalışma özellikleri de öyle. Olaya kişi değil de toplum olarak baktığımızda, geçmişin irdelenmesiye ilgili olarak Emre Kongar'a ihtiyaç olacaktır.&lt;br /&gt;2. Eğitim ve yetişme tarzı: Yukarıda örneklerden birini yaşayan çocuk babasından arsızlığı, sorumsuzluğu, bencilliği öğrenerek beynini o şekilde eğitecektir. Yaşayarak öğrenilen olay ve durumlar beyindeki hafıza merkezine kaydetmeyle, gerek olduğunda hatırlayıp duygu, düşünce ve davranışlarına yansıtma olayı, beynin ve insan hayatının temel özelliklerinden birini oluşturur. Daha bebek iken bellek dolmaya başlar. Beynin çalışma özellikleri açısından en son gelişmesini tamamlayan bölgesi, beyin ön bölgesidir. Bu durum 20'li yaşlara kadar sürer. Bu nedenle reşit olma yaşı 18'dir. (Bence en az 21 olmalı) 21 yaşından önce gençler "delikanlı"dır. Çünkü beyin ön bölge gelişmesi henüz tamamlanmadığından sabır, dikkat, gelecekle ilgili öngörüde bulunma, duyguları ifade etme ve anlama, sağduyu, empati, karar verme, ayrıntılı düşünme gibi özellikleri tam olarak gelişmemiştir. Bu nedenle kızlar reşit olmadan önce evlenemezler. Bunun aksine davranış olsa olsa beyin ön bölgesi duyarlılığı olan babaların işidir. Akraba evliliğinden sakat doğum oranının arttığını bilmesine rağmen buna karar veren bir beyin, hatalardan ders çıkartamadığı, gelecekle ilgili öngörüsünün olmadığı gerekçesiyle, duyarlıdır.&lt;br /&gt;"Konu-komşu, elalem neder ?" "Ben oğlunu-kızını bilmem ne yaptırıyor dedirtmem" Aman oğlum yüzümüzü kara çıkartma" Bunlarla büyüyen bir çocuk gelecekte de bu düşüncelerin esiri olacaktır.&lt;br /&gt;Düşünce jimnastiği ile örnekleri binlere ulaştırabiliriz. Sonuçta çocuklar ailenin ve toplumun aynasıdır. Beyin ön bölge gelişimi tamamlanmadığından dolayı çocuklardaki duygu, düşünce ve davranışların yaşına uygun olup olmadığı şeklinde değerlendirilir, yetişkinlerle kıyaslamaz. Babada yetişkin tipi dikkat eksikliği olan çocuk (araba örneğinde olduğu gibi) gördüğü kötü örnekle gelişmekte olan beyin özellikleri etkilenecek, beynini eğittiği bir kötü özellik, diğer özelliklerin de etkilenmesine yol açabilecektir. Çünkü milyarlarca beyin hücresi multi milyarlarca ağ ile birbirlerine bağlıdır ve sürekli ilişki halindedir. Yangın çıkan bir bölgenin etkisi komşulara da sıçrayabilir. Sonuç itibariyle görülen hasar derecesi farklı olabilir. Örneğin çok sabırlıdır ama dikkati azdır. Kolay kolay sinirlenmez ama sinirlenince de öfkesini kontrol edemez. Beyin ön bölgesinin duyarlılıklarını grinin tonlarına benzetebiliriz. Her bir özelliğin tonları farklı olacaktır. Ton farklılıkları sonucu insan kişiliği çeşitlik gösterir. Beyin yapısını göz önüne alırsak, yer yüzünde yaşayan ve ölen tüm beyinlerin tek olduğunu söyleyebiliriz. Aynı yumurta ikizlerinde bile benzerlikleri en çok %99 olabilir.&lt;br /&gt;Oysa fizyolojik çalışma özelliklerine bakıldığında hayvanlarla insan beyni aynı prensiple çalışır. Beynin tam ortasında yer alan talamus’a, vücuttan ve beynin diğer bölgelerinden gelen bilgiler, burada işlenerek beynin en üst bölümüne gönderilir. Beynin üst bölümünün görev dağılımları farklıdır. Bilgileri alan bölümler, kendi görevleri doğrultusunda alınan bilgileri uygularlar. Böylece vücudun dengeli ve eşgüdümlü çalışması sağlanır. Bir bölge yürümek için kol ve bacakları çalıştırırken diğer bir bölge aynı anda kalbin hızını bu tempoya göre ayarlar. Bu temel çalışma prensibi tüm canlılarda benzerlik gösterir.&lt;br /&gt;Her canlının diğerlerinden ayrılan üstün özellikleri, beynin o özellikle ilgili bölgelerinin farklı yapısından ve çalışmasından kaynaklanır. İnsanı üstün kılan, beyin ön bölge özelliklerinin daha farklı olmasıdır. Diğer canlılardaki gelişimi insanlar kadar olmadığından, aynı tür içinde olan hayvanlar da farklılıklar gözlenmez. Aynı tür içindeki inekleri birbirlerinden ayıramazsınız. Zebra, zürafa, balıklar da öyle. Kişilikleri farklı olan milyarlarca insanın sahip olduğu bu özellik, beyin ön bölge farklılığından kaynaklanır. Saydığımız ve sayacağımız etkenler, grinin tonlarında farklılıklar yaratır. Bu nedenle Almanlar, Türklerden farklıdır.&lt;br /&gt;Çocuklarda, dikkat eksikliği üzerine yapılan çalışmalarda Almanya da görülme oranı % 3,8, ABD'nde % 8, Birleşik Arap Emirliklerinde %14,9 bulunmuştur. Kozmopolit yapısıyla ABD'ni dünya ortalaması olarak alabiliriz. Bu değerler coğrafik farklılıklar sonucu kazanılan toplumsal özelliklerin yansıması olabileceği gibi diğer toplumsal dinamiklerin de önemli payı vardır. Almanlar çocuklarını disiplinli yetiştirirler. Kurallara bağlı olarak büyüyen çocukların beyin ön bölgelerinin daha sağlıklı olduğu değerlerden belli olmaktadır. Bu sonuçlarla zengin ya da fakir bir arap ülkesinin medeniyet yarışında Almanları geçmesini beklememek gerekir.&lt;br /&gt;3. Anne karnında gelişen sorunlar bebeğin beynini etkileyebilir.&lt;br /&gt;4. Doğum sorunları.&lt;br /&gt;5.Çocukluk dönemi ateşli hastalıkları ve diğer beyni etkileyen durumlar.&lt;br /&gt;6.Aşılar: Nadiren deli dana hastalığına yol açabilen aşıların beyni biraz da olsa etkileme riski yok mudur ?&lt;br /&gt;7. Kafa darbesi: 50 km sabit hızla giden aracın ön koltuğundan kemeri bağlı bir biçimde oturan kişi, aracın aniden durması ya da çarpıp durması sonucu bedeni duracak, kafası duracak ama beyni duramayıp kendi kafatası içine çarpacaktır. Dikkat edin, kafaya dışarıdan gelen bir darbe yok. Olay sonrası bir an şaşkınlık yaşanacak ve bir şey olmadığı sonucuna varılacak. Ya da hastaneye gidilip beyin tomografisi çekilecek ve kazanın ucuz atlatıldığı düşünülecek.&lt;br /&gt;Ani fren ya da çarpma sonucu beyin ön bölgesi ve ardından beyin arka bölgesi, ivmeli hareketler sonucu, aldığı hasar nedeniyle duyarlılık gelişmesine neden olacaktır. Duyarlılık beyin çalışmasıyla ilgilidir. Bu nedenle tomografi ya da MRI da görülmez. Duyarlı olan beyin yaşanan günlük streslerin etkisiyle duyarlılığı daha da artacaktır.&lt;br /&gt;3 ay içinde ya da daha sonraları başlayan isteksizlik, çabuk yorulma, iştah değişiklikleri, tembellik, dikkati verememe, baş dönmesi, baş ağrısı, bel, boyun, sırt ağrıları, aşırı sinirlilik-gerginlik hali belki de doktor doktor gezmeye, gereksiz tetkiklere neden olacak, strese stres katacaktır. Bu arada uygulanan gereksiz ilaç tedavileri, duyarlılığın daha da artmasına yol açabilecektir.&lt;br /&gt;Burada 2 önemli konu var.&lt;br /&gt;Kafa darbesi ya da diğer nedenlerden dolayı beyin duyarlı hale gelmiştir. Duyarlı çalışan beyin stresten daha kolay etkilenecektir. Stresin asıl etkisi duyarlı beyinler üzerinedir. Stres altında yakınma yaratmayan beyin iyi çalışan beyindir. Her strese giren insan da yakınma bu yüzden ortaya çıkmaz. Stresin etkisi hem stres şiddetine hem de beyin ön bölge duyarlılık derecesine göre değişir. Sinirsel ya da psikolojik olarak tabir edilen yakınmaların nedeni beyin duyarlılığıdır.&lt;br /&gt;Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalarda beyin ön bölgesinin diğer beyin bölgelerini yönettiği belirtilmiştir. Bu nedenle bu bölgenin duyarlı olması sonucu vücudun çalışmasını kontrol eden beyin merkezlerinin çalışması bozulacak, bir çok hastalığın gelişmesinde beyin ön bölge duyarlılığının önemli etkisi olacaktır.&lt;br /&gt;Hipotalamus, beyin ortasında yer alan, vücudun çalışmasını kontrol eden yapıdır. Verdiği emirler hormonal ve sinirsel yollar aracılığıyla tüm bedene ulaşır. Talamus aracılığıyla vücuttan ve beyin ön bölgesinden gelen bilgiler doğrultusunda çalışmasına yön verir. Kalbi yavaşlatır ya da hızlandırır. Damar içinde yer alan kasları kasarak ve gevşeterek tansiyonu ayarlar. Karaciğer çalışmasını düzenler. Kadınların regl olmasını sağlar. Mide asit salınımını, barsak hareketliliğini kontrol eder. Solunum yollarını kasar , gevşetir. Mesane çalışmasını düzenler. Tiroid bezini kontrol eder. Yağ, kemik ve kas dokularının çalışmasını düzenler.&lt;br /&gt;Hipotalamusun düzenli çalışmasıyla homestaz sağlanır. Çalışmasının bozulmasına allostaz denir. Hastalıkların temel nedeni ise allostatik yüklenmedir.&lt;br /&gt;Sonuç olarak beyin çalışması bozulan insanlar hasta olurlar. (kazalar, zehirlenmeler haricinde)&lt;br /&gt;Vücudun patronu beyindir. Beyin gözardı edilerek hastalıkların düzeltilmesini sağlamak be nedenle anlamsızdır. Günümüzde kullanılan ilaçlar ve diğer tedavi yöntemleri nedene değil sonuca yöneliktir. Tansiyon yüksekliğini, tansiyon düşürücü ilaçlarla tedavi edemezsiniz. Kolesterol yüksekliği, guatr, astım, mide ülseri, regl düzensizlikleri, epilepsy, migren, dikkat eksikliği, depresyon, panik atak vb.. hastalıkların gerçek tedavisi, beyin duyarlılıklarını düzeltmekle mümkün olacaktır.&lt;br /&gt;Beyinde yer alan duyarlılıkları az ya da çok düzeltebilen tüm yöntemler bu açıdan önemlidir. Ancak çok faydalı bir yöntem bile olsa, sektörel açıdan destek görmezse ve önünde bu yönteme engel büyük sektörler olursa, doktor ve hastalara ulaşımı engellenir.&lt;br /&gt;ABD’nde doğan ve son 30 yıldır yaygınlığı giderek artan nöroterapi yöntemiyle beyin duyarlılıkları önemli ölçüde tedavi edilebilmektedir. Nöroterapi aletiyle sağlanan tedavi, sermaye değil emek gerektirmesi nedeniyle gelişimi çok ağır bir biçimde gerçekleşmektedir. &lt;a href="http://www.noroterapi.com/"&gt;www.noroterapi.com&lt;/a&gt; adlı siteden konuyla ilgili ayrıntılı bilgi ve yazıyla ilgili kaynaklara ulaşabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr Güçlü Ildız&lt;br /&gt;Nöroloji Uzmanı&lt;br /&gt;www.beyindoktoru.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1131842960591630400-759517284185268070?l=beyindoktoru.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/feeds/759517284185268070/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1131842960591630400&amp;postID=759517284185268070' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/759517284185268070'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/759517284185268070'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/03/biz-neden-byleyiz-nasl-adam-oluruz-biz.html' title='Biz neden böyleyiz ? Nasıl adam oluruz? (Biz adam olmayız deyişine açıklamadır)'/><author><name>Dr.Güçlü Ildız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01733662366142302788</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1131842960591630400.post-6673762837282707519</id><published>2008-03-14T13:43:00.000-07:00</published><updated>2008-03-14T13:44:36.240-07:00</updated><title type='text'>Nöroterapi (Neurofeedback)</title><content type='html'>NÖROTERAPİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nöroterapi’de amaç, QEEG ölçümü ile saptanan beyin çalışma anormalliklerini düzeltmektir.&lt;br /&gt;QEEG’de amaç, bir bilgisayar programı aracılığıyla alınan ölçümleri (EEG çekim sonuçlarını) analiz etmektir. Analizin en önemli özelliği, çekimi yapılan kişinin verileriyle aynı yaşta olan normal kişilerin verilerinin karşılaştırılmasıdır. Sonuç olarak normalden ne kadar sapma olduğu anlaşılır.&lt;br /&gt;Nöroteapi seanslar halinde uygulanır. Her seans 30 dk.sürer. QEEG sonucuna göre, örneğin kafanın tepe noktasına seans uygulanacak diye düşünelim. Tam o noktaya yapıştırıcı bir madde sürülerek elektrot adı verilen küçük bir metal alıcı yerleştirilir. (cilde yapıştırılır) Bu elektrot sürekli olarak beynin o bölgesinin çalışma özelliklerini ölçer. Bu ölçümler, bir monitör aracılığıyla seans alan kişiye gösterilir.&lt;br /&gt;Beyin sürekli olarak aynı biçimde çalışmaz. Beynin ürettiği dalgalar azalıp artan özelliklere sahiptir. Bu azalma ve artma sırasında normale en yakın çalışma durumunda aletten bir ses çıkar. Bu ses beyni, doğru çalışma yöntemini gösterir biçimde telkin eder.&lt;br /&gt;Aynı bölgeye uygulanacak seans tekrarlarıyla beynin ilgili bölgesine doğru çalışma yöntemi öğretilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NEDEN NÖROTERAPİ ?&lt;br /&gt;Beyin çalışması; hücreler içinde elektriksel, hücreler arası kimyasal yollarla gerçekleşir. İlaçlar kimyasal yollara etkilidir. Nöroterapi ise beynin elektriksel çalışma yöntemi üzerinde etkilidir. Nöroterapi, beyin çalışma özelliklerine rehberlik ederek, beyine doğru çalışma yöntemini gösterir. Bu olay esnasında kontrol tamamen beyindedir. Oysa ilaç alımlarında beyin kontrolü yoktur. İlaçlar kan aracılığıyla beyine ulaşarak etkilerini doğrudan gösterir. İlaçların etki süreleri geçince tekrar başa dönülür. Oysa nöroterapi yönteminde beyin, her seansta yeni bir kazanım elde eder. Bu kazanımların birikimi sonucu, beyin normal çalışma yöntemine kavuşur. İlaçların bunu sağlaması olanaksızdır.&lt;br /&gt;İlaca bağlı tedavi yöntemleri, nedene değil sonuca yöneliktir. Örneğin şeker hastalığında kullanılan ilaçlar kan şekerini normal sınırlar içinde tutmaya çalışır. Şeker hastalığının nedenini ortadan kaldırmaz. Hipertansiyon, migren, depresyon, epilepsi gibi pek çok kronik hastalıkta durum aynıdır. Migren atağında ilaçlar baş ağrısını kesebilir ancak hastalığı ortadan kaldıramaz.&lt;br /&gt;Beyin, vücudu yönetir. Bu yönetimde ortaya çıkan bozukluklar, uzun süreli olan hastalıkların esas nedenidir. Neden ortadan kaldırılamadan hastalıklar düzeltilemez. Nöroterapi, doğrudan nedene yönelik bir tedavi yöntemi olması nedeniyle geleceğin tıbbi anlayışının öncüsü durumundadır.&lt;br /&gt;Güncel tedavilerin ilaçları ön plana alan anlayışı sonucu yeni gelişen yöntemlere uyum sağlamada zorluk yaşadığı gözlenmektedir. Bu nedenle, yurt dışında 40 yılı aşkın bir süredir uygulanan nöroterapi, ülkemizde halen yeterince yaygınlaşmamıştır. Hekimlerde önemli zihniyet değişikliğine yol açmasına neden olan bu yöntemin ülkemizde henüz tanınmaması hem hastalar hem de hekimler açısından bir kayıptır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEDAVİ ALANLARI&lt;br /&gt;Teorik olarak, beyin çalışma bozukluğu sonucu gelişen tüm hastalıklarda uygulanabileceği söylenebilir. Olayı beyin hastalıkları olarak değerlendirdiğimizde, yapılan çalışmalar sonucu; migren, depresyon, anksiyete, epilepsi, demans, kronik tinnitus (kulak çınlaması), kronik vertigo (baş dönmesi), dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, öğrenme güçlüğü, unutkanlık, zeka geriliği gibi hastalık ve yakınmalarda başarılı sonuçların alındığı görülmektedir. &lt;br /&gt;KİMLERE NÖROTERAPİ ÖNERİLİR?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süreli yakınmaları olan, ilaçlarla derdine çare bulamamış kişiler nöroterapiden fayda görürler. Kısa süreli ve geçici yakınmalar için nöroterapi önermek doğru olmayacaktır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1131842960591630400-6673762837282707519?l=beyindoktoru.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/feeds/6673762837282707519/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1131842960591630400&amp;postID=6673762837282707519' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/6673762837282707519'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/6673762837282707519'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/03/nroterapi-neurofeedback.html' title='Nöroterapi (Neurofeedback)'/><author><name>Dr.Güçlü Ildız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01733662366142302788</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1131842960591630400.post-6725008405366615640</id><published>2008-03-14T13:42:00.000-07:00</published><updated>2008-03-14T13:43:24.950-07:00</updated><title type='text'>Hatırlanması gereken bir sağlık sorunu “kafa darbeleri”</title><content type='html'>Sinirlenen kadın mutfağa koşuyor. Çekmeceden eline ilk gelen bıçağı alıp karnına saplıyor . sonra bir daha. Aşırı sinirin etkisiyle salgılanan hormonların uyuşturduğu beyni, karnından yükselen acıları hissettirmiyor.&lt;br /&gt;Gazetelerin 3.sayfalarında sıkça görmeye alıştığımız bu haber tarzındaki öyküleri ne yazık ki kanıksadık artık. Bizleri hayrete düşürmüyor. Ama neden kadın bu hale geldi ?&lt;br /&gt;10 yıl önce çabuk sinirlenme ve tahammülsüzlük başlamış. Sinirleniyor ama çabuk yatışıyormuş. Son 5 yıldır unutkanlık ve uykuya dalmada zorluk olmuş. Onu sinirlendiren kocasıymış. Çok kavga ediyorlarmış. Evliliğinin ilk yılları defalarca kocasından dayak yemiş. Hep kafasına vururmuş. Çocuklar büyüdükçe dövmemeye başlamış ama bu sefer kendisinde ortaya çıkan aşırı sinir nedeniyle hiç geçinemez olmuşlar. Son yıllarda kocasına saldırmak istemiş, gücü yetmeyince çocuklarını dövmeye başlamış. Evde duramaz olmuş. Sık sık nefesi daralıyor, terliyor, çarpıntı ve gögüs ağrıları oluyormuş. Birkaç kez doktora gitmişler. Verilen ilaçlar onu uyutmuş, düzenli kullanamamış.&lt;br /&gt;Son aylarda eşiyle tartıştıktan sonra eşyaları kırıp dökmeye başlamış. Son ay içinde de şiddeti kendine yöneltmiş. Birkaç kez balkondan atlamaya kalkmış. Son olaydan önceki tartışma ardından gene bıçakla bileklerini kesmeye çalışmış ama eşi engel olmuş.&lt;br /&gt;Anne, baba ve 5 kardeşinde benzeri bir olay hiç olmamış. Akrabalarda da öyle. O zaman genetik bir hadise olmadığı söylenebilir. Doğumunda sorun olmamış. Bebekliği ve çocukluğu da öyle. 18 yaşında evlenmiş. Şimdi 30 yaşında ve 3 çocuğu var. Beyin MR sonucu normal olarak rapor edilmiş. Kan tahlilleri ve çekilen EEG (beyin grafiği)’nde anormallik saptanmamış.&lt;br /&gt;Beyin çalışması ile ilgili sorunları gösteren QEEG (beyin haritalama) çekiminde, sol şakak (temporal) bölgesinde beyin çalışmasıyla ilgili hassasiyetler olduğu tespit edildi. Eşinden yediği darbeler ne yazık ki hep kafasının yan taraflarına gelmiştir. Özellikle sağ elle vurulduğunda hep sol şakak bölgesi bu darbelerden nasibini alır. Bu bölge beyinde tecrubenin ana merkezidir. Kişiliğin oluşması ve gelişiminde gerekli olan bilgileri depolar ve kullanır. Duygusal denge kişiliğin özelliğidir. Günlük yaşamın iniş ve çıkışları duygusal yapımızı etkiler. İyi işleyen Şakak (temporal) bölge duyguların dengeli olmasını sağlar. Bu bölge sorunlarında unutkanlık, öfke kontrol bozukluğu, sara (epilepsi) hastalığı, kulak çınlaması, işitileni anlamama, hışırtı gibi işitme sorunları, cisimlerin şeklillerini algılama bozukluğu ya da lekeli görme, buzlu cam ardından bakma gibi görme sorunları, okumayı öğrenme zorluğu, deri üzerinde böcek dolaşıyor hissi, sonradan gelişen okuma zorluğu, gereksiz kuşkulanma hali, saygısızlık ve değer vermeme, yazma ya da konuşurken uygun sözçük bulmada zorluk, duygusal dengesizlik, nedensiz baş ve mide ağrıları, dini düşüncelerde artış ve aşırı yazı yazma görülebilir.&lt;br /&gt;Ne acıdır ki kadının kafasına şiddet uygulayan beynin sahibi gene aynı dertden muzdariptir. Kendinden daha zayıf ve savunmasız eşine şiddet uygulayan kocanın frenlenemediği öfkesinin nedeni gene şakak (temporal) bölge hassasiyetleridir. Bu tesbit eşine bildirilmiş ve onun da yapılan beyin haritalama tetkikinde benzer hassasiyetlerin olduğu gözlenmiştir. Görüşmede ise çocukken bisikletten düştüğü ve başının yan tarafını taşa çarptığı anlaşılmıştır.&lt;br /&gt;Bu örnekler, kafa darbelerinin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Klinik uygulamalarda karşılaştığımız bir çarpıcı örnek, kafa darbeleri almak için temasın gerekli olmadığını açıkça ortaya koyuyor.&lt;br /&gt;Sabit hızla giden aracın ön koltuğunda oturan kişi, emniyet kemeri takılı halde iken ani fren yapması sonucu, başı önce öne sonra arkaya savruluyor. Bu esnada kısa süreli hafif sersemlik ve şaşkınlık geçiriyor. Araç kenara çekilip birkaç dakika olayın şokunun atlatılması ve bir şey olup olmadığının kontrolü yapılıyor. Herkesin iyi olduğunu söyleniyor ve yola devam ediliyor. 6 ay ya da 3 yıl aradan sonra ön koltukta oturan kişide başağrıları başlıyor. Beyin filmleri ve diğer tetkikler normal. Sonuç strese bağlanıyor ve ilgili ilaçlar veriliyor. Sürekli ilaç kullanımına bağlı diğer sıkıntılar ortaya çıkıyor.&lt;br /&gt;Bu kişinin beyin haritalama yöntemi incelendiğinde beynin ön ve arka bölgelerinde hassasiyetlerin olduğu gözleniyor. Çünki yıllar önce bir şey olmadı denilen ve önemsenmeyen o ani fren sonucu vucut duruyor, kafa duruyor ancak sıvı dolu kesenin içinde yer alan beyin duramıyor ve kendi kafatasının iç kısmına önce başın ön tarafı ardında da arka tarafı çarpıyor. Görüldüğü gibi dışarıdan hiçbir temas yok ama sonuçta kafa darbesine bağlı gelişen beyin çalışmasındaki hassasiyetler olduğu görülüyor.&lt;br /&gt;Beyinden kaynaklanan her türlü sorunda mutlaka hekim ve hastaların aklından çıkarmaması gereken nedenlerden bir kafa darbesidir. Milyarlarca hücre ve mutimilyarlarca hücre bağlantısıyla çalışan beyin, örneklerden de anlaşılacağı üzere, kafa darbesi ardından çalışmasının etkilenmesi için belli bir zaman geçmesi gerekiyor. Bu nedenle okulda koşarken kafa kafaya çarpışan çocuklar, spor karşılaşmaları, ev kazaları (dolaba çarpma, küvette düşme vb..) merdivenden düşme, kafanın ani hız değişimlerine maruz kalması her zaman hatırlanmalı ve önemsenmelidir.&lt;br /&gt;Dr Güçlü ILDIZ&lt;br /&gt;Nöroloji Uzmanı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1131842960591630400-6725008405366615640?l=beyindoktoru.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/feeds/6725008405366615640/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1131842960591630400&amp;postID=6725008405366615640' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/6725008405366615640'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/6725008405366615640'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/03/hatrlanmas-gereken-bir-salk-sorunu-kafa.html' title='Hatırlanması gereken bir sağlık sorunu “kafa darbeleri”'/><author><name>Dr.Güçlü Ildız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01733662366142302788</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1131842960591630400.post-8264229453659654803</id><published>2008-03-14T13:41:00.000-07:00</published><updated>2008-03-14T13:42:19.871-07:00</updated><title type='text'>Beynin dili ve Nöroterapi</title><content type='html'>Neden bazı insanlar hep sinirlidir? Bazılarımız laf bitmeden hemen yapıştırır cevabı. Kimimiz sabırsız yerinde durmaz. Bazıları dağınıktır hep kaybederler hatta eşyalarını sürekli. Kimileri suskun, kimileri çok konuşur. Dokunsanız ağlar birileri.&lt;br /&gt;Bu farklılıkları yaratan beynimizin çalışma özelliğidir. Doğuştan almışızdır bazılarını ana-babamızdan ya da sonradan oluşuvermiştir beynimizde birşeyler.&lt;br /&gt;Beynin ön tarafı, insanı hayvanlardan ayıran temel özellikleri yönetir. Dikkat, konsantrasyon, sabır, muhakeme etme, hatalardan ders çıkarma, analitik düşünce, gelecekle ilgili öngörüde bulunma, sağduyu, insanların duygularını anlama, hoşgörü, tolerans, düzenli olma, zamanı iyi kullanma, etkilere uygun tepkiler verme.&lt;br /&gt;Beynimizin ön tarafında oluşan farklılıklar, karekterimizi belirler. Aslında grinin tonlarıyız bizler. Gri tonu koyulaştıkça hastalıklar ortaya çıkıyor. Renkler normal tonlarda ise normal insanlar sayılıyoruz.&lt;br /&gt;Örnegin, dikkat eksikliği olan çocuklarımız; okulda başarılı olmakta ve derslerine çalışmakta zorlanıyorlar. Çünki dikkatlerini toplayıp ders dinleyemiyorlar. Dikkatlerini verdiklerinde beynin ön bölgesi çalışması bozuluyor, bunun sonucu olarak canları sıkılıyor, dersten kopuyorlar. Kimileri dalıyor, hayal kuruyor ya da derste arkadaşıyla konuşuyor. Sonuç: bu çocuk adam olmaz, yaramaz, tembel, özel derse ihtiyacı var, daha çok üstüne düşmeli vb..&lt;br /&gt;Amerika BD’nde yapılan bir araştırma, dikkat eksikliğinin her 8 çocuktan 3’ünde görüldüğünü saptamış. Ciddi bir rakam. Bu sonuca göre dikkat eksikliğinin önemli eğitim, öğretim ve sosyal bir sorun olduğu söylenebilir.&lt;br /&gt;Belkide daha ciddi bir sorunu bu çalışmayı takip eden diğer bir çalışma gösteriyor. Bu çocukların şikayetleri 18 yaşından sonra her 3 çocuktan 2’sinde kalıcı oluyor.. Kısaca yetişkin her 4 kişiden birinde dikkat eksikliği bozukluğu var.&lt;br /&gt;Yetişkin dikkat eksikliği bozukluğu olan insanları şikayetleri: tezcanlı, acelecidir. Aniden parlar, öfkelenir ama siniri çabuk geçer nadiren geçmeyebilir ve ciddi sorunlarla karşılaşılabilir. Sakinleştikten sonra yorgunluk ve pişmanlık yaşar. Biyolojik saatleri bozuktur bazılarının. Sabahları yataktan kalkmakta zorlanırlar. Yorgun kalkarlar. Bazen işlerine geç kalırlar. Etkilere uygun tepki vermede zorlanırlar. Kırıcı konuşur karşısındakilerin kalbini kırabilir, uygunsuz davranış gösterebilirler. Bu yüzden iş arkadaşları, patronları, öğretmenleriyle sorunları vardır. Aceleci olduklarından bazen doğru karar vermede zorlanırlar. Ketum olamazlar. Yanlış anlaşıldıkları hissine kapılırlar bazen.&lt;br /&gt;Okumayı sevmezler ya da uzun süre okuyamazlar. Uykuları gelir, esnerler.&lt;br /&gt;Günlük, rutin işler onlara göre değildir. Sıkılırlar. Onlara heyecan gerekir. Bayılırlar heyecana. Çünki beyinlerinin ön bölgesinde hassasiyet vardır. Grinin tonu koyulaşmıştır. Heyecan ile beyinde oluşan adrenalin hassas olan beyin bölgesini uyararak bu bölgenin daha iyi çalışmasını sağlar. Adrenalin bağımlısıdır dikkat eksikliği olanlar. Heyecan arayışları ve bulma yöntemleri kişiden kişiye değişir. Çapkın bir erkeğin heyecan arayışı malümunuzdur. Dikkat eksikliği olan çocukların heyecan kaynağı yaramazlık, anne, baba ve öğretmeni kızdırıp tepki almak ve bitip tükenmek bilmeyen bilgisayarda oyun istekleridir. Tepki alıp azar işiten çocukta da adrenalin salınımı artar. İşte bu nedenle çocuklar kızdırmaktan ve yasaklı davranışlardan hoşlanırlar. Tabiki bunu bilinçsizce yaparlar. Çünki kontrolleri beyinlerindedir. Çünki beyinlerinin adrenaline ihtiyacı vardır.&lt;br /&gt;Aynı olay yetişkinlerde de gözlenir. Çabuk sinirlenen, dertlenen, kendilerini acındıran insanların beyinleri de adrenalin salgılar. Çünki beyinlerinin adrenaline ihtiyacı vardır.&lt;br /&gt;Günlük yaşantımızda kullandığımız pek çok maddenin beyni uyarıcı ve hassas olan bölgeleri geçici süre düzeltici etkileri vardır. Çay (tein), kahve (kafein), kola (X maddesi), sigara (nikotin), alkol (etil alkol). Ayrıca sodalı içecekler, esrar, amfetamin, eroin.&lt;br /&gt;Neden bazı insanların çok çay ve kahve içtikleri daha iyi anlaşılıyor değil mi ? Birde yanında keyif sigarası. Her teneffüste kola ya da gazoz içen çocuklar.&lt;br /&gt;Sizi kızdıran çocuklarınıza, size dertlenen insanlara, her yemeğin yanında kola içmek isteyenlere, sinirlenip davranışlarını değiştiren insanlara ve sigara içinlere kesinlikle taviz vermeyiniz. Çünki bu insanlar beyinlerindeki hassasiyetleri geçici olarak düzeltebilmek adına bu yanlış davranış modelini öğrenmişler. Onların beyinleri doğru davranış modelini geliştirip kötü alışkanlık ve davranışlardan kurtulabilirler. Eğer bu insanlar sizin için önemli ise taviz vermeyiniz.&lt;br /&gt;Çocuğunuz sizi kızdıracak davranışları inadına yapıyorsa sakın kızmayın. Önce ilgisiz davranın. Onlara kızmayacağınızı, sizi kızdıramayacaklarını gösterin. Birkaç denemeden sonra hem siz kızmaktan kurtulacaksınız hem de onların beyinleri yanlış davranış modelini uygulamayı bırakacak. Daha sonra da kızmak yerine her zaman sakince ama ciddi bir biçimde doğrusunu anlatın.&lt;br /&gt;Beyinde neden duyarlılık gelişiyor ?&lt;br /&gt;Anne-babadan alınan genetik özellikler beyinlerimizdeki hassasiyet derecesini belirler. Doğum esnasında olan zorluklar, doğum sonrası uzamış sarılık, anne sütü almamak, beyni etkileyen çocukluk dönemi ateşli hastalıklar, kafa darbeleri, beyne kan akışını durduran hastalıklar ve büyük ameliyatlar beyin hassasiyetlerini ortaya çıkartır ya da artırırlar.&lt;br /&gt;Beyin duyarlılığının ne zararı var ?&lt;br /&gt;Adı üstünde aslında. Beyni normalden daha hassas hale getiriyor. En büyük duyarlılık  arttırıcı neden ise; stres ve üzüntüler.&lt;br /&gt;Başında sinirsel sözü olan tüm şikayetlerin nedeni beyin hassasiyetidir. Sinirsel tansiyon, sinirsel başağrısı, sinirsel mide ağrısı vb…&lt;br /&gt;Bir örnek: aynı yaş, kilo ve boyda 3 erkek. Her üçününde eşit özellikle beyin hassasiyeti var. Biri mutlu, diğeri normal, sonuncusu ise stresli. Her üçüde yerden ağır bir eşya kaldırıyor. Mutlu olanda bir sorun yok. Normal olanın hafifçe beli ağrıyor, bir süre sonra geçiyor. Stresli olanın beli ağrıyor ve tutuluyor. 5 gün istirahatle geçiyor. İşte stresin etkisi budur. Beyin hassasiyeti stresle artar. Vucuttaki tüm kasları beyin çalıştırır. Bel çevresindeki kaslar beyin hassasiyeti ve stres ile beyin tarafından iyi kontrolü bozulur. Bu nedenle ağır eşya kaldırırken bel kasları her zamanki gibi kasılır ama beyin kötü yönetim gösterdiğinden kasılma şiddeti artmış ve gevşeme sorunu olmuştur.&lt;br /&gt;İyi çalışan, hassasiyeti olmayan beyin stres altında şikayet çıkarmaz. Hassasiyeti olan beyin stres altında çalışması bozulur ve sonucunda vucudu, davranış ve düşünceleri iyi kontrol edemez. Migren ve diğer başağrıları, depresyon, kulak çınlaması, sinirlilik hali, takıntı hastalığı, kişilik bozuklukları, madde ve alkol bağımlılığı, ellerde titremeler, başdönmesi, boyun, sırt ve bel ağrıları, yaygın vucut ağrıları, uzun süreli kabızlık, mide ağrıları ve hazım sorunları, nedeni bulunamayan görme, işitme vb..ile ilgili şikayetler, sinirsel olarak nitelenen şikayetlerin nedeni beyinde yer alan hassasiyetlerdir.&lt;br /&gt;Beyin dilini iyi okumak hekimlerin görevidir. Hastalar öncelikle kişi olarak değerlendirilmeli, kol, bacak, kalp, mide olarak görülmemelidirler. Tıp fakültesi 1. sınıf deontoloji dersinin ilk konusu “hastalık yoktur, hasta vardır” sözü hekimler tarafından unutulmamalıdır. Her hastanın şikayeti kendine özgüdür ve sadece o hasta ile ilgilidir. Tıpta genelleme yapmak ve peşin hükümlü olmaktan kaçınılmalıdır. Beyin dilini okumadan, bedenimizin patronu beynin ne dediğini gözardı ederek doğrudan şikayet ile ilgilenmek herzaman doğru teşhis ve tedavi getirmeyecektir.&lt;br /&gt;Beyin duyarlılığı nasıl belirlenir ?&lt;br /&gt;Beyin duyarlılığı, beyin çalışma yöntemini gösteren tetkiklerle belirlenir.&lt;br /&gt;1.QEEG (beyin haritalama yöntemi): Doğrudan beyin çalışması hakkında bilgi verir. Klasik EEG kayıtlamasında olduğu gibi yapılan çekim, daha fazla beceri ve emek gerektirir. Düşük elektrik akımı ile oluşan beyin aktivitesi kaydedilerek bir bilgisayar programı ile analiz edilir. Sonuçlar, programın veribankasında yeralan normal kişilerin analizleriyle karşılaştırılır. Normalden ne kadar sapma olduğu, beynin hangi bölgelerinin çalışmasında hassasiyet gerçekleştiği saptanır. Ayrıca çocuklarda öğrenme zorluğu düzeyi, IQ (zeka testi) ve kafa travması hassasiyet düzeyi rapor edilir. Bulgular tedavi takibi açısından da önemlidir.&lt;br /&gt;2. SPECT, PET, fMRI: ABD’nde bir çok eyaletlere yayılan bir psikiyatri klinikler zincirinde SPECT görüntüleme yöntemi ve QEEG rutin hale gelmiştir. SPECT, PET ve fonksiyonel MRI ile bozuklular, beynin kanlanma özellikleri kullanılarak görüntülenir. Çekimden önce verilen kontrast madde beyinde hassas olan bölgelerde birikir. Adı geçen hastalıklarda artmış ya da azalmış beyin çalışma hassasiyetleri gözlenmekte ve tedavi etkinliği takibinde kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;Beyin duyarlılığı nasıl tedavi edilir ?&lt;br /&gt;Nöroterapi: 20 yıl kadar önce ABD’nde başlayan yöntem bugün özellikle batılı ülkelerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Yaşantımız boyunca elde edilen deneyimler beynin öğrenme gücü ile ilişkilidir. Bu güç beyinden kaynaklanan hastalıkları tedavi etmede kullanılabilir. İlaçların kimyasal olarak gösterdikleri etkiyi nöroterapi öğrenme yoluyla elde etmeye çalışır. Etkilerini ilaçlarda olduğu gibi hücre geçiş bölgelerine kimyasal olarak değil, direkt artan ya da azalan akım üzerine gösterir.&lt;br /&gt;Öncelikle beyin elektriksel aktivitesi ölçülerek hassasiyet olan bölgeler belirlenir. Bunun için QEEG ile beyin haritası çıkartılır. QEEG sonucu bize beynin hangi bölgelerinde nöroterapi uygulanacağını gösterir. Tesbit edilen bölgelere elektrot bağlanır. Diğer ucu nöroterapi aletine bağlıdır. Alet monitöründe seçilen bölgenin özellikleri kişiye gösterilir. Normalde olması gereken akım özelliği de gösterilir. Akım özellikleri normale yaklaştıkça çıkan ses beyne başarılı olduğu mesajı verir. Seanslarla belirlenen hedefe ulaşılmaya çalışılır. Bir bölge için 4-12 seans uygulanır. Her seans 30 dk. sürer. Bu süre sonunda beyin çalışma özellikleri istenen düzeye getirildiğinde ilgili bölgeye ait şikayetlerde düzelme olduğu görülür. Nöroterapide dışarıdan akım ya da uyaran verilmez.&lt;br /&gt;QEEG rehberliğinde uygulanan nöroterapinin hiçbir yan etkisi yoktur. QEEG olmadan doğrudan uygulanan nöroterapilerde hem başarı şansı azalır hemde yan etkiler görülebilir.&lt;br /&gt;Nöroterapinin etkili olduğu durumlar:&lt;br /&gt;Çocuklar için; dikkat eksikliği, öğrenme zorluğu, sınav stresi (anksiyete), okul başarısını arttırmak için, hafif zeka geriliği&lt;br /&gt;Yetişkinler için; aşırı sinirlilik hali (anksiyete), başağrısı, başdönmesi, unutkanlık, uzun süreli vucut ağrıları, psikiyatrik sorunlar (özellikle ilaç tedavisi ile geçmeyen ya da ilaç kullanmak istenmeyen durumlar için): depresyon, kişilik değişiklikleri, madde bağımlılığı, takıntı hastalığı (OKB), panik atak, fobi ve korkular.&lt;br /&gt;nörolojik sorunlar; migren, sara hastalığı (epilepsi), bunama (alzheimer) ve parkinson hastalığı erken dönemi, hafif felçler, tik bozuklukları, kulak çınlaması, huzursuz bacak sendromu, kronik yorgunluk sendromu.&lt;br /&gt;Sporcular ve sanatçılar için; performans arttırma.&lt;br /&gt;Herhangi bir yakınması olmayan ancak işinde daha iyi performans isteyenler için nöroterapi performans arttırmada kullanılır. Yurt dışında özellikle sporcu ve creative sanatçılar ilgi göstermektedir. Japon işadamları, 2006 dünya şampiyonası öncesi İtalya milli futbol takımı, Amerika BD’nde basketbol oyuncuları ve ingiliz klasik müzik sanatçıları örnek verilebilir.&lt;br /&gt;Nöroterapinin ilaç tedavisinden üstün tarafı, yan etkisinin olmaması, bozuklukları lokal olarak düzeltebilmesi ve ilaç tedavisinden çok daha fazla kalıcı etki yaratmasıdır. Ayrıca ilaçların tedavi edemediği durumlarda da etkili olması nöroterapinin önemli bir üstünlüğüdür. İlaç tedavisinin yeterli olmadığı bazı durumlarda da nöroterapi destek tedavisi olarak uygulanabilir.&lt;br /&gt;Sonuçta tedavi yöntemi ne olursa olsun amaç en iyi şifa düzeyine ulaşmak olmalıdır.&lt;br /&gt;Uluslararası noroterapi derneğinin internet site adresi &lt;a href="http://www.isnr.org/"&gt;www.isnr.org&lt;/a&gt; Türkçe nöroterapi sitesi &lt;a href="http://www.noroterapi.com/"&gt;www.noroterapi.com&lt;/a&gt; adreslerinden ayrıntılı bilgi ve referanslara ulaşılabilir.&lt;br /&gt;Dr Güçlü ILDIZ&lt;br /&gt;Nöroloji Uzmanı&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:dr@noroterapi.com"&gt;dr@noroterapi.com&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1131842960591630400-8264229453659654803?l=beyindoktoru.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/feeds/8264229453659654803/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1131842960591630400&amp;postID=8264229453659654803' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/8264229453659654803'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/8264229453659654803'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/03/beynin-dili-ve-nroterapi.html' title='Beynin dili ve Nöroterapi'/><author><name>Dr.Güçlü Ildız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01733662366142302788</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1131842960591630400.post-4670526644192433378</id><published>2008-03-14T13:40:00.000-07:00</published><updated>2008-03-14T13:41:30.512-07:00</updated><title type='text'>Modern sağlık sorunlarından biri “Dikkat eksikliği” ve beyin duyarlılığı</title><content type='html'>“Yaramaz” “Bu çocuk adam olmaz” “Afacan” “Aslında çok zeki , ah bi de ders çalışsa” “Bu çocuğun zeka kapasitesi yaşıtlarının altında, özel eğitim alması gerekir”&lt;br /&gt;Bu cümleler bir zamanlar size, yakınlarınıza ya da bu günlerde çocuklarınıza söylenmiş olabilir. Öğretmenleri veli toplantılarında şikayet eder. Dersi dinlemiyor, vucudu sınıfta ama aklı kimbilir nerelerde, sorumluluğu yok, dağınık, derste arkadaşlarını rahatsız ediyor, derste esniyor-uyukluyor, gözleri yaşarıyor, kıpır kıpır, yerinde duramıyor gibi..&lt;br /&gt;Son yıllarda beyin alanında yapılan teknolojik buluşlar, bu çocukların beyinlerinin ön bölgelerinin çalışmasında hassasiyet olduğunu göstermiştir. Teşhis ise dikkat eksikliği bozukluğu ve dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğu.&lt;br /&gt;Bu çocukların beyinlerinin ön bölümleri (frontal) normal çocuklara göre çalışması daha hassastır. Bu bölge beyinde dikkat merkezidir. Çocuk dikkat etmesi gerektiği durumlarda normalde bu bölgenin aktivitesinin artması beklenir ancak dikkat eksikliği olan çocuklarda bu bölgenin aktivitesi azalır. Azalan aktiviteyle çocuk sıkılır, uykusu gelir, esner. Sıkılganlıktan kurtulmak için dikkatini başka yönlere kaydırır. Dikkati sürdürmede önemli bir özellik ise dikkat verilen konu dışında dışarıdan gelen uyarılara beynin kendini kapatmasıdır. Dikkat eksikliği olanlarda diğer uyarılara beyin kendini kapatamaz. O yüzden sesler onlar için rahatsız edici gürültü olur. Bu da dikkatini vermesi gereken faaliyetlerde başarısız olmasına neden olur.&lt;br /&gt;Amerika BD’nde yapılan araştırmalarda dikkat eksikliği görülme oranı 3/8 olarak bulunmuştur. Bu çok ciddi bir rakamdır. Her 8 çocuktan 3’ünde görülmesi önemli eğitim, öğretim ve sosyal sorunun olduğunu göstermektedir. Araştırmaların bir diğer önemli sonucu bu çocukların geleceği ile ilgilidir. Çünki dikkat eksikliği olan her 3 çocuktan 2’sinin erişkin hayatta da bu şikayetlerinin kalıcı olacağı bildirilmektedir. Hatta diğer nörolojik ve psikiyatrik hastalıklara dönüşme olasılığı bulunmaktadır. Sonuç olarak toplumda her 4 kişiden birinde erişkin tip dikkat eksikliği olduğu ortaya çıkmaktadır.&lt;br /&gt;Dikkat eksikliği beyin ön bölgesi duyarlılığının bir özelliğidir. Bu bölge ile ilgili diğer özelliklerin etkilenmesi de dikkat eksikliğine eşlik eder.&lt;br /&gt;Sabır bu bölgenin özelliğidir. Dikkat eksikliği olanlar sabırsız olabilirler. İsteklerinin hemen olmasını isterler. Olmazsa hayal kırıklığına uğrarlar. Tez canlıdırlar. Telaşlıdırlar. Soruna acele çözüm bulup hemen uygulamaya giderler. İyi düşünmeden karar verirler. Acele verilen kararlardan dolayı başarısızlığa uğrarlar. Sabırsız ve tez canlı olmaları nedeniyle kurallara uymayabilirler. Sıra beklemek onlar için çok zordur. Sırada iken itiraz eder, sinirlenirler. Trafik kurallarına uymayabilirler.&lt;br /&gt;Olaylara karşı uygun tepki vermekte zorlanırlar. Aile bireylerine, öğretmene, iş arkadaşlarına ve diğer insanlara uygunsuz sözler söyleyebilirler. İşlerinde mutsuzluk yaşarlar. Bu yüzden sürekli iş değiştirebilirler. Düşünmeden konuştukları için tepkileri şiddetli olabilir.&lt;br /&gt;Birden öfkelenir genellikle çabuk sakinleşirler. Bazen karşı tarafı rencide edici çıkışlarının hep arkasında inatla dururlar. Bu yüzden tartışmalar uzar. Güzel bir akşam yemeği, hafta sonu pikniği ya da bir evlilik bu nedenle son bulabilir. Sonradan suçluluk duyarlar. Zaman zaman bu suçluluk duygusu onlarda akıllarından çıkmayan düşüncelere neden olabilir.&lt;br /&gt;Abartılı konuşabilir, yalan söyleyebilir, çalabilir, gereksiz ve aşırı para harcayabilirler.&lt;br /&gt;Düzensizlik diğer önemli özellikleridir. Odaları, masaları, çantaları, arabaları, tuvalet temizlikleri bu nedenden dolayı nasibini alır. Gecikme diğer özellikleridir. Çünkü uyanma sorunları vardır. Biyolojik saatleri bozuktur. Anneleri ya da eşleri tarafından uyandırılırlar. Sabahları sıklıkla yorgun, bitkin kalkarlar.&lt;br /&gt;Okumayı sevmezler. Çünki okuyabilmek için dikkatli ve sabırlı olmak gerekir. Bu özellik nedeniyle toplum olarak neden az okuduğumuzun cevabı; dikkat eksikliği olabilir.&lt;br /&gt;Dikkat eksikliği olan çocukların anneleri bu konu nedeniyle sıkıntıdadır. “Çocuğum nasıl olurda sorun çıkartırım düşüncesiyle hareket ediyor” diye şikayet ederler. Bu çocuklar uygunsuz hareketlerinden dolayı ‘okulun maskarası’ konumuna gelebilirler. Toplu yapılan faaliyetin bozguncuları olabilirler. ‘eşek şakası’ bu çocuklara göredir.&lt;br /&gt;Zamanı iyi kullanmada sorunları vardır. Başladıkları işi bitirmede gecikirler. Planlı, programlı çalışmada zorlanırlar.&lt;br /&gt;Günlük, sıradan işler onlara göre değildir. Rutini sevmeyip yenilik peşinde olduklarından yeni projeler üretmeye bayılırlar ama o projelerin sonu hiç gelmez ya da yüzlercesinden sadece bir kaçı zorlukla bitebilir. Sıradan uğraşlar yerine heyecan verici olaylar tam onlara göredir. Çünki heyecan ile beyindeki hassasiyet uyarılır ve sıkıntılarından bir süreliğine kurtulmuş olurlar. Uyarılma nedeni vucudun doğal salgısı olan adrenalindir. Örneğin dikkat eksikliği olan çocuklar bilgisayar oyunlarına meraklıdır. Çünki oyun esnasında duydukları heyecan ile salgılanan adrenalin dikkatlerini toplamada yardımcı olur ve dolayısıyla kendilerini iyi hissederler.&lt;br /&gt;Bazen aşırı saldırgan olabilen bu kişiler şiddet yaratarak beyin ön bölgelerini uyarırlar. Bunu istemeden, plansız, düşünmeden yaparlar. Beyin bu şekilde uyarılırken hiperaktivite körüklenir. Bu yüzden birçoklarının şiddete yatkınlıkları vardır. Örnegin çocuklar hayvanlara eziyet etmekten hoşlanabilir.&lt;br /&gt;Diğer bir beyin uyarma yöntemi dert etme, olumsuzluk duygularıdır. Duygusal şiddetin sürekli dertlenip söylenilmesiyle bazı kimyasalların beyinde salınıp uyarması amaçlanır. Örnegin bir ev hanımı; “bıktım sizlerden, canıma tak etti artık, bir gün eve geldiğinizde beni tavanda sallanır görürseniz şaşırmayın, ölümüm sizin yüzünüzden olacak”&lt;br /&gt;Bu tarz olumsuz düşünceler, kızgınlık ve duygusal şiddet sonucu ortaya çıkan adrenalin beyni uyarır ancak immün sistemide baskılar ve vücudun direncini azaltır. Azalan direnç nedeniyle vucut enfeksiyona yatkın hale gelir ve sık hasta olma durumu ortaya çıkabilir. Artan adrenalinin bir süre sonra azalmasıyla yorgunluk hali de gelişir.&lt;br /&gt;Birçoklarının alıngan, karamsar, sinirli ve olumsuz görüşlere yatkınlığı vardır. Yarattıkları şiddete muhattap bulamadıkları zaman bu şiddeti kendilerine çevirirler. Bu nedenle bazen çevreden uzaklaşabilirler.&lt;br /&gt;Bu konu ile ilgili Tek teker Arif olarak tanınan motosiklet cambazı, kendi internet sitesinde bir gazetecinin kendisi hakkındaki sözlerine yerveriyor: Motosiklet benim için sonsuz adrenalin ve rüzgarla çarpışmaktır!" Bu adrenalin zamanla onda vazgeçilmez bir tutkuya dönüşmüştür. Çoğu zamanda sevgiliye tercih edilen asi bir ruh taşımaktadır. Bunun ne demek olduğunu, belleğini sürüşün tahakkümüne ve ipoteğine teslim edenler çok iyi bilir. "Saldırgan Enerji" diyor Arif sürmek eylemine, "Fiziki hastalıklarımın da tedavi merkezi" diye motosikleti adres gösteriyor.&lt;br /&gt;Burada bahsedilen “fiziksel hastalıklarımın da tedavi merkezi sözü” ve bunun adrenalinle ilişkilendirilmesi çok doğru bir tespittir.&lt;br /&gt;Beyin hassasiyetlerini uyaran ve geçici olarak fayda sağlayan, günlük hayatta sıkça kullandığımız maddeler vardır. Çayda bulunan tein maddesi, kahvede kafein, kolada x maddesi, alkolde bulunan etil alkol. Ayrıca esrar, amfetamin vb.. uyuşturucu maddeler beyin hassasiyetini uyarırlar. Bu maddelerin kullanımında verdiği rahatlık hissi, beyin hassasiyeti olan insanları bilmeden bağımlı hale getirebilir. Gerçektende bazı insanları çay, kahve gibi içeceklere aşırı düşkünlüğü vardır. Ayrıca sigara kullanımı beyin hassasiyeti olanlarda çok daha sıklıkla kullanıldığı düşünülebilir. Çünki sigara, içimi sırasında dikkati çok daha iyi topladığı bilinmektedir. Ancak sigara içilmesinden bir süre sonra nikotinin uyarıcı etkisi bitince dikkat çok daha fazla dağılmaktadır. Sigara içenlerde, dikkatin sürekli sağlanması gereken durumlarda sigara içme sürelerinin arttığı bilinmektedir. Ayrıca stresli durumlarda şiddetlenen beyin hassasiyeti nedeniyle gene içme sayı ve süresi artar. Uyarıcı bir madde olan amfetamin, dikkat eksikliği olan çocuklarda ilaç olarak kullanılmaktadır (ritalin, concerta).&lt;br /&gt;Beyin ön bölgesi beynin diğer bölümleriyle ilişki halindedir. Bu bölgede olan hassasiyet beynin diğer bölgelerine de yansıyarak, o bölgelerin çalışmasında anormalliklere yol açacaktır. Sonuçta vucudumuzun kontrol merkezi olan beyin genel olarak etki altında kalacak ve vucudun çalışmasıyla ilgili şikayetlerin oluşmasına zemin hazırlayacaktır. Beyindeki hassasiyetleri artıran durumlar bedenimizle ilgili yakınmaların ortaya çıkmasına bu nedenle yolaçabilirler. Buna ilk örnek dikkat eksikliği olan çocuğun derste dikkatini vermek istediğinde gözlerinin sulanması ve başının ağrımasıdır. Başağrısı nedeniyle ailesi tarafından doktora götürülen çocuk ayrıntılı incelendiğinde altta yatan nedenin dikkat eksikliği olduğu farkedilecektir. Diğer bir örnek strestir. Çünki stres altında kalan kişinin beyninde var olan hassasiyet belirgin ölçüde artmaktadır. Artan hassasiyet beynin bağlantıları dolayısıyla diğer sistemleri etkilemektedir. Bu nedenle 30 yaşında genç kadın stres ile birden regl dönemi sorunları yaşayabilir. Çünki artan hassasiyet regl görmesini sağlayan ve beyinde yer alan kadınlık hormonları salgılayan bezin (hipofiz) çalışmasını bozmaktadır. Buradan düzensiz salınan hormonlar (FSH ve LH) kadında regl bozukluklarına yolaçmaktadır. Kadın hastalıkları uzmanları bu durumda ilgili hormonların kan tahlilini yaptırarak olayın FSH ve LH hormon düzeyinde azalma olduğunu bulabilmektedirler.&lt;br /&gt;Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Stres nedeniyle her kadında regl düzensizliği gelişmez. Bunun olabilmesi için önceden beyinde hassasiyetin olması ve bu hassasiyetin stres ile artmış olması gerektiğidir. Üzüntü, sıkıntı, stresin şikayetlere yol açmasının esas nedeni budur. Sağlıklı çalışan, hassasiyeti olmayan beyin, stres ve üzüntü ile bozulmaz.&lt;br /&gt;Bir başka örnek vucut ağrılarıdır. Başağrısı, boyun ağrısı, belağrısı, kol ve bacak ağrıları, gögüs ağrısı. Tüm bu ağrıların ortak noktası kaslardır. Kasları çalıştıran ise beyinden vucuda dağılan sinir sistemidir. Hassasiyeti olan beyin bu kasları dengeli bir biçimde çalıştıramayacağından kaslar kasılı halde kalacak ve sonuçta ağrı ortaya çıkacaktır.&lt;br /&gt;Sinirsel tansiyon diye tabir edilen tansiyon artışlarının nedeni gene beyin hassasiyetleridir. Kan damarları etrafı kaslarla çevrilidir. Vucudun kendiliginden çalışmasını sağlayan sinir sisteminin (otonomik) hassas olan beyin tarafından iyi kontrol edilememesi sonucu damar kaslarında kasılmalar oluşur ve sonucunda tansiyon yükselir.&lt;br /&gt;Beyin hassasiyetiyle birleşen stresin neden olduğu diğer şikayetler mide ağrıları ve hazım şikayetleri, uzun süreli kabızlık (barsak tembelliği) ve nedeni bulunamayan ya da sinirsel olarak tabir edilen diğer şikayetlerdir.&lt;br /&gt;Beyin hassasiyetinin artması ile ortaya çıkan diğer sorunlar: Uzun süreli kulak çınlaması, baş dönmesi, unutkanlık, bayılmalar, sinirlilik ve gerginlik hali, takıntılar, şüphecilik, aşırı duygusallık, sıcak basmaları, el ve ayaklarda yanmalar, uyuşmalar sayılabilir.&lt;br /&gt;Beyin hassasiyeti nedenleri&lt;br /&gt;Özellikle dikkat eksikliği için en önemli nedenin genetik olduğu düşünülmektedir. Bazı kimyasal maddelerin beyinde anormal oranlarda bulunduğu bildirilmiştir.&lt;br /&gt;Doğum zorluğu beyin hassasiyeti gelişimine etkisi olan diğer nedendir. Boyna kordon dolanması, bir alet yardımı ile doğumun gerçekleşmesi, doğumda morarmanın olması, dogum sonu görülen uzamış sarılık durumlarında beyin çalışma özelliği beynin bazı bölgelerinde bozulabilmektedir.&lt;br /&gt;Anne sütü almamak: Anne sütünde yeralan bazı proteinler diğer sütlerde bulunmaz ve beyin gelişimi için gereklidir.&lt;br /&gt;Çocukluk döneminde geçirilen bazı hastalıklar beyin çalışmasını etkileyerek hassasiyet oluşumuna neden olabilirler.&lt;br /&gt;Kafa darbesi: örnegin saatte 50 km hızla giden bir arabanın içinde emniyet kemeri bağlı iken arabanın aniden durması ile vucudumuzda duracaktır. Ancak kafatası içinde etrafında su dolu olan bir kesede yeralan beyin bu ani durmaya hemen tepki veremez ve kendi kafatası içine çarpar. Bu olayın etkisi o an şikayet olarak ortaya çıkmayacak ancak yıllar içinde gelişen hassasiyetin kıvılcımı bu olay ile başlayacaktır. Önemli olsun ya da olmasın alınan her kafa darbesi yıllar sonra bize beyin hassasiyeti olarak geri dönebilir.&lt;br /&gt;Beyni etkileyen ve dışarıdan alınan maddeler: örnegin tüp gazı zehirlenmesi, karbon monoksit zehirlenmeleri vb..&lt;br /&gt;Beyin kan akımının geçici olarak durmasına neden olan durumlar.&lt;br /&gt;Ameliyatlarda alınan narkoz ve kalp ameliyatları sırasında beyin kanlanmasının geçici olarak durdurulması diğer bir neden olabilir.&lt;br /&gt;Tanı ve inceleme yöntemleri&lt;br /&gt;Beyin hassasiyetini gösteren yöntemler teşhis amaçlı kullanılabilirler.&lt;br /&gt;1.İlk ve vazgeçilmez tanı yöntemi muayenedir. Muayenede özellikle beynin çalışma özellikleri ve bunların bozulduğunda ortaya çıkan şikayetlerin saptanması gerekir. Dikkat eksikliği olan kişilerde özellikle beyin ön bölgesi etkilenmiştir. Bu kişilerde dikkat eksikliği, işleri zamanında bitirememe, planlı programlı çalışamama, duygularını ifade etmede zorluk, hayalci olma, sıkılma, motivasyon eksikliği, az ya da fazla konuşma, başkalarının sözünü kesme, acelecilik, hataları tekrar etme, suçluluk duygusu, sınav stresi, doğru karar vermede zorluk, okuma güçlüğü. Bu şikayetler sorulduktan sonra beynin diğer bölümlerinin özellikleride sorgulanmalıdır. Çünki, dikkat eksikliğinde beyin ön bölgesiyle birlikte diğer beyin bölgelerinin hassasiyetleri göz önüne alındığında, 6 farklı dikkat eksikliği grubu olduğu belirtilmiştir.&lt;br /&gt;Beynin diğer bölgeleri etkilendiğinde ortaya çıkan şikayetler: uyku bozuklukları, iştah bozuklukları, vucut enerjisinde azalma, depresyon, cinsel istekte azalma, kokulardan rahatsız olma, hayata olumsuz bakma, panik atak, ağrılar, titremeler, takıntılar, alkol, ilaç vb.. madde kullanımı, bayılmalar, konuşma zorluğu, okuma zorluğu, işitileni anlama zorluğu.&lt;br /&gt;Beyin duyarlılığı ile ilgili incelemelerde normal röntgen, beyin tomografisi ve MR tetkiklerinin bulguları normaldir. Çünki bu tetkikler görülebilen yapısal bozuklukları gösterir. Beyin hassasiyetinde sorun yapısal değil işlevsel yani beyin çalışmasıyla ilgilidir.&lt;br /&gt;2.Beyin haritalama yöntemi (QEEG) Doğrudan beyin çalışması hakkında bilgi verir. Klasik EEG kayıtlamasında olduğu gibi yapılan çekim, daha fazla beceri ve emek gerektirir. Düşük elektrik akımı ile oluşan beyin aktivitesi kaydedilerek bir bilgisayar programı ile analiz edilir. Sonuçlar, programın veribankasında yeralan normal kişilerin analizleriyle karşılaştırılır. Normalden ne kadar sapma olduğu, beynin hangi bölgelerinin çalışmasında hassasiyet gerçekleştiği saptanır. Ayrıca çocuklarda öğrenme zorluğu düzeyi, IQ (zeka testi) ve kafa travması hassasiyet düzeyi rapor edilir. Bulgular tedavi takibi açısından da önemlidir.&lt;br /&gt;3.ABD’nde bir çok eyaletlere yayılan bir psikiyatri klinikler zincirinde SPECT görüntüleme yöntemi ve QEEG rutin hale gelmiştir. SPECT, PET ve fonksiyonel MRI ile bozuklular, beynin kanlanma özellikleri kullanılarak görüntülenir. Çekimden önce verilen kontrast madde beyinde hassas olan bölgelerde birikir. Adı geçen hastalıklarda artmış ya da azalmış beyin çalışma hassasiyetleri gözlenmekte ve tedavi etkinliği takibinde kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;Tedavi yöntemleri&lt;br /&gt;1.İlaç tedavisi: Beynin çalışmasına etki eden ilaçlar beyin elektrik akımının artması ya da azalması ile ortaya çıkan beyin hassasiyetlerini düzeltmek için kullanılırlar. İlaçlar, beyin hücrelerinin birbirleri arasında ilişkiyi sağlayan geçiş bölgesinde (sinaps) yer alan kimyasal maddelerin etkilerini değiştirirler. Bu amaçla amfetamin (ritalin, concerta) antidepresan (laroxyl, anafranil, lustral, paxil, cipram, cipralex, faverin, aurorix, efexor, remeron, stablon, tolvon…), antipsikotik (nörodol, risperdal, zyprexa…) anksiyolitik (xanax, ativan, ataraks, dideral…) antimigranöz (relpax, zomig, avamigran…) ilaç grupları kullanılır. İlaçlar doktorun tercihine göre verilir.&lt;br /&gt;2.Nöroterapi: 20 yıl kadar önce ABD’nde başlayan yöntem bugün özellikle batılı ülkelerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Yaşantımız boyunca elde edilen deneyimler beynin öğrenme gücü ile ilişkilidir. Bu güç beyinden kaynaklanan hastalıkları tedavi etmede kullanılabilir. İlaçların kimyasal olarak gösterdikleri etkiyi nöroterapi öğrenme yoluyla elde etmeye çalışır. Etkilerini ilaçlarda olduğu gibi hücre geçiş bölgelerine değil, direkt artan ya da azalan akım üzerine gösterir.&lt;br /&gt;Öncelikle beyin elektriksel aktivitesi ölçülerek hassasiyet olan bölgeler belirlenir. Bunun için QEEG ile beyin haritası çıkartılır. QEEG sonucu bize beynin hangi bölgelerinde nöroterapi uygulanacağını gösterir. Tesbit edilen bölgelere elektrot bağlanır. Diğer ucu nöroterapi aletine bağlıdır. Alet monitöründe seçilen bölgenin özellikleri kişiye gösterilir. Normalde olması gereken akım özelliği de gösterilir. Akım özellikleri normale yaklaştıkca çıkan ses beyne başarılı olduğu mesajı verir. Seanslarla belirlenen hedefe ulaşılmaya çalışılır. Bir bölge için 4-12 seans uygulanır. Her seans 30 dk. sürer. Bu süre sonunda beyin çalışma özellikleri istenen düzeye getirildiğinde ilgili bölgeye ait şikayetlerde düzelme olduğu görülür. Nöroterapide dışarıdan akım ya da uyaran verilmez.&lt;br /&gt;QEEG rehberliğinde uygulanan nöroterapinin hiçbir yan etkisi yoktur. QEEG olmadan doğrudan uygulanan nöroterapilerde hem başarı şansı azalır hemde yan etkiler görülebilir.&lt;br /&gt;Nöroterapinin etkili olduğu durumlar:&lt;br /&gt;Çocuklar için; dikkat eksikliği, öğrenme zorluğu, sınav stresi (anksiyete), okul başarısını arttırmak için, otistik çocuklar, hafif zeka geriliği&lt;br /&gt;Yetişkinler için; aşırı sinirlilik hali (anksiyete), başağrısı, başdönmesi, unutkanlık, uzun süreli vucut ağrıları, psikiyatrik sorunlar (özellikle ilaç tedavisi ile geçmeyen ya da ilaç kullanmak istenmeyen durumlar için): depresyon, kişilik değişiklikleri, madde bağımlılığı, takıntı hastalığı (OKB), panik atak, fobi ve korkular.&lt;br /&gt;nörolojik sorunlar; migren, sara hastalığı (epilepsi), bunama (alzheimer) ve parkinson hastalığı erken dönemi, hafif felçler, tik bozuklukları, kulak çınlaması, huzursuz bacak sendromu, kronik yorgunluk sendromu.&lt;br /&gt;Sporcular ve sanatçılar için; performans arttırma.&lt;br /&gt;Tomografi ve MR filmlerinde bozukluğu olan hastalarda (felçler, multipl skleroz gibi) nöroterapi yaşam kalitesini arttırmak için kullanılır.&lt;br /&gt;Herhangi bir yakınması olmayan ancak işinde daha iyi performans isteyenler için nöroterapi performans arttırmada kullanılır. Yurt dışında özellikle sporcu ve creative sanatçılar ilgi göstermektedir. Japon işadamları, 2006 dünya şampiyonası öncesi İtalya milli futbol takımı, Amerika BD’nde basketbol oyuncuları ve ingiliz klasik müzik sanatçıları örnek verilebilir.&lt;br /&gt;Nöroterapinin ilaç tedavisinden üstün tarafı, yan etkisinin olmaması, bozuklukları lokal olarak düzeltebilmesi ve ilaç tedavisinden çok daha fazla kalıcı etki yaratmasıdır. Ayrıca ilaçların tedavi edemediği durumlarda da etkili olması nöroterapinin önemli bir üstünlüğüdür.&lt;br /&gt;Uluslararası noroterapi derneğinin internet site adresi &lt;a href="http://www.isnr.org/"&gt;www.isnr.org&lt;/a&gt; Türkçe nöroterapi sitesi &lt;a href="http://www.noroterapi.com/"&gt;www.noroterapi.com&lt;/a&gt; adreslerinden ayrıntılı bilgi ve referanslara ulaşılabilir.&lt;br /&gt;3.Psikoterapi&lt;br /&gt;4.Hipnoz&lt;br /&gt;5.Alternatif tıp: Akupunktur, ayurveda, yoga, magnetik alan tedavisi, biyoenerji&lt;br /&gt;Dr Güçlü ILDIZ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1131842960591630400-4670526644192433378?l=beyindoktoru.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/feeds/4670526644192433378/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1131842960591630400&amp;postID=4670526644192433378' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/4670526644192433378'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/4670526644192433378'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/03/modern-salk-sorunlarndan-biri-dikkat.html' title='Modern sağlık sorunlarından biri “Dikkat eksikliği” ve beyin duyarlılığı'/><author><name>Dr.Güçlü Ildız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01733662366142302788</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1131842960591630400.post-1805211945750627752</id><published>2008-03-14T13:39:00.000-07:00</published><updated>2008-03-14T13:40:25.473-07:00</updated><title type='text'>Beyin ve Diyet</title><content type='html'>Pilav, ekmek ya da hamur işi gıdaların yendiği öğlen yemeği sonrası bastıran rehavetin nedeni, karbonhidratlı besinlerin insüline hızlı yanıt vermesi ile gelişen kan şekeri azlığıdır. Yakıtını yeterli alamayan beyin “rolanti” konumunda çalışır. Bu durumda kendisine fazla iş verilmesini istemez. Öğleden sonra dikkatinizi vermeniz gereken bir işiniz olduğunda durumunuz zor demektir. Hele birde beyin ön bölgesi (frontal) hassasiyeti olan biri iseniz işiniz gerçekten zor olacaktır.&lt;br /&gt;İnsan kişiliği beynin ön bölgesinin çalışma özellikleriyle belirlenir. Dikkati verme ve sürdürme, sabırlı olma, duygu ve düşünceleri anlatma ve anlama, karar verme, anlık hafıza, sağduyu gibi önemli kişilik ve davranış özellikleri burada belirlenir. Bir çalışma, toplumda her 4 kişiden birinde dikkat eksikliği olduğunu bildiriyor. (Hastalık düzeyinde bu oran %8-20)&lt;br /&gt;Beyin ön bölge hassasiyeti toplumda bu kadar yaygın iken birde yenilen bol karbonhidratlı yemekler bu kişilerde var olan hassasiyeti arttıracak ve dikkat kaybı, karar vermede zorluk gibi yakınmalarla birlikte gelen başarısızlık sonucunda sinirlilik hali ortaya çıkacak, ilişkiler gerilecek ve gün, mutsuzluk ya da aşırı yorgunluk haliyle sonuçlanacaktır.&lt;br /&gt;Sorun, yenilen pilavda değil beyindedir. Anne-babadan gelen genetik özellikler, aile içi yetiştirilme tarzı, beslenme biçimi ve kafa darbeleri beynin ön bölgesinin gelişmesini etkileyen faktörlerdir. Ortalama 18 yaşa kadar gelişimini sürdürür. Bu nedenle 18 yaşından küçükler “delikanlı”dır. Bu nedenle reşit olma yaşı dünyada 18 olarak kabul görür. İyi gelişmiş ön beyin bölgesi mükemmel kişilikle kendini gösterir. Ancak kimse mükemmel değildir. Grinin tonları gibi. Renk ne kadar açık ise o kadar mükemmele yaklaşır. Bizleri birbirimizden ayıran özellikler aslında ton farklılıklarıdır. Yukarıda sayılan nedenler ton farkını belirler. İşte beynin ön bölgesine özel olan ton derecesi karbonhidratlı gıdalarla kararır.&lt;br /&gt;Simit ve çay ile geçiştirilen bir kahvaltı sonrası veriminiz peynir, yumurta, kepekli ekmek, salam, domates, biber, roka ve meyve ile yapılandan daha düşük olacaktır. Nedeni, susamın yağı, simitin hamuru ve çayın şekeri ile tonu kararacak beyin ön bölgesidir. Öğle yemeğinde yenecek sebze ve et ağırlıklı bir mönü öğleden sonrası için dikkatin sağlanması konusunda faydalı olacaktır.&lt;br /&gt;Henüz gelişimini tamamlamamış beynin ön bölgesini poğaça, börek, simit gibi karbonhidratlı gıdalarla besleyen okul kahvaltıları, çocukların ders performansı açısından mutlaka yeniden düzenlenmelidir.&lt;br /&gt;Gri tonun kararması her zaman kötü sonuçlar doğurmaz. Akşam yemeğinde yenilen tabak dolusu mantı gece için rahat bir uyku sağlayacaktır. Burada önemli olan kendi beyin özelliklerimizin farkında olmak ve bu özelliklere uygun öğün-besin dengesini sağlamaktır. Başarı ve mutluluk için bu dengenin kurulması gerekir. Herşeyin başı sağlık, sağlığın başı da beyindir.&lt;br /&gt;Dr Güçlü ILDIZ&lt;br /&gt;Nöroloji Uzmanı&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.noroterapi.com/"&gt;www.noroterapi.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:dr@noroterapi.com"&gt;dr@noroterapi.com&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1131842960591630400-1805211945750627752?l=beyindoktoru.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/feeds/1805211945750627752/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1131842960591630400&amp;postID=1805211945750627752' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/1805211945750627752'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/1805211945750627752'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/03/beyin-ve-diyet.html' title='Beyin ve Diyet'/><author><name>Dr.Güçlü Ildız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01733662366142302788</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1131842960591630400.post-376399487993309186</id><published>2008-03-14T13:38:00.000-07:00</published><updated>2008-03-14T13:39:32.639-07:00</updated><title type='text'>Disiplin, Eğitim, Beyin ve Hastalıklar</title><content type='html'>İnsanları diğer canlılardan üstün kılan özellikler, beynin ön bölgesinin çalışmasıyla anlam kazanır. Dikkatli olmak, sabır, planlama, kendini kontrol edebilme, yargılama (muhakeme), sağduyu, içgörü, hatalardan ders çıkarma, duyguları ifade etme ve anlama, sorunları çözme, ayrıntılı düşünme gibi özellikler beynin bu bölgesinin ürünüdür. Bu bölgede yeralan farklılıklar insan kişilik özelliklerinin diğerlerinden ayrılmasını sağlar. Farklılıkları belirleyen hassasiyetlerdir. Grinin tonları gibidir. Tonlar koyulaştıkça hastalık derecesinde kişilik özellikleri, tonlar açıldıkça daha verimli çalışan bir beyin.&lt;br /&gt;Aceleci, sabırsız bir insanın beyin ön bölgesinde belirgin hassasiyet olduğu söylenebilir. Kararlarını çabuk, iyi düşünmeden verdiğinden sonuçlar da başarısız olacaktır. İyi düşünememek ve yargılama sorunu nedeniyle hayatını kendisine uygun olmayan biriyle evlenerek geçirebilecektir.&lt;br /&gt;Farklı şiddetlerde olabilen bu özellik bozukluklarının temeli daha doğarken atılır. Alın yazısının tıpça adı olan genetik, anne ve babadan alınan beyin çalışma ve hassasiyet özelliklerini doğan bebeğe aktarır. Doğumundan itibaren gelişen farklı çevre özellikleri kişinin beyin hassasiyetini değiştirerek kendine özgü bir birey olmasını sağlar. Daha annesinin karnındayken annenin aldığı bir madde bebeğe geçerek beyin gelişimini hafif ya da ciddi biçimde etkileyebilir. Doğum anında alet kullanılması bebeğin kafa darbesi almasına neden olacak ve bu darbenin etkisiyle genetik hassasiyetler değişebilecektir. Bebeklik döneminde geçirilen ateşli hastalıklar, çocukluk döneminde ve sonraki hayatında aldığı kafa darbeleri gene beyin hassasiyetlerin gelişmesine ya da değişmesine yolaçabilecektir. Ancak tüm bu sayılan nedenler insanların değiştiremediği, hayatın akışında her insanın başına gelebilecek sorunlardır. Asıl önemli olan beyin sağlığımız ile ilgili yapabileceklerimizdir.&lt;br /&gt;Kaan 11 yaşında. Başağrısı şikayetiyle anne-babası tarafından getirildi. Daha önce bu şikayet nedenle göz hekimi dinlendirici gözlük önermiş ama ağrılarına faydası olmamış. Çocuk hekimi sinüzit teşhisi ile 10 günlük antibiyotik tedavisi başlamış. Birkaç gün geçen ağrı sonra tekrar başlamış. Ağrıları özellikle okulda ders dinlerken oluyor, bulanık görüyor ve uykusu geliyormuş. Bu nedenle dersi dinleyemiyormuş. Başka bir şey düşündüğünde , hayal kurduğunda ağrı hafifliyormuş. Bilgisayar oyunlarını çok seviyor hemen hergün saatlerce oynuyormuş. Evde annesi ona hep sevdiği yemekleri yapıyormuş. Ayrıca televizyon izlerken cips, çukulata gibi şeyler yemekten hoşlanıyormuş. Sabahları annesi Kaan’ı güçlükle uyandırıyor, bazen de servisi kaçırdığı için babası onu okula bırakıyormuş. Hafta sonları ise kendiliğinden uyanabiliyor ve hemen bilgisayarın başına oturuyormuş. Kaan ders çalışmayı sevmiyormuş. Zorla bir şey yaptırmaya kalkarlarsa başı ağrıyor, sıkılıyormuş. En çok dedesini seviyormuş çünki dedesi her dediğini yapıyor her istediğini alıyormuş. Başağrısı nedeniyle Kaan’ın üstüne çok düşmüşler. Ailesi; “son zamanlarda fazla şımarttık galiba” diyor.&lt;br /&gt;Beyin haritalama (QEEG) sonucu Kaan’ın beyin ön bölgesinde hassasiyet görülüyor. Bu hassasiyet nedeniyle dikkati sağlamada ve sürdürmede sorun yaşıyor. Bu nedenle derste başı ağrıyor, gözleri sulanıyor ve uykusu geliyor.&lt;br /&gt;Kaan’da neden böyle bir rahatsızlık ortaya çıktı ? Aileden alınan genetik özelliklerin etkisi olduğu söylenebilir. Ancak kesin olan bir neden yetiştirilme tarzıdır.&lt;br /&gt;Beyin bencildir. Kendisi için ne gerekiyorsa onu sahibinden ister. Beynin isteme yöntemi öğrendikleriyle sınırlıdır. Ona verilen her şeyi öğrenir. İyi kötü diye ayırt edemez. O rahat çalışabilmek için öğrendiklerinden faydalanır ve ister.&lt;br /&gt;Adrenalin ve benzeri hormonlar insan yapısında bulunur ve salgılanırlar. Beyni uyarıcı özellikleri vardır. Heyecan ile adrenalin salınımı artar. Artan adrenalin beynin ön bölgesini uyarır ve hassasiyeti geçici olarak düzeltir. Beyin öğrendiği bu özelliği kullanarak Kaan’dan heyecan yaratmasını ister. Bilgisayar oyunları heyecanlıdır. İstediklerini yaptırmakta öyle. Oysa ders dinlemenin ya da rutin günlük işlerin heyecanı yoktur. Hayal kurmak daha heyecan vericidir. Adrenalin gibi beyni uyarıcı özellikleri olan hormonları artırmanın diğer bir yöntemi, ilginçtir ama, azar işitmektir. Anneler “sanki çocuğum beni çıldırtmak istercesine tavırlar sergiliyor” derler. Nedeni ne yazık ki hormonlar ve ona ihtiyacı olan beyin hassasiyetleridir. Sabrı taşan anne azarlayacak ve çocuk birden bürüneceği o durgun ve masum tavır içinde beyni rahatlayacaktır.&lt;br /&gt;Kaan artık heyecan peşinde koşacak ya da istemeden de olsa azar işitme yönünde davranışlar gösterecektir. Davranışlarını buna göre ayarlayacaktır. Davranışları değiştikçe daha çok isteyecek ve ders dinlemek gibi günlük işler çok daha sıkıcı olacaktır. Kaan kendi kurallarını koyduğu sürece davranış modelini de kendi belirleyecek ve bu öğrenilmiş model hayatı boyunca onu yönetecektir.&lt;br /&gt;Beyin ön bölge hassasiyeti etkisinde olan Kaan hatalarından ders almayacak, aceleci ve sabırsız olacak, yanlış kararlar verecek, sorunlarını çözmede zorlanacaktır.&lt;br /&gt;Kaan’ı bekleyen gelecek bununla sınırlı değildir. Çünki beyinde gereğinden fazla yeralan adrenalin, vucut savunma sistemlerini (İmmün sistem) zayıflatarak hastalıklara davetiye çıkartır. İmmün sistem bozulmasıyla ortaya çıkan bazı hastalıklar; allerji, cilt hastalıkları, romatizmal hastalıklar, multipl skleroz vb..&lt;br /&gt;Beyin ön bölgesi diğer beyin merkezleri ile sıkı ilişki halindedir. Burayı etkileyen hassasiyet diğer beyin bölgelerinin çalışmasını da bozabilir. Özellikle beyin hassasiyetleri stres, üzüntü ve kafa darbesiyle belirgin biçimde artarak diğer sistemleri de etkileyebilir. Bunun sonucu unutkanlık, sinirlilik, tahammülsüzlük, uyku bozuklukları, kulak çınlaması, baş dönmesi, kadınlarda regl dönemi şikayetleri, baş, boyun, sırt, kol, bel’de olan yaygın vucut ağrıları, sinirsel denen ve nedeni sinire bağlanan şikayetler gelişebilir.&lt;br /&gt;Kaan’ın iyileştirilmesi (tedavisi) mutlaka aileden başlamalıdır. Beyni adrenalin bağımlılığından kurtarılmalıdır. Ev içinde kurallar konulmalı, uyulmadığı taktirde hak mahrumiyeti ile cezalandırılmalıdır. Kaan disiplinize edilmelidir.&lt;br /&gt;Örneğin bilgisayar oyunu günde 30 dakika ile sınırlandırılarak başlanabilir. Akşam yemeğine tüm aile bireyleri birlikte oturmalı, Kaan aç ya da tok olsun mutlaka sofrada yerini almalıdır. Yemek bitiminden sonra örneğin sadece meyve servisi açık olmalı, her canı istediğinde yemek yeme olayı kaldırılmalıdır. Atıştırmak kesinlikle önlenmeli, örnek olması için anne baba da bu kurallara uymalıdır. Beyni geliştiren beslenme programı uygulanmalıdır. Kaan’ın canı her istediğinde isteği yapılmamalı, belirli kurallar çerçevesinde haklarını, yapabileceklerini önceden bilmeli ve kurallar konusunda taviz verilmemelidir. Kaan bu yeni yaşam biçimine uymakta zorlanacaktır. Ancak gelecekte kurallarla dolu bir dünyada yaşayacağını aile ortamında öğrenmesi gerekir.&lt;br /&gt;Okulda disiplin gereklidir. “zaten at yarışı misali sınava hazırlanıyorlar, rahat bırakalım çocukları” yaklaşımı doğru değildir.. Gelecekle ilgili öngörüsü olmayan, kuralsız ve saygısızlığa alışmış, hayatıyla ilgili doğru kararları veremeyen bir çocuğun üniversite ya da lise sınavlarında başarıyı yakalaması beklenebilir mi?&lt;br /&gt;Eğitim disiplin ile başlamalıdır. Disiplin sağlıklı beyinler için gereklidir. Okullarda toplum ve okul kuralları sürekli eğitimin içinde yer almalıdır.&lt;br /&gt;Her şeyin başı sağlık, sağlığın başı da beyindir.&lt;br /&gt;Dr Güçlü ILDIZ&lt;br /&gt;Nöroloji Uzmanı&lt;br /&gt;www.noroterapi.com&lt;br /&gt;dr@noroterapi.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1131842960591630400-376399487993309186?l=beyindoktoru.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/feeds/376399487993309186/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1131842960591630400&amp;postID=376399487993309186' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/376399487993309186'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/376399487993309186'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/03/disiplin-eitim-beyin-ve-hastalklar.html' title='Disiplin, Eğitim, Beyin ve Hastalıklar'/><author><name>Dr.Güçlü Ildız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01733662366142302788</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1131842960591630400.post-5072586827825982892</id><published>2008-03-14T13:36:00.000-07:00</published><updated>2008-03-14T13:38:17.366-07:00</updated><title type='text'>Beyin ve Tıbbi Gerçekler</title><content type='html'>Mehmet Bey, 55 yaşında, dün gece acil polikliniğe şiddetli başdönmesi nedeniyle getirilmiş. 10 yıldır hipertansiyon hastası. “Son haftalarda ara ara oluyordu dönme ama dün geceki felaketti” diyor 5 yıl önce emekli olan hastamız. “Tansiyonumda fırlamıştı gene tabi”.”Allahtan tansiyon yüksekliği dışında bir şeyim yok” der demez anlamlı bir bakış fırlatıyor ve sorularımı peşi sıra soruyordum. Kendini bildi bileli aceleci, telaşlı,çabuk sinirlenen, sabırsız biriymiş. Babasıda öyleymiş. Emekli olduğu dairede arkadaşları onu, reklam kahramanı adıyla “elmor” diye çağırırlarmış. Aceleyle işleri süratle bitirdiğinden, yığılan işler için ondan yardım beklerlermiş. Karşımdaki koltukta otururken kıpır kıpır olduğunu farkediyorum. Çocukken de böyleymiş. Hatta yaramazmış. Bir çok macerası varmış. Eşi, “bazen patavatsız” diyor, “düşünmeden konuşur, aklına ilk geleni söyler, bazen karşımdaki kocamın yaşını bilmesem, yaptıklarına çocukluk derim”diyor. Ramazan ayında, oruç tutarken çok başı ağrırmış. Onun dışında ağrı nedir bilmezmiş. Birde uzun yolculuklara gidemezmiş. Dizleri ağrır, aşırı sıkılırmış. Tatlılara ve hamurişine çok düşkünmüş.&lt;br /&gt;Şimdi de, görüşmenin en önemli sorusu geliyor; Hiç başınıza darbe aldınız mı? Önce hemen atlayıp “hayır” diyor. Ardından eşiyle göz göze geliyorlar ve “evet 10 yıl önce buzda kayıp kafamın arkasını çarpmıştım yere” diyor. “Bir süre kaldırımın kenarına oturup şaşkınlık yaşadım. Bir saat sonra sanki hiçbir şey olmamış gibiydi” . Tansiyon yüksekliğinin ne zaman fark edildiğini soruyorum anlamlı bakışlarla. “doktor bey ne ilgisi var şimdi kafayı çarpmanın tansiyonla” diyor. Eşinin boğaz temizleme uyarısıyla düşünmeye başlıyor. Eşiyle ufak bir söyleşi ardından yanıt geliyor “düştükten 3 ay sonra”.&lt;br /&gt;Dikkat eksikliği ve/ya da hiperaktivite bozukluğu, sıklıkla beyin ön bölgesi (prefrontal) duyarlılığı ile ortaya çıkan, genetik geçiş gösterebilen bir rahatsızlıktır(1) Bu bölgenin normal işlemesiyle sağlanan özellikler; dikkat, dikkati sürdürme, sabır, doğru karar verme (analitik düşünebilme), planlama, tasarlama, yargılama, gelecekle ilgili olabilecekleri önceden fark edip önlem alma, hatalardan ders çıkarma, içgörü, uygun tepkiler verebilme, karşısındaki insanın duygularını anlama ve kendi duygularını ifade edebilme.&lt;br /&gt;Anlaşılacağı üzere Mehmet Beyin, beyin ön bölgesi ile ilgili duyarlılığı çocukluktan bu yana bütün hayatını olumlu ya da olumsuz biçimde etkilemiştir.&lt;br /&gt;Beyin ön bölgesi diğer beyin bölgeleriyle sıkı ilişki içindedir. Duygu, düşünce ve davranışların nasıl olacağını, beyin ön bölgesi diger beyin bölgelerine sorarak karar verir. Burada oluşan duyarlılık duygu, düşünce ve davranışların yanlış yorumlanmasına yol açacaktır.(2)&lt;br /&gt;Son yıllarda yayınlanan bilimsel çalışmalar, beyin ön bölgesinin HPA sistemini doğrudan ve dolaylı olarak kontrol ettiği bildirilmiştir.(3,7,10,11) Kısaca HPA (hipotalamo-hipofizer-adrenal) denilen ve memeli hayvanlarda da bulunan bu yol, kendini koruma içgüdüsü yaratan tehlikelerle (korku, saldırıdan kaçma) ve çevre şartlarının çok değişmesiyle (aşırı soğuk) etkin hale gelir. Amacı değişen ortama bedenin uyumunu sağlamaktır. Bu yolun etkin olmasıyla kan şekeri yükselir, kan basıncı (tansiyon) artar, kolesterol düzeyi kanda yükselir, kalp hızı artar, vücudun savunma-bağışıklık sistemi aktif hale gelir ve kanda bir çok maddenin düzeyi artar ya da azalır.(4,5) Normalde geçici süre ve yaşantımız süresince gereken durumlarda etkin olması beklenir (allostaz). HPA yolunu kontrol eden beyin bölgelerinin duyarlı hale gelmesi ya da kimi gıdaların sıkça alınması sonucu etkinliği artar (allostatik yüklenme). Bu durum çokça bilinen hastalıkların başlangıç dönemini oluşturur. Bu yolun aşırı etkinliği sonucu duyarsız hale gelmesi (allostatik aşırı yüklenme) ile hastalıklar ortaya çıkar. İşte hipertansiyon, diyabet, astma, guatr, allerjik hastalıklar, kalp-damar hastalıkları, beyin-damar hastalıkları, kimi cilt hastalıkları, bağışıklık (immünolojik) sistemi hastalıkları, mide-barsak hastalıklarının altında yatan asıl neden HPA yolundaki duyarsızlaşmadır.(3,4,5,6,7)&lt;br /&gt;Beyin duyarlılığından başka, alınan kimi besinler, HPA yolunu etkinleştirebilirler. Bu besinlerin başında basit şekerler gelmektedir.(8) Sofra, kesme, toz, akide şekerleriyle, lokum, reçel, bisküvi, gofret, çukulata, yaş ve kuru pastalar, şekerli içecekler, tüm hamurlu ve sütlü tatlılar basit şeker içerirler (basit karbonhidrat). Geçirdiği milyonlarca yıllık evrim süreci içinde, doğada bulduğu et (protein) ve sebzelerle (birleşik karbonhidrat) bünyesini oluşturan ve çalışmasını bu besinlere göre ayarlayan insanoğlunun basit şekerle yaygın biçimde tanışması 200 yıl önceye dayanmaktadır. Protein ve sebzelerin midede başlayan sindirimi, karaciğerde devam eder. Beynin temel yakıtı olan kan şekeri düzeyi ılımlı olarak yükselir. Gene ılımlı bir ilişkiyle insülin bu düzeyi ayarlamada yardımcı olur. 4 saatlik bir süreç normal bünyenin et ve sebze sindirimi için yeterli olur. Normal insan bünyesinin alıştığı sindirim alışkanlığı budur. Ancak basit şekerlerin sindirimi daha ağızda başlar, aniden kan şekeri yükselir ve buna tepki olarak insülin kanda düzeyi artar. Şeker hızla düşer ancak insülin, milyonlarca yılın verdiği özellik nedeniyle, bu hızlı düşüşe ayak uyduramaz. Kandan çekilmesi daha uzun sürer ve kan şekeri normal sınırların altına iner. Kan şekerinin normal sınırların altına düşmesiye alarm durumuna geçilir. Bu durumda HPA yolu etkin hale geçerek karaciğeri, depo şekerini salması için uyarır. Bu arada şeker ile birlikte kolesterolde kanda yükselir.(8,9,12,13)&lt;br /&gt;Sıkça yenilen şekerler ve özellikle beraberinde hamurişleri de varsa, allostatik yüklenmeye neden olurlar. (8,13)&lt;br /&gt;Vücudumuzun basit şeker alımına-kesinlikle- gereksinmesi yoktur ve hastalıkların oluşmasının önemli unsurlarından biridir.&lt;br /&gt;Hamurişi ve tatlılara düşkün olan Mehmet Bey, kendi HPA yolunu yaşamı boyunca sıkça etkin hale getirmiştir. Aile ve çevre etkisiyle gelişen beslenme alışkanlıkları sonucu Mehmet Bey gibi kimi insanlar şeker bağımlısı haline gelebilir.&lt;br /&gt;Allostaz etkisiyle kanda artan hormonlardan adrenalin ve cortizol, beyin duyarlılığını geçici süre normale döndürmesi nedeniyle insanlarda bağımlılık oluştururlar. Yenen şeker, oluşan allostaz ile salınan adrenalin ve kortizol, Mehmet Beyin beyin duyarlılığını azaltacak, oluşan geçici iyilik hali beynin şekerli gıdaları ve dolayısıyla allostazı etkin hale getirmesini Mehmet Beyden isteyecek ve bunun sonucunda Mehmet Bey şeker bağımlısı haline gelecektir. Beyin ön bölge duyarlılığı nedeniyle buzda düşme olasılığını düşünmeyen ve önlemini almayan Mehmet Bey, aldığı kafa darbesi ile zaten sıkça etkin olan HPA yolunun bozulma sürecini hızlandıracak ve sonuçta hipertansiyon gelişecektir. (Hafif kafa darbesi, sonradan gelişen kişilik bozukluklarının ve beyin çalışması ile ilgili sorunların önemli bir nedenidir) (14,15,16,17)&lt;br /&gt;Neden diğer hastalıklar değil de hipertansiyon ? Bu sorunun yanıtı büyük bir olasılıkla genetik yatkınlık olabilir. Mehmet Beyin şeker yükleme testi ve kolesterol düzeylerinde ılımlı artış beklenebilir ve gerçekten öyledir.&lt;br /&gt;Yapılan bilimsel çalışmalar, beyin ön bölge duyarlılığının madde ve alkol bağımlılığıyla ilişkili olduğunu göstermektedir.(18,19,20) Bağımlı olunan madde, doğrudan kendisi ya da dolaylı olarak kanda arttırdığı adrenalin ve cortizol ile beyindeki duyarlılığı geçici süre uyararak iyilik hali sağlar.(21) Dikkat eksikliği olan çocukların bilgisayar oyunlarına dikkatlerini çok iyi vermelerinin nedeni, heyecan ile birlikte kanda düzeyi artan ve beyin ön bölgesini uyarıp geçici iyilik hali sağlayan adrenalin’dir. İnternet bağımlılığı, tehlikeli spor bağımlılığı, vb.. Durumlarda da aynı yöntem etkilidir. Sigarada bulunan nikotin, kahvede kafein, çayda tein bilinen ve günlük yaşamda sıkça kullanılan uyarıcılardır. Şeker bağımlılığı da bunlardan biridir. Sonuçta, beyin ön bölge duyarlılığını düzeltmeden, ciddi bağımlılıklardan kurtulmak neredeyse olası değildir. Bağımlılıktan vaz geçilse bile, beyin ön bölge duyarlılığı nedeniyle hissedilecek yoksunluk diğer yakınmaların oluşumuna neden olacaktır.(18,19)&lt;br /&gt;Beyin ön bölgesi, duygu, düşünce ve davranışları belirlemek için beynin diğer bölgeleriyle ilişki halindedir. Yaşamın ilk 20 yılı içinde gelişmesi tamamlanan beyin ön bölgesi, geçen bu süre içinde sürekli öğrenme halindedir. Yaşanan deneyimler, beyin ön bölgesi aracılığı ile ilgili beyin bölgelerine aktarılır ve orada depo edilir. Gerekli olduğunda depo bilgileri beyin ön bölgesi tarafından kullanılarak duygu, düşünce ve davranış biçimleri belirlenir. Örnegin, uçak, kapalı yer, küçük hayvan, yükseklik korkuları yaşanan deneyimlerin bellekte olumsuz bir biçimde depo edilmesi sonucu beyin ön bölgesine olumsuz olarak yansıyacak, bunun sonucunda korku duygusu, kaçma-kurtulma düşüncesi ve sinirsel gerginlik davranışları ortaya çıkacaktır. Burada sinirsel gerginliğin davranışlara yansımasının nedeni, HPA yolu etkinliğidir. Bu yöntem panik atak, anksiyete gibi ruhsal hastalıkların bedende görülen yakınmaların temel kaynağını oluşturur.(22)&lt;br /&gt;HPA yolu, memeli hayvanların ortak özelliğidir.(23) İnsanlardan ayrılan tarafı, beyin ön bölgesi ve bellek (temporal) bölgelerinin çok daha zayıf oluşudur. Bu nedenle memeli hayvanlarda, HPA yolunu kontrol eden beyin ön bölge hakimiyeti belirgin olmadığından ve beyin ön bölgesi iyi gelişmemesine bağlı olarak kendi besin dağarcığını insanlar gibi geliştiremediğinden zorunlu olarak sağlıklı kalmaları nedeniyle tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı, kolestrol yüksekliği, panik atak, astma, mide ülseri, allerjik hastalıklar vb.. Görülmez. Süregen (müzmin) hastalıklar insana özgüdür. Çünkü insan beyni farklıdır. Farklılığı yaratan en önemli unsur, insan olma özelliği veren, beyin ön bölgesidir (prefrontal korteks).&lt;br /&gt;Bu bölge ve HPA yolu ile ilgili yapılan bilimsel araştırmalarda, son yıllarda önemli artışlar gözlenmektedir. Hastalıkların, beyin çalışma bozuklukları sonucu vücudun kontrolünün bozulması ile ortaya çıktığı gerçeğine her gün biraz daha yaklaşılmaktadır. Bugün, doktorlar tarafından sıkça reçetelenen ve devletin sigorta sistemleri tarafından ödenen ilaçların hemen tümü nedene (beyin duyarlılığı) değil sonuca yöneliktir. Tansiyon, şeker ve kolesterol yükseklikleri, nefes darlığı, baş ağrısı, baş dönmesi, yaygın vücut ağrıları, allerji birer sonuçtur. Beyin ön bölge duyarlılığı var oldukça ve HPA yolunu uyaran beslenme tarzı sürdükçe, hastalıklarda sürecek gibi görünmektedir.&lt;br /&gt;Doğa, doğal olarak sunduğu besinler yerine rafine ürünleri tercih eden ve bu nedenle sağlıklarını kaybeden insanlara tedavi olanağını da sunuyor. Adaptojen /uyum sağlayıcı) maddeler, doğada bulunan şifalı madde ve otlarla yapılan, HPA yolu bozukluklarında kullanılması önerilen, yeni bilimsel çalışmalarda yararları sık sık gündeme gelen bir tedavi şeklidir. En önemli özellikleri yan etkilerinin çok az ya da hiç olmasıdır.(24) Ancak üretilme tekniklerinin özensiz olması nedeniyle etkin olup olmadıkları konusunda şüpheler vardır. Örnegin sarımsak, içerdiği allisin nedeniyle antioksidan ve antibiyotik özellikleri vardır. Halen piyasada yer alan kimi sarımsak tabletlerinin allisin içermediği, mide asidine koruyucu tabakasının olmadığı, olanlarında mide sonrası ince barsaklarda açılamayıp doğrudan dışarı atıldığı bilinmektedir.(25,26) Ayrıca sarımsak tozu allisin içermediğinden hiçbir yararı yoktur. Bu konu ile ilgili ülkemizde ciddi bir denetime gereksinim vardır. Diğer bir örnek, üzüm vb.. Bitkilerde bulunan resveratrol’dür. Kararsız yapısı nedeniyle ışık, sıcaklık ve oksijenden etkilenerek yapısı değişir.(27) Harvard üniversitesinde yapılan bir araştırmada, ABD’nde piyasada bulunan çoğu resveratrol içerikli hapların etkisiz olduğu saptanmıştır. Bir çok faydaları olan bu doğal maddenin hap olarak hazırlanması ile ilgili ciddi sıkıntılar olması, hastaların fayda görmemesi sonucunu doğuracak, doğal tedavilere olan inancı sarsacaktır. Diğer bir örnek, doğanın sunduğu vazgeçilemez ürün sudur. İçerdiği eser elementler nedeniyle vücudumuzun dengesini korumada çok önemli yeri vardır. Özetle hem sağlık hemde hastalıkları önleme açısından sudaki magnezyum içeriği kalsiyuma eşit ya da daha fazla olmalıdır.(28) Ülkemizde satılan hazır suların çoğunda ne yazık ki bu oranı bulmak olası değildir. Vücudumuzdaki magnezyum’un ne kadar olduğu (kandaki düzeyi) değil, kalsiyuma oranının ne olduğu önemlidir. (Magnezyum vücudumuzda kalsiyum ile sürekli yarışma halindedir. Beslenme ile ya da tıbbi tedavi ? İle alımı artan kalsiyum, kolesterol ile birleşerek damar tıkanıklığına yolaçmakta, beyinde birikerek sara hastalığı, unutkanlık gibi beyin yapısını bozucu etkileri olmakta, eklemlerde birikerek kireçlenmeye neden olmakta, böbrekte taş oluşumu artmakta, kas gerginliğini arttırıp ağrılara yol açmaktadır) (29,30,31,32,33,34) Yapılan bir araştırmada, günlük alımı kalsiyum lehine olan kuzey avrupa ve Yeni Zelanda da kalp krizi görülme oranının, günlük alımı magnezyum lehine olan Portekiz ve Japonya ya göre çok daha fazla olduğu saptanmıştır. Bu konu ile ilgili yapılmış binlerce bilimsel çalışma her seferinde aynı sonucu göstermesine rağmen ülkemizde bu konunun üzerine düşülmemesi hayret vericidir. İçeriği düzeltilmeyen sular, şeker örneğinde olduğu gibi, süregen bir biçimde halkımızı zehirlemektedir. Dışarıdan alınacak magnezyum desteği bir çok yakınmanın önlenmesine katkı sağlayacaktır. Ancak bu konuda da bir sıkıntı vardır. Ülkemizde eczanelerde satılan kimi magnezyum ilaçlarının, yapısı nedeniyle mide ve barsak emilimi kısıtlıdır. Bu nedenle alınan magnezyum destekleri yetersiz gelmekte, hekimlerde magnezyuma karşı güvensizlik oluşmaktadır. Ayrıca, son yıllarda tüketimi gittikçe artan meyve aromalı maden sularının etiketlerinde içerdiği mineral oranları yer almamaktadır.&lt;br /&gt;HPA yolu tedavisinde, öncelikle doğal beslenme biçimi uygulanmalı, bu konuyla ilgili olan hekimlerden hasta ya da kişiye özel çözümler istenmelidir.&lt;br /&gt;Beyin ön bölgesi (prefrontal korteks) duyarlılığı tedavisinde öncelikle kişinin ya da hastanın bu bölge özellikleri muayene yöntemiyle saptanmalıdır. Ardından bölge özellikleri ölçümleri yapılmalıdır. MR ya da tomografi gibi yöntemler çalışma özelliklerini değil görüntü özelliklerini verdiklerinden bu amaç için yetersiz kalırlar. PET ve SPECT nükleer tıp dalında kullanılan, beyin kanlanma ve metabolizma özelliklerini gösteren ileri yöntemlerdir. Ülkemizde halen uygulanan bu yöntemler, uygun personel olmaması ve hekimler tarafından talep edilmediğinden, beyin özelliklerini saptama açısından henüz hazırlıklı değildir. Beyin haritalama yöntemlerinden biri olan QEEG, bu konuda kullanılabilecek pratik bir çözümdür. Normal EEG çekimlerine göre çok daha özellikli olması nedeniyle doğrudan hekim tarafından ya da hekim gözetimiyle uygulanması zorunluluğu vardır ve olmalıdır. Bu özelliği nedeniyle kötüye kullanımı ne yazık ki görülmektedir.&lt;br /&gt;QEEG sonucuyla beyin ön bölge duyarlılığı, derecesi, öğrenme güçlüğü derecesi, varsa kafa darbesi ölçeği saptanır.&lt;br /&gt;Tedavi için, beyni uyarıcı özelliği olan amfetamin türevi ilaçlar kullanılabilir. Faydası kullanıldığı süre için geçerlidir. Kesildiğinde yakınmalar tekrar başlar. Kırmızı reçeteyle satılan, bağımlılık yaratma özelliği olan, nedeni değil sonucu tedavi etmeye çalışan, kimi olgularda başarısız olan, son FDA (Amerikan İlaç ve Gıda Birliği) duyurularında ciddi yan etkilerinin olduğu belirtilen bir ilaçtır.&lt;br /&gt;Diğer bir tedavi biçimi nöroterapidir (neurofeedback). NASA’da astronotların dikkat düzeylerini arttırmak amacıyla başlanan yöntem zaman içinde başta ABD’nde olmak üzere diğer ülkelerin tıp çevrelerinde de ilgi görmüştür. Bu yöntemde amaç, beynin öğrenme özelliği kullanılarak duyarlı olan beyin bölgelerine normal çalışma yönteminin öğretilmesidir. Tedavi başarısı, QEEG rehberliği kullanıldığında artmaktadır. Seanslar halinde uygulanan yöntemin başarısı, kişiden kişiye değişmekle beraber, %70-90 düzeyindedir. En az 40, gerektiğinde 200’e varan seans sayısı gereklidir. Ülkemizde hekim çevreleri tarafından yeterince tanınmaması, seansların haftada en az 4 kez olma zorunluluğu nöroterapinin zorluklarıdır.&lt;br /&gt;TMS (transkraniyal manyetik stimülasyon) son yıllarda kimi durumlarda başarılı sonuçları olan bir yöntemdir. Burada amaç, beyni dışarıdan yaratılan manyetik alan etkisiyle uyarmaktır. Seanslar halinde yapılır. EKT(elektrokonvulsif tedavi) ya da elektro şok yönteminin modern halidir denebilir ancak etkinliği EKT kadar değildir ve yerini alması zor görülmektedir. Beyin uyarısıyla ortaya çıkan yakınmalara (epilepsi) neden olabilir. Bu nedenle acil girişim için uygun tıbbi ortam sağlanmalıdır. Halen deneme ve araştırmaları sürmektedir.&lt;br /&gt;Hastamız Mehmet Bey halen doğal beslenme yöntemine alışma aşamasında olup daha iyi olduğunu belirtmektedir. Ayrıca kullandığı yeni uyum sağlayıcı haplar ve çayların maddi yönden kendisini etkilediğini, sigorta kurumlarının ödememesinin haksızlık olduğunu söylemektedir.&lt;br /&gt;Psikanaliz ve alternatif tıp, başarılı sonuçlar alınabilen diğer diğer tedavi yöntemleridir. En önemli dezavantajları tedavi süresinin bazen yıllar sürmesidir. Uzmanlık alanım dışında olduğundan bu makalede yer verilmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr Güçlü ILDIZ&lt;br /&gt;Nöroloji Uzmanı&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.noroterapi.com/"&gt;www.noroterapi.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:dr@noroterapi.com"&gt;dr@noroterapi.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Kaynaklar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Barkley, R. A. (1998). Attention-deficit hyperactivity disorder: A handbook for diagnosis and Treatment (2nd ed.). New York: Guilford Press.&lt;br /&gt;2.Miller EK, Cohen JD. An integrative theory of prefrontal cortex function. Annu. Rev. Neurosci. 2001;24:167–202.&lt;br /&gt;3.Cerqueira JJ, Mailliet FThe prefrontal cortex as a key target of the maladaptive response to stress. J Neurosci. 2007 Mar 14;27(11):2781-7&lt;br /&gt;4.Stefan M. Gold, Isabel Dziobek Hypertension and HPA axis hyperactivity affect frontal lobe integrity J. Clinical End &amp;amp; Me.June 1, 2005 10.1210/jc.2004-2181&lt;br /&gt;5.Mcewen BS, Wingfield JC.The concept of allostasis in biology and biomedicine. Horm Behav. 2003 Jan;43(1):2-15. 6.Julian F Thayer, Esther Sternberg .Beyond Heart Rate Variability. Vagal Regulation of Allostatic Systems. Annals of the New York Academy of Sciences 1088 (1), 361–372. 7.Glucocorticoid receptor polymorphisms in inflammatory bowel disease G Decorti, S De Iudicibus Gut 2006;55:1053-1054&lt;br /&gt;8.Reactive Hypoglycemia (RHG),Insulin Resistance: FMS &amp;amp; CMP Perpetuating Factor. Fibromyalgia and Myofascial Pain: A Survival Manual, edition 2, 2001, Starlanyl and Copeland.&lt;br /&gt;9.Robyn Klein 2006 Phylogenetic and phytochemical characteristics of plant species with adaptogenic properties MS Thesis, 2004, Montana State University Chapter 3 of 8&lt;br /&gt;10. Elizabeth S. Lewis Correlation of Salivary Cortisol Levels With Performance on Frontal Lobe Versus Non-Frontal Lobe Task Bates College Department of Neuroscience press 2004&lt;br /&gt;11.Medial prefrontal cortex suppression of the hypothalamic–pituitary–adrenal axis response to a physical stressor, systemic delivery of interleukin-1β J. W. Crane, K. Ebner and T. A. Day European Journal of Neuroscience Volume 17 Issue 7 Page 1473 - April 2003&lt;br /&gt;12. Editorial: Ultradian, Circadian, and Stress-Related Hypothalamic-Pituitary-Adrenal Axis Activity—A Dynamic Digital-to-Analog Modulation George P. Chrousos, M.D. Endocrinology Vol. 139, No. 2 437-440&lt;br /&gt;13.Hyperglycemia does not increase basal hypothalamo-pituitary-adrenal activity in diabetes but it does impair the HPA response to insulin-induced hypoglycemia. Vranic, Mladen, Matthews, Steve Am J Physiol Regul Integr Comp Physiol. 2005 Jul;289(1):R235-46&lt;br /&gt;14. Mild Traumatic Brain Injury The Missed Diagnosis Prof. D. Corydon Hammond, Ph.D., ECNS, QEEG-D, BCIA-EEG University of Utah School of Medicine International Society for Neurofeedback &amp;amp; Research http://www.isnr.org/information/mtbi.cfm&lt;br /&gt;15.Practıce Management Guıdelınes For The Management Of Mıld Traumatıc Braın Injury: The EAST Practice Management Guidelines Work Group James G. Cushman, MD, Nikhilesh Agarwal, MD 2001 Eastern Association for the Surgery of Trauma&lt;br /&gt;16.Diabetes Insipidus, Secondary Hypoadrenalism and Hypothyroidism after Traumatic Brain Injury: Clinical Implications S. Tsagarakis, M. Tzanela Pituitary Volume 8, Numbers 3-4 / December, 2005&lt;br /&gt;17.One-year follow-up of patients with mild traumatic brain injury: Occurrence of post-traumatic stress-related symptoms at follow-up and serum levels of cortisol, S-100B and neuron-specific enolase in acute phase Peter Sojka ;  Britt-Marie Stålnacke Brain Injury, Volume 20, Issue 6 June 2006 , pages 613 – 620&lt;br /&gt;18.The addicted human brain: insights from imaging studies Nora D. Volkow, Joanna S. Fowler J Clin Invest. 2003 May 15; 111(10): 1444–1451&lt;br /&gt;19Activation of Orbital and Medial Prefrontal Cortex by Methylphenidate in Cocaine-Addicted Subjects But Not in Controls: Relevance to Addiction Nora D. Volkow,1,2 Gene-Jack Wang The Journal of Neuroscience, April 13, 2005, 25(15):3932-3939&lt;br /&gt;20 New Research Gıves Addıcts Hope That Effects Of Addıctıon Could Be Reversed News Release Nr-23-06 (10/15/06)&lt;br /&gt;21.Attention-deficit disorder (attention-deficit/hyperactivity disorder without hyperactivity): A neurobiologically and behaviorally distinct disorder from attention-deficit/hyperactivity disorder (with hyperactivity) Adele Dıamond MD, Dev Psychopathol. 2005; 17(3): 807–825&lt;br /&gt;22.Past and present strategies of research on the HPA-axis in psychiatry Berger M, Krieg C Acta Psychiatr Scand Suppl. 1988;341:112-25&lt;br /&gt;23.Stress peptides and HPA axis reactivity in depression Nemeroff C.B.; Stout S.C.; Owens M.J. European Neuropsychopharmacology, Volume 5, Number 3, September 1995, pp. 242-243(2)&lt;br /&gt;24.Anonymous, 2002. WHO Traditional Medicine Strategy 2002-2005, World Health Organization, Geneva.&lt;br /&gt;25 Journal Agriculture Food Chemistry 49: 2592-99, 2001&lt;br /&gt;26.J Agriculture Food Chemistry 53:6254-61, 2005&lt;br /&gt;27.J Chromatography A 1074:133-8, 2005&lt;br /&gt;28 Magnesium Research 14:257-62, 2001&lt;br /&gt;29 Magnesium Trace Elements 1991-92; 10(2-4):136-41&lt;br /&gt;30 Annals Emergency Medicine 1994 Jul; 24(1):61-4&lt;br /&gt;31 American Journal Cardiology 1986 Apr 15; 57(11):956-9&lt;br /&gt;32 British Medical Journal 1996, 312: 1101&lt;br /&gt;33 American Journal Clinical Nutrition 75: 550-54, March 2002&lt;br /&gt;34 The Lancet 359: 1877-90, June 1, 2002&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1131842960591630400-5072586827825982892?l=beyindoktoru.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/feeds/5072586827825982892/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1131842960591630400&amp;postID=5072586827825982892' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/5072586827825982892'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1131842960591630400/posts/default/5072586827825982892'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://beyindoktoru.blogspot.com/2008/03/beyin-ve-tbbi-gerekler.html' title='Beyin ve Tıbbi Gerçekler'/><author><name>Dr.Güçlü Ildız</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01733662366142302788</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
